AY IŞIĞINA BAYILIYOR AMA KÖTÜLEMİYOR KARANLIĞI

12 Tem 2026 - 23:23 YAYINLANMA

Bir çift güvercin havalansa 

Yanık yanık koksa karanfil

Değil bu anılacak şey değil

Apansız geliyor aklıma.

 

Melih Cevdet ANDAY

Bildiğiniz gibi “Garip şiir akımı”nın üç şairinden biri de Melih Cevdet Anday’dır. Orhan Veli ve Oktay Rıfat ile görüşüp tanışmam mümkün olmadı ama M. C. Anday’la 1972’de bu şansı yakaladım. Şair olarak ünlüydü o ama ben kendisini daha çok Cumhuriyet gazetesindeki yazılarıyla tanıyıp sevmiştim.

İlhan Selçuk, Prof. Tütengil, Oktay Akbal ve Sami Karaören’in de bulunduğu bir yemekte en az konuşan oydu. Dinlemeyi seviyor, her konuya girmiyordu. Sorulara bile çoğu kez evet, hayır demekle yetiniyordu.

1974-1976 yıllarında İstanbul Milli Eğitim Müdürü Halis Kurtça ile Cumhuriyet gazetesini ziyaretlerimizde İlhan Selçuk, Oktay Akbal ve Sami Karaören’le görüşüp sohbet eder; çaylarını, kahvelerini içerdik de gazetenin patronu ve başyazarı Nadir Nadi ile Melih Cevdet’e uğramazdık. Onları sevip saymadığımızdan değil ama.

1915’te Çanakkale’de doğan şairimiz, -Nadir Nadi hariç- yaşça da birkaç yaş büyüktü; adı geçen yazarlardan. Herkesin aynı olmasını beklemek hakkımız değil! Nasıl ki her çiçek rengi, biçimi ve kokusuyla farklıysa insanlar da öyle… Lâle gül gibi olamaz, gül de menekşe gibi…

Meyveler, sebzeler de öyle değil mi? Çam da ağaçtır, çınar da… Ardıç ve kavak da ağaçtır; akasya, incir ve ceviz de… Benzer yanları olsa bile benzemezlikleri daha çok; değil mi?

Neyse bilgiçlik taslamayı bir yana bırakıp asıl konumuza döneyim. Ailesi İstanbul’a göç edince ortaokulu bu kentte bitirir. Babasının işi dolayısıyla Ankara’ya taşınırlar. Bu kez kahramanımız Ankara Erkek Lisesi öğrencisidir. En yakın arkadaşları Orhan Veli Kanık ve Oktay Rıfat Horozcu’dur. Edebiyat öğretmenleri de şair Ahmet Hamdi Tanpınar… Dolayısıyla edebiyatımızda “yeni şiir” döneminin başlangıcı olan “Garip Şiir” akımının temeli bu okulda atılır.

Belçika’da iki yıl süren sosyoloji öğrenimini 2. Dünya Savaşı nedeniyle tamamlamadan döner. 1941’de lisedeki iki arkadaşıyla birlikte (Orhan Veli, Oktay Rıfat) “Garip” adlı bir şiir kitabı yayımlayarak “yeni şiir” akımının öncüleri arasına katılır. Anday daha sonra dergilerde yayınlanan şiirlerini “Rahatı Kaçan Ağaç” adlı kitapta toplar. (1946)

“Niçin kaçıyormuş rahatı ağacın?” diye merak ederseniz, kitaba adını veren şiirde var; bu sorunun yanıtı. Öyleyse birlikte okuyalım; bu güzel şiiri:

 

RAHATI KAÇAN AĞAÇ

 

Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın

Saadetin adını bile duymamış

Tanrının işine bakın

 

Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgârı, karı

Ay ışığına bayılıyor 

Ama kötülemiyor karanlığı

 

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrenegörsün aşkı

Ağacı o vakit seyredin.

 

Yoruma gerek yok, değil mi? Rahatınızı kaçırmak istemezseniz; siz de aşktan meşkten, iç ve dış sömürüden, adaletsizlikten, ağaların, Bolu Beylerinin baskısından, zulmünden söz eden kitaplar okumayın sakın! Gözünüzü kapatıp kulaklarınızı tıkayın biraz! Birçok şeyi görmezden, başkalarına yapılan haksızlıkları duymazdan gelin! Size ne başkalarından?

Bile bile rahatınızı bozmaya ne gerek var? Size dokunmayan yılan bin yaşasın; değil mi ya!

Bize dokunmayan yılana duamızı yaptığımıza göre, bir şiir daha okuyalım şairimizden:

 

YALAN

Ben güzel günlerin şairiyim

Saadetten alıyorum ilhamımı

Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum

Mahpuslara affı umûmiden

Çocuklara müjdeler veriyorum

Babası cephede kalmış çocuklara.

 

Fakat güç oluyor bu işler

Güç oluyor yalan söylemek…

 

Ah be sevgili şairim, sana bu çok mâsum yalanları söylemek bile güç gelirken, her sabah ve her akşam televizyonlarımızda ne büyük yalanlar söylendiğini bir bilsen… Şiirinde özellikle belirttiğin gibi yalan söylemek güç olsa, adı sanı ünlü onca insan bunca çok yalanı nerden, nasıl bulup da söylerdi?

1980’den sonra, Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Bedreddin Dalan İSTEK Vakfını kurarak birçok lise yaptırmıştı. Bunlardan biri de Florya’daki İSTEK Vakfı Bilge Kağan Deneme Lisesi idi. Kızım Dilem Gözde ilkokulu bitirince bu lise öğretime başladı. Biz de Florya’da oturduğumuz için, “En iyi okul eve en yakın okuldur” deyip bu okulu seçerek ortaokul 1’in hazırlık sınıfına 39 numara ile kaydettirdik kızımızı. (1987)

Sanırım lise 1’deyken okulda şiir okuma yarışması düzenlenmiş. Kızım, “Baba ben de yarışmaya katılmak için adımı yazdırdım. Hangi şiiri okuyayım sence?” diye sorunca, “Seçme hakkı senin” deyip sanırım 30 kadar şiir okudum ona. Hepsini dikkatle dinleyip kendince her birine not vererek sonunda Edip Cansever’in “Masa da Masaymış Ha” şiirini seçti. Ve yarışmada bu şiiri okuyarak birinci oldu. 

 Bir yıl sonraki yarışmada da aynı yöntemi uyguladık. Bu kez de Melih Cevdet Anday’ın “Düzenli Dünya” şirini okuyarak birinci seçildi. (*) Şöyle başlar o şiir:

        

 “Bayılırım şu düzenli dünyaya/Kışı yazı/Baharı güzü/Gecesi gündüzü sırayla/Ağaçların kökü içerde/Bütün ağaçların kökü içerde/Dağların başı yukarda/Bütün dağların başı yukarda/İnsanların aklı başında/Bütün insanların aklı başında/Beş parmak yerli yerinde/Baş, işaret, orta, yüzük, serçe/ Diyelim kalksa da serçe/Orta parmağa doğru yürüse/Ne haddine!”

Şairimiz haklı… Herkes yerini de bilecek, haddini de!.. Değil mi ya?

Devamını yazmıyorum. Merak eden bulup okusun. Bu haftalık benden bu kadar…

------------------------------------------------------- 

(*) Son sınıftayken, Ahmet Muhip Dıranas’ın “Fahriye Abla” şiirini okuyarak birinci olmuştu.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: