ENKAZIN ALTINDA KALAN SADECE BİNALAR DEĞİLDİ...

09 Şub 2026 - 12:04 YAYINLANMA

Şubat depreminin yıldönümünde afet haberciliği, dezenformasyon ve medya etiği üzerine. . . 

Şubat ayı geldiğinde bu ülkenin kalbi biraz daha yavaş atıyor.

Takvim ilerliyor ama hafıza ilerlemiyor.

Çünkü bazı acılar zamanla geçmiyor; zamanın içine yerleşiyor.

Depremin üzerinden bir yıl geçti.

Ama o gece atılan başlıklar, açılan canlı yayınlar, paylaşılan görüntüler hâlâ zihnimizde.

Ve bugün artık şunu daha açık söylemek zorundayız:

Enkazın altında kalan sadece binalar değildi.

Medya etiği de ağır bir sınav verdi.

Afet Haberciliği: Bilgi Vermek mi, Gösteri Yapmak mı?

Afet anlarında gazetecilik refleksi hızlanır.

Ama hız, hakikatin önüne geçtiğinde meslek zarar görür.

Kameranın enkazın dibine sokulması,

Ağlayan bir annenin yüzüne mikrofon tutulması,

“Son durum” diyerek tekrar tekrar aynı acının ekrana taşınması…n

Bunlar haber midir, yoksa acının teşhiri mi?

Medya etiği tam da burada devreye girer.

Çünkü etik, “yapabilirim” ile “yapmalıyım” arasındaki farktır.

Dezenformasyon Sadece Yalan Değildir

Afet dönemlerinde dezenformasyon, çoğu zaman kötü niyetle değil;

etik süzgeç çalıştırılmadan yapılan paylaşımlarla yayılır.

Doğrulanmamış bir bilgi,

Kaynağı belirsiz bir iddia,

“Böyle deniyor” diye aktarılan söylentiler…

Bir anda infodemiye dönüşür.

Yani bilgi kirliliği, gerçeğin üzerini örter.

Ve medya, eğer etik ilkelere sırtını yaslamazsa,

bilginin panik üretmesine aracılık eder.

Medya Etiği Afet Zamanlarında Daha Ağır Bir Yüktür

Normal zamanlarda yapılan bir hata,

Afet zamanlarında telafisi olmayan sonuçlar doğurur.

Yanlış bir haber:

 • Bir kurtarma ekibini yanlış yöne sevk edebilir.

 • Bir aileye boş umut verebilir.

 • Toplumsal güveni kalıcı olarak zedeleyebilir.

Bu yüzden afet haberciliğinde etik, bir lüks değil;

hayati bir zorunluluktur.

Gazetecinin görevi sadece aktarmak değildir.

Koruma sorumluluğu da vardır:

 • Mağdurun onurunu,

 • Toplumun ruh sağlığını,

 • Gerçeğin kendisini korumak.

İnfodemi Çağında Gazeteci Vicdanı

Sosyal medya çağında herkes yayıncı.

Ama herkes gazeteci değil.

Gazeteciliği ayakta tutan şey;

etik ilkelere bağlılık, doğrulama kültürü ve vicdandır.

Bir haberi atmamak bazen daha doğrudur.

Bir görüntüyü yayınlamamak bazen daha insani.

Bir cümleyi yumuşatmak bazen daha gerçektir.

Çünkü etik, sessizlikle de konuşur.

Yıldönümünde Kendimize Şu Soruyu Sormalıyız:

Biz bu afetten ne öğrendik?

Sadece bina yönetmeliklerini mi?

Yoksa kelimelerin de yıkıcı olabileceğini mi?

Bugün hâlâ konteynerde yaşayan insanlar varken,

Bugün hâlâ travmayla uyanan çocuklar varken,

Medyanın dili de yaraları kaşımamalı.

Bir Meslek Yemini Gibi

Şubat depreminin yıldönümünde bir kez daha hatırlayalım:

Afet haberciliği, gerçeği bağırarak değil,

sorumlulukla söylemektir.

Medya etiği, kriz anlarında askıya alınacak bir kural değil;

tam tersine en sıkı sarılmamız gereken pusuladır.

Çünkü bazen bir haber,

bir binadan daha ağır çöker insanın üzerine.

Ve bazen bir cümle,

bir hayatı kurtarır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: