GÜZELLİĞİN ÖLÇÜSÜ
“Bu akl u fikr ile Mevlâ bulunmaz
Bu ne yâredir ki merhem bulunmaz”
Yunus Emre’nin bu mısraları, insanın hakikat arayışını iki kelime ile özetler: akıl ve aşk. İnsan düşünür, sorgular, ölçer, tartar; akıl onu hakikatin kapısına kadar götürür. Lakin o kapıyı aralayan güç akıl değil, aşktır. Hakikatle kurulan bağ, çoğu zaman kalbin derinliğinde doğan bir teslimiyetle gerçekleşir.
İrfan geleneği bu yüzden aklı bir bineğe benzetir. İnsan o binekle uzun yollar alır; fakat hakikatin asıl menziline gönülle varılır. Yunus’un “Bu akl u fikr ile Mevlâ bulunmaz” mısraı, aklı küçültmek için söylenmiş değildir. Aksine aklın sınırını ve aşkın ufkunu gösterir.
Hakikat arayışının bu dili, aynı zamanda güzelliğin de anahtarını verir. Çünkü İslam düşüncesinde güzellik, salt bir estetik beğeni meselesi değildir. Güzellik, hakikatle ilişkisi içinde anlam kazanır. İnsan, varlık ve sanat; hepsi ilahi cemâlin birer yansımasıdır.
Yunus’un diliyle söylersek:
“Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz”
Bu pazarda ölçü dünya ölçüsü değildir. Mal, makam ve şöhret değer taşımaz. Burada sermaye candır. İnsan hakikat uğruna nefsini, benliğini ve gururunu ortaya koyar. Çünkü güzelliğin kaynağı olan hakikatle buluşmak, insanın kendisini aşmasıyla mümkündür.
Yunus’un derdi de bu yüzden sıradan bir dert değildir:
“Kamunun derdine dermân bulunur
Şu benim derdime dermân bulunmaz”
Bu dert, hakikati arayan gönüllerin derdidir. İnsan bu dertle arar, bu dertle yol alır, bu dertle olgunlaşır. Tasavvuf büyüklerinin “dağ-ı aşk” dediği hâl tam olarak budur. Yaradır, fakat aynı zamanda insanı dirilten bir sırdır.
&
İslam düşüncesinde güzellik meselesi de bu hakikat anlayışıyla iç içedir. Mutlak güzel olan Allah’tır. Varlık âlemi ise o güzelliğin tecellileriyle doludur. Gökte, yerde ve insanın içinde görülen bütün incelikler, ilahi sanatın işaretleridir.
“Yüzünü nereye dönersen dön Allah’ın vechi oradadır” (Bakara, 115)
Fakat güzelliği görmek her bakana nasip olmaz. Aynı manzaraya bakan iki insan farklı şeyler görebilir. Birinin kalbini hayranlık kaplarken, diğeri aynı manzarayı sıradan bulabilir. Bu yüzden güzellik meselesinde bir izafiyet vardır.
Şairin şu mısraları bu hakikati dile getirir:
“Güzelliğin on par’etmez
Şu bendeki aşk olmasa”
Güzellik çoğu zaman bakanın kalbiyle anlam kazanır. Kalpte aşk varsa güzellik büyür; kalpte o derinlik yoksa güzellik sıradanlaşır. İslam medeniyetinde güzellik anlayışı bu yüzden ölçüye bağlıdır. Güzellik, insanı hakikate yaklaştırdığı ölçüde değer kazanır.
Kur’an’da güzel elbiseden söz edilir. Fakat bu güzellik gösteriş için değil, ilahi huzura çıkarken duyulan saygının bir ifadesidir. Kadının ziyneti vardır; fakat bu ziynet teşhir için değil, aile hayatının mahremiyetinde anlam kazanır. Sanat güzeldir; fakat yaratma iddiasına dönüşürse ölçüsünü kaybeder.
Bu anlayış, güzelliği sadece gözün gördüğü bir şey olmaktan çıkarır. Güzellik bir ahlâk meselesi hâline gelir.
&
“Allah’ın boyası ile boyanın! Kimin boyası Allah’ın boyasından daha güzel olabilir!” (Bakara, 115) ayeti insanın kemâl yürüyüşüne istikamet çizer. Bu yürüyüşün en canlı örneği ise Peygamber Efendimizin hayatıdır. Onun ahlâkına yaklaşan, aynı zamanda güzelliğin en saf ölçüsüne yaklaşmış olur.
Peygamber Efendimiz kendisine kadın ve güzel kokunun sevdirildiğini ifade etmiş; fakat göz nurunun namaz olduğunu özellikle belirtmiştir. Bu hadis, güzelliğin hayatın içinde bulunduğunu fakat ruhu besleyen asıl kaynağın kulluk olduğunu gösterir.
Yunus Emre’nin son mısraları ise bu yolculuğun nihai sırrını dile getirir:
“Yunus öldü deyû salâ verirler
Ölen hayvân imiş âşıklar ölmez”
Aşk ile hakikate bağlanan insan için ölüm bir son değildir. Çünkü o insanın hayatı artık sadece bedene bağlı değildir. Hakikatle kurulan bağ, onu zamanın ötesine taşır.
&
Sonuçta akıl insanı düşünmeye sevk eder; fakat hakikatin kapısını aşk açar. Güzelliğin gerçek ölçüsü de bu hakikatle kurulan bağda ortaya çıkar.
İnsan Allah’ın ipine sarıldıkça, onun ahlâkıyla ahlâklandıkça ve Peygamber’in izinden yürüdükçe güzelliğin ölçüsü berraklaşır.
O zaman anlaşılır ki kemâl de cemâl de aynı kaynaktan doğar. Ve hakiki güzellik, Allah’tan ve O’nun güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderdiği Peygamberinden süzülen nurdur.