KÜRESEL GERİLİM, YEREL KIRILGANLIK: HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAN TÜRKİYE’YE UZANAN RİSKLER
Orta Doğu’da tırmanan İsrail-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’ndaki artan riskler, petrol fiyatlarını yükselterek küresel ekonomiyi yeni bir belirsizlik dalgasına sürüklüyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının ardından boğazın kapanma riski, enerji arzına ilişkin endişeleri derinleştirirken, Brent petrol fiyatları da yükselişe geçti. Ancak Türkiye açısından bu gelişmeler, geçici bir dış şoktan çok daha fazlasını ifade ediyor: enerji ithalatına dayalı büyüme modelinin yarattığı yapısal kırılganlıklar, her fiyat artışıyla birlikte cari açık, enflasyon ve büyüme üzerinde zincirleme bir baskı yaratıyor. Bu tablo, küresel krizlerden çok, direnç üretemeyen ekonomik yapının sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Bugün yaşananlar, pandemi sonrası toparlanma sürecinde zaten kırılganlaşmış olan küresel ekonominin yeni bir stres testinden geçtiğini gösteriyor. Türkiye açısından bu gelişmeler, kronikleşmiş enerji bağımlılığının yarattığı kırılganlığı yeniden görünür kılarken; küresel ölçekte güç dengeleri ve ticaret rotaları da yeniden şekilleniyor.
KÜRESEL TİCARETİN DARALAN DAMARLARI:Hürmüz Boğazı’nda Artan Riskler
Dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda artan riskler, küresel enerji piyasalarında arz şoku beklentisini güçlendirdi. Brent petrol fiyatlarının 90 doların üzerine çıkması, enerji maliyetlerini küresel ölçekte yukarı taşırken, navlun ve sigorta maliyetlerinden lojistik giderlere kadar tüm değer zincirlerinde maliyet enflasyonunu tetikliyor.
Bu tablo, pandemi sonrası toparlanmaya çalışan küresel ticaret için yeni bir şok dalgası anlamına geliyor.
ABD: Enerji Gücü ve Stratejik Esneklik
Amerika Birleşik Devletleri, kaya petrolü ve doğalgaz üretimi sayesinde enerji arzı açısından görece avantajlı konumda. Petrol fiyatlarındaki artış, ABD ekonomisi için diğer gelişmiş ülkelere kıyasla daha sınırlı bir risk oluşturuyor. Öte yandan, Orta Doğu’daki gerilim, ABD’nin bölgesel stratejilerini yeniden şekillendiriyor; enerji fiyatları bazen maliyet unsuru olmaktan çıkarak stratejik bir araç hâline geliyor.
ÇİN: Enerji Bağımlılığı ve Büyüme Riski
Dünyanın en büyük enerji ithalatçılarından biri olan Çin, Orta Doğu’daki gerilimlerden doğrudan etkileniyor. Yükselen petrol ve doğalgaz maliyetleri, üretim giderlerini artırıyor ve ihracat rekabetçiliğini baskılıyor. Zaten yavaşlama sinyalleri veren Çin ekonomisi için bu durum, büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesi riskini güçlendiriyor. Çin’in enerji arz güvenliğini sağlamak için stratejik rezerv politikalarına ve alternatif tedarik yollarına daha fazla ağırlık vermesi kaçınılmaz hâle geliyor.
AVRUPA: Stagflasyon Gölgesinde
Rusya-Ukrayna savaşının ardından derinleşen enerji krizini hâlâ atlatmaya çalışan Avrupa, şimdi Orta Doğu kaynaklı yeni bir enerji şokuyla karşı karşıya. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, kıta genelinde enflasyonist baskıları yeniden tetikleyebilir. Sanayi üretiminde maliyetlerin yükselmesi, özellikle ihracat odaklı ekonomilerde rekabet gücünü zayıflatıyor. Almanya gibi sanayi devleri, artan enerji maliyetleri nedeniyle üretim avantajlarını yitirirken, Avrupa ekonomisi düşük büyüme ve yüksek enflasyon (stagflasyon) riskiyle yüzleşiyor.
RUSYA: Fiyat Artışıyla Gelen Geçici Avantaj
Enerji ihracatçısı bir ülke olarak Rusya, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükselişten kısa vadede kazanç sağlıyor. Uygulanan yaptırımların etkisini kısmen dengeleyen bu durum, Moskova’ya nefes aldırıyor. Küresel enerji piyasalarındaki dalgalanma, Rusya’nın alternatif pazarlara yönelme stratejilerini güçlendiriyor. Ancak uzun vadede küresel talepte yaşanabilecek daralma, Rusya için ciddi bir risk teşkil ediyor.
ORTA DOĞU: Risk ve Belirsizlik Sarmalı
Orta Doğu, İsrail-İran geriliminin doğrudan merkezinde yer alıyor. Petrol ihracatçısı ülkeler, fiyat artışından kısa vadede gelir elde etse de, artan jeopolitik riskler bölgeye yönelik yatırımları azaltıyor ve ekonomik belirsizliği derinleştiriyor. Bölgedeki herhangi bir geniş çaplı çatışma, yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel ticaretin güvenliğini de tehdit edecek boyutlara ulaşabilir.
TÜRKİYE: Hürmüz Şoku ve Kırılganlığın Derinleşen Anatomisi
Türkiye açısından tablo çok daha kırılgan. Enerji ithalatına dayalı büyüme modeli, her petrol fiyatı artışıyla birlikte cari açık, enflasyon ve büyüme üzerinde zincirleme baskı oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’nda artan riskler, Brent petrol fiyatlarını 90 doların üzerine taşıyarak Türkiye ekonomisinin hassas dengelerini sarsıyor.
Türkiye ekonomisi açısından bu gelişmeler, geçici bir dış şoktan çok daha fazlasıdır: yapısal kırılganlıkların yeniden açığa çıkmasıdır.
Yapılan tahminlere göre; petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 2,5 milyar dolar, enflasyonu ise 1 puan artırıyor. Fiyatlar 100 dolara çıkarsa, cari açık 10–12 milyar dolara, enflasyon ise 3,5–4 puan civarında yükselebilir.Bu tablo, Türkiye ekonomisinin enerji fiyatlarına karşı ne denli yüksek duyarlılığa sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı zamanda enerji fiyatlarındaki artış: Bütçe dengesi üzerinde ek yük oluşturmakta, Kamu harcamalarını artırmakta, Para ve maliye politikası arasındaki dengeyi zorlamaktadır.
Enerji maliyetlerindeki artış, ulaştırma ve lojistik üzerinden gıda fiyatlarını, sanayi üretimi üzerinden genel fiyat seviyesini ve hanehalkı bütçesi üzerinden talep yapısını doğrudan etkiliyor. Artan maliyetler üretim üzerinde baskı oluştururken, yükselen enflasyon hanehalkı talebini zayıflatıyor; sonuç, çift yönlü bir sıkışma ve büyümede yavaşlama.
Türkiye’nin büyüme modeli, uzun süredir enerji ithalatına dayalı bir yapı sergilemekte. Ekonomi, her enerji şokunda aynı döngüye giriyor:
Enerji fiyatı ^ › İthalat maliyeti ^ › Cari açık ^ › Döviz talebi ^ › Kur ^ › Enflasyon ^ › Büyüme yavaşlıyor
POLİTİKA SEÇENEKLERİ: Yapısal Dönüşüm Zorunluluğu
Bu kırılganlığı değiştirmek için artık geçici önlemler yeterli değil. Türkiye’nin çok boyutlu bir dönüşüm stratejisine ihtiyacı var:
• Enerji bağımlılığını azaltmak: Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarını artırmak,
• Üretim yapısını dönüştürmek: Yüksek katma değerli ve düşük enerji yoğun sektörlere geçiş,
• Makroekonomik istikrarı güçlendirmek: Öngörülebilir para ve maliye politikalarıyla kurumsal güveni tesis etmek,
• Dış finansman bağımlılığını azaltmak: İhracatın niteliğini artırmak ve doğrudan yatırımları çekmek.
SONUÇ: Küresel Şok Değil, Yapısal Gerçek
İsrail-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’nda artan riskler, küresel ekonomi için yeni bir stres testi niteliği taşırken; Türkiye açısından bu gelişmeler, geçici bir dış şoktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Enerji ithalatına dayalı büyüme modeli sürdükçe, petrol fiyatlarındaki her artış cari açık, enflasyon ve büyüme üzerinde aynı kırılganlıkları yeniden üretmeye devam ediyor. Bu nedenle mesele, yalnızca dışsal şokları yönetmek değil; bu şoklara karşı sürekli savunmasız kalan ekonomik yapıyı dönüştürmektir.
Enerji bağımlılığı azaltılmadan, üretim yapısı daha yüksek katma değerli bir zemine taşınmadan ve dış finansman ihtiyacı kalıcı biçimde düşürülmeden, Türkiye ekonomisi her küresel dalgalanmada benzer bir döngüyle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla bugün yaşananlar bir istisna değil, uzun süredir sürdürülen ekonomik modelin doğal bir sonucudur.
Türkiye’nin önünde artık net bir tercih vardır: Ya kırılganlığı yönetmeye devam edecek ya da yapısal dönüşümü gerçekleştirerek ekonomisini daha dirençli bir yapıya kavuşturacaktır. Aksi takdirde değişmeyen soru yine karşımıza çıkacaktır: Türkiye ekonomisi gerçekten büyüyor mu, yoksa sadece kırılganlıklarını mı büyütüyor?
Bu belirsizliklerin ve küresel gerilimlerin gölgesinde, barışın ve istikrarın kıymeti her zamankinden daha fazla hissedilmektedir. Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, bugün yalnızca bir temenni değil, küresel huzurun ve sürdürülebilir kalkınmanın temel şartı olarak karşımızda durmaktadır.
Bu anlayışla; başta ülkemiz olmak üzere tüm İslam âleminin bayramını en içten dileklerimle kutluyor, bayramın barış, huzur, sağlık ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.