SAZIN TELLERİNE DELİ GÖNLÜMÜ

17 May 2026 - 23:58 YAYINLANMA

Dilaver Cebeci Ağabey “saz”ı anlatmış;

“Bir sazım olsa, göğsüne ortası kanlı bir yürek resmi yapardım. O kadarcık mı? Sapına da bir çiçek… papatya mı desem, lâle mi, çiğdem mi? Herhalde kocaman bir papatyayı tercih ederdim. Tellerini özene bezene gerer, iyice bir düzen verirdim. “Teller muradını alırdı” Onu dost bilirdim. Bir askerin tüfeğine baktığı gibi bakardım, canım gibi severdim. Sazını ihmal edenlere nasıl kızmayayım. Ah bir saz çalabilsem. “Hele çal bakalım aşık” dediler mi, şöyle üstüne kapanır, gözlerimi yumar, parmaklarımı o kocaman papatyanın sağında solunda, ortasında gezdirerek önce;

 

“Meşeler göğermiş varsın göğersin,

Söyleyin soysuza durmasın gelsin”

 

diye başlardım. Tezene ile parmaklarım şahane bir uyum içinde işini görürken, ben göğermiş meşelerle bezenmiş tepelerde dolaşırdım.

Bir sazım olsa, kolunun tam ucuna beş renkli bir püskül asardım: Mavi, yeşil, kırmızı, siyah ve sarı… Niye bu renkleri seçtiğimi, püskülünün neden bir tuğu andırdığını sorarlardı elbet. Nasıl candan , yürekten, şevk ile anlatırdım. Hatta beş rengin sırrını bile söylerdim. Sonra öyle bir eski türküye başlardım ki, dinleyenler önce birbirinin yüzüne bakıp, ağızları açık kalırdı. Sazımın telleri duyulmamış sesler çıkarır, sonra ben duyulmamış türküme devam ederdim:

 

“O yar gitmiş yetişemem göçüne,

Ahdım olsun altın takam saçına.”

 

O türküyü hiç söylemedim. Fakat işte bunun gibi bir şey… Ben sazıma yağmur yağdırabilirdim, cenk ettirebilirdim. Hangi âşık bunları yapabilir?

Kerkük türkülerini, hoyratlarını ihmâl edeceğimi mi sanıyorsunuz?

“Kalenin dibinde üç ağaç incir,

Elimde kelepçe boynumda zincir.”

Ah bir sazım olsa, bir saz çalabilsem.”

Bugün de rahmetler dileyerek Yetik Ozan’dan (Dr. Turgut Günay) Nida Tüfekçi’ye yazdığı bir şiiri koyalım.

 

Bağlama

 

Her sevgi bir düğüm atmış koluna

Dokundukça inler, yarası vardır.

Irak gönüllerin uçurumuna

Ezgiden bir köprü kurası vardır.

 

Aslı saçlarını yönüne sermiş,

Altı tel koparıp göğsüne germiş,

Kerem, yarasından bir kabuk vermiş,

Sızlaya sızlaya vurası vardır.

 

Aşık sofrasında bir ayak olur,

Şenlik bırakanda Sümmânî alır.

Humarı kan ile karışıp kalır

Atadan toruna süresi vardır.

 

Veysel ile yumup iki gözünü

Görür gerçeklerin gizli yüzünü,

Emrah ile gamda tartar özünü;

Ağır yükü, hafif darası vardır.

 

Ak kuşlukta abdal öğütlemesi,

Kara günde kardaş ağıtlaması,

Kızıl tanda Avşar yiğitlemesi:

Nefesi, nidası, narası vardır.

 

Bozok yaylasında çamlarca uzun

Bir tütün kesilir çektiği hüzün

Nice ki, orda bir sürmeli gözün

Gönlüne yansımış karası vardır.

 

Şeker dağı acı sözden bıkanda

Etekleri misket misket kokanda,

Ardıçtan kovalar inip çıkanda

Her kuyu başında sırası vardır.

 

Söğüt çarşısında günle erenler

Zile düzlerinde burçak derenler

Ankara’da dama bulgur serenler

Dostudur, hal hatır sorası vardır.

 

Beşparmak’ta gümüş mavzer kesilir;

Çatal yüreğine barut basılır,

Alt teli bir tetik olup kasılır;

Bengide patlamak töresi vardır.

 

Yol üstü inerken Kelkit’in bucağı

Bağrına saplanır bir bağ bıçağı,

Eğin dedikleri gurbet ocağı

Iraktan el sallar, göresi vardır.

 

Çarşambaya yağmur yağar sel alır;

Yamadan dolanır, bayır, bel alır

Çorum’da Dürdane kızdan el alır

Yan yana halaya giresi vardır.

 

Muş’un yokuşunu çıkmış yorulmuş,

Narman’da bir güzel görmüş vurulmuş,

Ürgüp’te önüne tuzak kurulmuş;

Göğsünde üç kurşun beresi vardır.

 

Engeller koymuyor; yol sarp, o yaya

Ziganalar sisli, Kop kaya kaya

Bayburt’ta üç günü dönmüş üç aya;

Kaygulanıp tütün sarası vardır.

 

Fırat hoyrat akmış, o hoyrat akmış,

Urfa gibi göz göz Mardin’e bakmış,

Diyarbakır sıcak, kibritsiz yakmış;

Harput’un çayında çırası vardır.

 

Şahin yuvasında baykuş tünerken

Antep sınırlardan gazi dönerken

Tokat bir yabancı yüze inerken

On beşliler ile kurası vardır.

 

Gence’de topraksız lale örneği

Tebriz’de bayraksız kale örneği,

Kerkük’te ceylansız bala örneği

Öksüz tarı, tutsak curası vardır.

 

Nice ki ölüm var er geç kaderde

Bir içli ağıtla susar son perde

Karacaoğlan’ın yattığı yerde

Sonsuza dek nöbet durası vardır.

 

Yetik Ozan 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: