Öğr.Gör. Muhittin Gümüş Yazdı: İnsan
Yaşadığımız evrende yaratılmışların en mükemmeli olan insanın fiziksel özelliklerinin yanı sıra ruhsal halleriyle bir bütünlük içinde olması..
Prof.Dr. Nurullah GENÇ / Şair-Yazar
Sorulardan ev yapmaya çalıştığım önceki yazılarımdan birisinde, yeteneklerden bahs etmiş ve yetenek dağılımları ve insan-diğer canlılar ekseninde değerlendirmelerde bulunmuştum. Yetenek hususu özellikle insan söz konusu olduğunda pek çok gelişime kaynaklık ederken, pek sorunu da beraberinde getirir. Yeteneklerin kaynağı ona sahip olanların kendileri de değildir. Yetenekleri bir kenara bırakalım, sıradanlığın kaynağı bile asla ve asla rasgelelik olamaz. Çünkü rasgelelik diye bir şey yoktur.
Fransız düşünürü Moreno yeteneklerin kaynağının Allah olduğunu söylerken, onları geliştirmenin yolunun yardımcı egolarla beslenmelerinden geçtiğini ifade eder. İnsana ve diğer canlılara ibretle bakmayı becerebilen birisinin yetenekler konusunda sağlıklı bir düşünme imkanına kavuşup kaynağın O’nda olduğunu hissetmesi ve kabulü eğer yaratan da bunu murâd ederse mümkündür. Yaradanın murâd etmesinin önemi insanların kalplerinin ve ruhlarının onun kudret elinde olmasındandır.
Mü’min insan Allah’ın kendisine verdiği yetenekleri de, verilen diğer nimetler gibi kabul eder ve ona göre davranır. Yetenek nimetinin de şükrünü getirir. Bundan uzaklaştığı ve yeteneğinin sebebine değil sonuçlarına mahkum olmaya başladığı andan itibaren o yetenek kendisine hükmeden bir tirana dönüşmeye başlar. Bir mümin için büyük bir felaketin başlanğıcıdır bu. Hele bir de bu yetenek efkâr-ı umumiye tarafından alkışlanıp doruk noktalara taşınırsa durum daha da içinden çıkılmaz hale gelebilir. Yetenekli insanlarımızın ve özellikle de sanatkarlarımızın dünyasına içe ve dışa doğru büyüyen helezonlarla yaklaştığımızda bunun çarpıcı ve rahatsız eden misalleriyle karşılaşabiliriz. Mü’min olmayan için sorun yoktur. Çünkü o zaten üstünlüğüyle böbürlenen ve isyan bayrağını açan ateşler şahının hakimiyet alanındadır.
Oysa var eden değilseniz, size bir başka noktadan veriliyorsa bir şey, ancak ve ancak şükran ve minnet duygusuyla haddinizi bilmeniz gerekir. Çünkü siz sadece emanet edilensiniz. O emanet geri alınacaktır ve nasıl kullanıldığı size sorulacaktır. Yeteneklerin ve sanat kabiliyetinin de bu sınırın dışına çıkması mümkün değildir. Bu nedenle bütün eserlerin sadece insanların imbiğinden değil, günü gelince, doğru ve yanlışın açıkça ortaya çıkacağı mahşer gününde o mükemmel terazinin kefelerinden de geçeceği aşikardır.
Çünkü kaynak Allah ve O’nun sıfatlarıdır. Yaratan ve ruhundan üfleyen O’dur.
Bunun üzerinde de bir sonraki yazıda duralım nasip olursa…
Yaşadığımız evrende yaratılmışların en mükemmeli olan insanın fiziksel özelliklerinin yanı sıra ruhsal halleriyle bir bütünlük içinde olması..
Immanuel Kant, 1764’te yayınladığı “Yüce ve Güzel Olanı Hissetme Üzerine Gözlemler” adlı eserinde, Afrika siyahlarının doğadan zekâ alamadıklarını öne sürerken...
Egemen söylemlerin uzağında yürüyelim, şairin söylediği gibi “yürüyelim, gündüz, gece.” Madem “devletlüyüz”, durmayalım!...
Aydınlanma hareketinin zihinler için ürettiği kışkırtıcı tabletlerden biri de, bilgilenme eşitliği postülasıdır...
Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.
Yorumlar (0)