Bayram Bilge Tokel şunu yazdı: Bir Gönül Hizmetçisi: Neşet Ertaş

06 Oca 2026 - 23:07 YAYINLANMA
Bayram Bilge Tokel şunu yazdı: Bir Gönül Hizmetçisi: Neşet Ertaş

Bayram Bilge Tokel / Araştırmacı-Yazar-Sanatçı 

Bu ülkelerde en az yarım asırdan beri saz ve türkü denince akla gelen ilk isim Neşet Ertaş'tır. Çünkü sazı türküye, türküyü saza, kendisini de her ikisine anında bu kadar yakıştıran ve kapatılan ikinci bir ismin bulunduğu yerdeyse saklanıyordu. Onun yüzünden ki bundan 25 yıl önce çektiğimiz Bozkırın Tezenesi belgeseli'ne şu cümle ilemiştik: Neşet Ertaş demek türkü binlerce yıldır söylenecek ve söylenecek olan; Neşet Ertaş demek ki saz demektir binlerce yıldır çalınan ve çalınacak olan…

Anadolu'ya gelen kopuz ozanların elinde vardı. Anadolu'ya göçerken kutsal bir emanet gibi sahiplendiğimiz kopuza burada saz/bağlama adını verdik. Orta Asya bozkırlarında kopuzla çalıp çığırdığımız yır, aydım, koşuk, mahnı, türkî vb. Anadolu bozkırlarında halk havalarına türkü, koşma, nefes, deyiş, bozlak, barak dedik. İsimleri değişse de bunların çözümü ve ruhu şu üç kelime ile sırlıdır: Türk, Türkçe, Türkü… Yani türkünün özü, Türklerin, Türkçe ile söyledikleri havalardır. Zaten “türkü” de Türk'e has, Türk gibi, Türk'e göre anlamına gelen “Türkî”den geliyor.

Gelenek ve Neşet Ertaş

İşte Neşet Ertaş en az bin yılın o muhteşem sazını, özelliklerini ve avazını en iyi temsil eden; bu sazı, sözü ve avazı çağımıza taşıyan ustaların en başında gelen bir isim. Herkes bilmez ama O, sadece güzel saz çalan, güzel türküler söyleyen biri değil, yazan bir şairin türkülerinin sözlerini söyledi. Yani ozan, halk ozanı. Garip, Kul Garip, Garip Bülbül mahlaslarını kullanarak yazdıkları ve çok büyük bir kısmını 'havalandırarak' (besteleyerek) türküleştirdiği şiirleri ile binlerce yıllık 'halk ozanlığı' geleneğinin çağımızdaki önemli isimlerden biri aynı zamanda. Büyük güzellikteki sesin ve sazının etkisinden kurtulup pek dikkatimizi veremediğimiz türkülerinin sözlerine tekrar gözden geçirmenizi bunu hemen fark etmenizi rica ederiz.

Bu şiirlerin teknik ve estetik çalışmalarına sahip oldukları mükemmelliğe, anlam derinliğine, itibar zenginliğine, duygu yoğunluğuna ve kullanılan dilin sağlamlığına bakarak, şairlerini, halk şairliği töreninin altın halkalarından biri saymak yerinde olur. Bu kapsamda Neşet Ertaş, geleneğin öz kaynaklarından beslenen tüm gerçek ozanlar gibi, gelenek, özünden kopmadan ve aslı sunmakta zedelemeden onu yenileyerek devam ettiren az sayıdaki isimlerden biridir.

Yüksek ses gücü, derin irfâni bilgisi ile, ayrıntılı bir rutini devam ettirmenin, geleneğin aynen tekrarından değil, onu yenileyerek, yeniden ifade ederek söylemekten geçtiğini çok iyi biliyordu. Bunu sadece türküleriyle değil, vokal ve enstrümantal icrada sergilediği tavır, tarz ve yorum farklılığıyla ortaya koymakta. Deha derecesindeki yetenek ile havalandırdığı türküler ve bozlaklarda görülen hem orijinal ve sağlam, hem de lirik ve müzik cümleleri, ezgi zengin kalıpları ve makamsal zenginlik, aynı zamanda Ertaş'ın benzersiz bir kompozitör (besteci) olduğunu göstermektedir. Bu bakış açısı da bizim umut vericilerimizin pek ilgi alanına girmiyor nedense.

Gönül Delisi Bir Ozan

O kendisi, hayatın sıkıntısı ve çileleri ile çektiği gönül yarasının dinmeyen acılarını içinden geldiği gibi dile ve tele dökerek türküler havalandıran bir gönül hizmetçisi olarak görürdü. Bu dünyada Yunus'un “dostun evi” olarak adlandırılan gönüllerimizi almaya geldiğine inanıldı. Bunu sık sık, “biz gönül hızmatçısıyız, insan gönlüne hizmet Hakk'a hizmettir” şeklinde ifade ederdi. “Bizim silahımız gönüldür, biz gönülle ağlatır, gönülle güldürürüz” derdi. Babası Muharrem Ertaş'ın ardından ünlü bozlakta “Gönül delisini neyledin dünya” derken, Abdallık töreninin bu en güçlü damarına aynı anda vurgu yapılıyordu.

Ve en çok gönül üzerine türküler söyledi. Sayısını kendisinin de bilmediği türkülerinde en çok kullandığı kelimeler aşk, sevgi ve gönül idi. En çok sevilen türküsü Gönül Dağı, son albümünün adı “Gönül Yarası” idi. Konserlerdeki coşkun terapin dinlendiğinde “ayaklarınızın turabı, gönüllerinizin hızmatçısıyım” diye söylediğini, bazılarının sandığı gibi ezberlenmiş klişe bir ifade olmayı, son derece okulda söylendiğini biliyordu. Bir gün, bu mutlulukyi kendince küçültücü bulmak Üstad'a yakıştıramayan birine cevabı unutmuyorum: “Topraktan geldik, gideceğiz, ayakların turabısı olmak insanın aslına döndüğüdür; gönül hızmatçılığı ise insanın gücünün bir kaynağıdır, çünkü gönül Allah'ın evidir…”

Neşet Ertaş asıl gücü ve büyüklüğü, sanatı ve sanatçılığı bir çıkar kapısı, tamamlama basamağı, gösteriş unsuru olarak değil, samimi ve dürüstçe yapılan bir 'gönül hızmatı' olarak gören derviş yapabiliyorne. Sanat onun için samimiyet ve dürüstlük demekti. İnanmadığı, yaşamadığı, acısını yüreğinde hissetmediği hiç bir şeyi yazmadı, konuşmadı, çalıp söylemedi. Gücü de, cesareti de, sanatındaki olağanüstü başarıda büyük ölçüde bu özelliğinden ortaya çıktı. Sık sık şöyle derdi: “ Kendini bilen yaratıldığını bilir, yaratıldığını bilen Yaradan'ı bilir, Yaradan'ı bildikten sonra geriye ne kalır ki…

Son Büyük Abdal

Neşet Ertaş, binlerce yıllık tarihi ve kültürel geçmişe dayalı tasavvufi kaynaklı “Abdallık” geleneğinden büyük oranda besleniyordu. Daha çok sözlü kültüre dayalı, usta çırak ilişkisi ile devamı sağlanan, somut davranışlar bütünüyle nesilden nesile bizatihi yaşanarak ve sazla-sözle aktarılan bu kültür ve felsefe, O'nda tam bir hayat tarzına dönüşmüştü. Modern anlamda 'kültürlü' bir insan olmak çok, irfan sahibi. arif bir insan tipi idi. Kendi bildirimi ile, “mektep medrese görmemiş, okuma yazma askerlikte öğrenmiş, bir kitabı bile baştan okumamış” hakiki bir ümmi: “Derununda gevher ezen”, “özünü bendine çeviren”, “can gözüyle gören”, “tüm canları Hak bilen”, “sazını Hak için çalan” bir Garip Abdal… Babası merhum Muharrem Ertaş ile birlikte, Abdâlân-ı Rum'un, yani Anadolu Abdallarının çağındaki en büyük temsilcisi, oğlu abdal değil belki ama oğlu büyük Abdal…

Yetmiş dört yıllık ömründe yaşamadığı, yüreğinin derinliklerinde hissetmediği, acısını, sızısını gönlünde duymadığı hiçbir duygu, düşünce ve olayı ne anlattığını, ne yazdığını, ne de çalıp söyledi. Onun türküsünü, onun bozlakını, hatta onun oyun havasını, yüreğini yaralayan, içini kanatan, gönlünü yakan sevdaların, acıların, yoksulluk ve çilelerin içten gelen feryadı idi. Neşet Ertaş türkülerinin tiryakileri, O'nun en coşkulu, neşeli türkülerini söylerken bile, alttan alta derin bir acıyı ve hüznü yaşadığını ve dinleyenlere de yaşattığını mutlaka hissetmişlerdir.

Son Şiiri, Son Türküsü

Son bir yıl içinde, yakalandığı amansız insanların kendisinin yavaş yavaş sonuna yaklaştığını hissediyordu. “Daha havalandıracağım şiirlerim, çalıp öğrencilerim türkülerim, insanların insanlarım kendimce doğrularım var, umarım onları söylemeden beni çağırmaz” diyordu. Ve ardından ekliyordu: “Çağırırsa da hemen giderim, 'biraz işim var, mühlet ver' dedem”.

Repertuarını birlikte genişlememiz, çeşitli bölgelere ait kendine ait çok sevdiği anonim türkülerden oluşan “Ölümsüz Havalar” adlı son bir albüm çıkarmak istiyordu. Eksik bulduğu veya söz ya da müzik yönünden karşılığını verdiğini gösterdiği bazı eski türkülerinin kimini sözleri, kimini ezgisi yönünde 'tamir etmek' arzusundaydı. Satın alma düşüncesiyle yaptığı bir değişiklik politikasını öğrenmek için, vefatından altı yedi ay öncesine kadar bir gece telefonla yapılan iki kez türküyü canlı çalıp inceledi. Bu eser, yıllar önce plaka tarafından okunmuş, müziği kendisine ait, sözleri Aşık Veysel'e ait “Mecnun Gibi Dolaşıyom Çöllerde” adlı türkü idi.

“Asıl ölümsüz olan havadır, ezgidir; kendi havama kendi yazdığım son şiirimi döşedim” diyerek dinlettiği bu yeni ve son türküsünün sözleri, 'Veda' adıyla yazdığı son şiiri idi. Türkünün yeni hali gerçekten daha bir güzel olmuş ve “Bir amaç benzeyip benzemek” şöyle dursun, söz ve müzik yayılan kaynaşmış ve kucaklaşmıştı ki, sanki bu beste, yıllardır bu güfteyi uyuyor ve işte hasret bitmiş, büyük buluşma gerçekleşmişti.

Bu yemekteki samimimi uzun uzun anlattım. Bana ücretli “Bunları hatırlar için söylüyorsun mi Bayram gardaşım değil” deyişini unutmuyorum. Üstadın bu alandaki yetenekleri takdir konumunda bırakıldıyla birlikte, kendisine karşı ısrarı ona söylediğim samimi sözlerin onu nasıl sevindirdiğini ve heyecanlandırdığını dün olduğu gibi hatırlıyorum.

Neşet Ertaş'tan Kalan…

Neşet Usta'dan bize kalanların sayısı da bilinmeyen türkü, deyiş, bozlak, maya, uzun hava, samah, oyun havası türü beş yüz civarında eser, halk müziği repertuvarımızın ve müzik külliyatımızın seçkin örnekleri olarak hem arşivlerde, hem gönüllerdeki yerini aldı. Bu ölümsüz havaların, öncelikle Türk'ün, Türkü'nün ve Türkçe'nin, daha sonra da tüm insanlığın yüz akı maaşı olarak ebediyen kaldığına devam ediyor.

Türkmen/Abdal müzik geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ismi olan Neşet Ertaş'ı “gelmez yola” göndereli 12 yıl oldu. 2012 yılının 25 Eylül günü türküleri öksüz, bozlakları yetimler boyunca Hakk'a yürüdüğünde henüz dört yaşındaydı. Hayatı boyunca, olağanüstü güzellikteki sesi ve sazıyla harika türküler, bozlaklar çalıp okuyan bir icracı/yorumcu olarak bilindi. Oysa bunun ötesinde ve üstünde, sanatçının yapısı ve özellikleri ile genç yaşta gerçek bir 'ekol' oluşturmuş büyük bir saz ve söz ustasıydı.

Rahmetle, özlemle anıyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: