Dr. Ahmet Mollamehmet Yazdı: Reçete…
Dr. Ahmet Mollamehmet / Araştırmacı-Yazar
Dünyâda ne ikbâl ne servet dileriz,
Hattâ ne de ukbâda sa'âdet dileriz,
Aşkın gül açan bülbül öten vaktinde,
Yârânla tarab yâr ile vuslat dileriz.
*Yahyâ Kemâl Beyatlı
Bazı mısralar vardır; insan onlara yalnızca okur gibi bakmaz, kendi hâlini aynada seyreder gibi süzer. Yahyâ Kemâl’in şu rubâîsi de böyledir. Dört dizede hem çağın hırsına itiraz vardır hem de insanın kadim arayışına bir pusula çizilir:
Dünyâda ne ikbâl ne servet dileriz,
Hattâ ne de ukbâda sa‘âdet dileriz,
Şair, ilk adımda müstağni bir tavırla insanın en güçlü iki cazibe alanını kenara bırakır: Dünyevî ikbal ve servet… Zira arayış bunların ötesindedir. Sonra daha da ileri gider; cennet tasavvuruyla süslenmiş bir uhrevî saadet beklentisini de yeterli görmez. Talep edilen şey, “ödül” değil; bizzat hakikat tecrübesidir. Çünkü mükâfatla yaşanan dindarlık, sevgiden doğan kulluğun yerini tutmaz.
Rubâînin kalbi üçüncü mısrada atar:
Aşkın gül açan bülbül öten vaktinde,
Bu vakit, takvim yapraklarıyla ölçülen bir zaman değil; gönlün uyanış, diriliş ve vecd ânıdır. Aşk gelince her mevsim bahar olur. Gül açar; çünkü güzellik görünür hâle gelmiştir. Bülbül öter; çünkü kalp suskun kalamaz, ses bulur. Aşk insana sadece sevinç vermez; ona dil kazandırır. İçindeki sessiz manayı şarkıya çevirir.
Ve nihayet zirve mısra gelir:
Yârânla tarab yâr ile vuslat dileriz.
Burada şair, insanın en sahici saadet formülünü fısıldar:
Dost meclisi + gönül sevinci + sevgili ile kavuşma.
Yârân olmadan tarab eksiktir; paylaşılmayan sevinç sığdır.
Tarab olmadan vuslat ağır bir sessizliğe döner; coşkuya değmemiş kavuşma, ruhu doyurmaz.
Yâr olmadan ise her şey kuru kalır; ne dost meclisi ne neşe insanı tamamlar. Çünkü insan, nihayetinde sevilecek bir hakikat arar.
Yahyâ Kemâl’in rindâne dili, bize şunu söyler: İnsan, zengin olmak için değil; gönül genişliğine ulaşmak için yaşamalıdır. Makam elde etmek için değil; muhabbet kazanmak için yol tutmalıdır. Ve nihayet, yalnız kurtulmak için değil; sevdiğine kavuşmak için talepkâr olmalıdır.
Belki de modern zamanların en büyük yoksunluğu buradadır: İkbalin çoğaldığı yerde vuslat azaldı; kalabalık arttıkça yârân kayboldu; gürültü çoğaldıkça tarab sustu. Bizler giderek başarıya daha çok sahip olduk ama sevince, dosta ve aşka daha az temas eder olduk.
Yahyâ Kemâl’in rubâîsi, bu yüzden bugün bize dün söylediğinden daha fazla şey söyler:
Hakikat mutluluk, yüksek mevkilerde değil; yüksek gönüllerde filizlenir. Servette değil, paylaşılmış sevinçte çoğalır. Cennet beklentisinde değil; aşkın yaşandığı anlarda görünür olur.
İnsanın duası biraz da şuna benzemelidir:
Ne ikbal isteriz,
ne servet,
ne korkuyla arzulanan bir saadet…
Dostla sevinç, sevgiliyle vuslat isteriz.