Dr. Hamid Şehanegi Yazdı: ABD – İran Askeri Karşılaşmasının Stratejik Analizi

01 Şub 2026 - 01:16 YAYINLANMA
Dr. Hamid Şehanegi Yazdı: ABD – İran Askeri Karşılaşmasının Stratejik Analizi

Dr. Hamid Şehanegi / Siyaset Bilimci

Orta Doğu’nun güvenlik düzeni, Ocak 2026 itibarıyla 21. yüzyılın en karmaşık ve en tehlikeli krizlerinden biriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu kriz, Haziran 2025’teki askeri operasyonların sonuçları ile İran’ın iç ekonomik çöküşünün birleşiminden doğmuş ve Ocak 2026’nın sonuna gelindiğinde birçok analistin “büyük çatışma eşiği” olarak adlandırdığı bir noktaya ulaşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Körfez bölgesine yığdığı geniş savaş filosu – Trump tarafından “Trump Armadası” olarak adlandırılan bu güç – yalnızca bir güç gösterisi değil, İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasi davranışını veya iktidar yapısını kökten değiştirmeye yönelik kapsamlı bir stratejinin parçasıdır. Bu rapor, söz konusu karşılaşmanın askeri, güvenlik ve diplomatik boyutlarını, uluslararası saygın düşünce kuruluşlarının analizleri ve istihbarat verilerine dayanarak incelemektedir.

Tarihsel Arka Plan: “Midnight Hammer” Mirası ve 2026 Krizine Geçiş

Ocak 2026’daki askeri hareketliliği anlayabilmek için, öncelikle Haziran 2025’e geri dönmek gerekir. Bu dönemde ABD ile İsrail, İran’ın nükleer tesislerine karşı “Operation Midnight Hammer” (Geceyarısı Balyozu Operasyonu) adı altında ortak bir askeri harekât yürütmüştür. 13–24 Haziran 2025 tarihleri arasında süren bu saldırılar, Fordo, Natanz ve İsfahan’daki ana zenginleştirme merkezlerini hedef almıştır. B-2 Spirit stratejik bombardıman uçakları tarafından kullanılan GBU-57 MOP derin sığınak delici bombalar ile USS Georgia (SSGN-729) nükleer denizaltısından İsfahan tesislerine fırlatılan 30’dan fazla Tomahawk seyir füzesi, İran’ın nükleer altyapısına telafisi mümkün olmayan zararlar vermiştir.

Chatham House’un analizlerine göre bu operasyon, İran’ın nükleer programını uzun bir süre felç etmeyi başarmış olsa da aynı zamanda “Orta Doğu’nun kırılgan güvenlik düzenini” derinden sarsmıştır. Kurumun icra direktörü Bronwen Maddox o dönemde şu uyarıyı yapmıştır: Fiziksel tesislerin yok edilmesi krizin sona erdiği anlamına gelmez; aksine bu, Tahran’ın diplomatik seçeneklerinin daha da daraldığı yeni bir bölgesel gerilim evresinin başlangıcıdır. Ocak 2026’ya gelindiğinde, İran’daki kitlesel iç protestolar ve ABD güçlerinin yeniden konuşlandırılması, bu öngörülerin büyük ölçüde doğrulandığını göstermektedir.

ABD Donanmasının Ocak 2026’daki Taarruz Dizilimi: “Trump Armadası”

26 Ocak 2026’da, uçak gemisi taarruz grubu USS Abraham Lincoln (CVN-72) resmen ABD Merkez Komutanlığı’nın (CENTCOM) sorumluluk sahasına girdi. ABD Başkanı Donald Trump bu konuşlandırmayı, Tahran rejimi üzerinde “nihai baskı” oluşturmayı amaçlayan “devasa bir armada”nın parçası olarak tanımladı. Bu konuşlandırma özellikle önemlidir; zira Ocak ayının başlarında, ABD’nin 2025 sonlarında Karayipler ve Asya’ya bazı stratejik unsurlarını kaydırması nedeniyle Körfez bölgesi tam ölçekli bir savaş için yeterince hazır görülmüyordu.

Mevcut kuvvet dizilimi, sıradan bir dönemsel varlığın çok ötesindedir ve “cerrahi hassasiyetli saldırı operasyonları” ya da “geniş çaplı hava savunması bastırma harekâtları” için fiili hazırlık anlamına gelmektedir. Aşağıdaki tablo bu konuşlandırmanın temel unsurlarını göstermektedir:

Stratejik birlik / sistem

Teknik özellikler ve kabiliyetler

2026 çatışma senaryosundaki rolü

USS Abraham Lincoln (CVN-72)

F-35C ve F/A-18E/F içeren 9. Hava Kanadı (CVW-9)

Derin hava taarruzları ve hava üstünlüğünün ana platformu

Eskort muhripleri (DESRON-21)

USS Spruance, Michael Murphy, Petersen Jr.

Aegis füze savunması ve Tomahawk seyir füzeleriyle saldırı

Nükleer saldırı denizaltıları

Pentagon tarafından en az bir tanesi teyit edildi

Gizli operasyonlar ve yakın mesafeden seyir füzesi fırlatma

F-15E Strike Eagle

Ürdün’deki Muwaffaq Salti Üssü’nde 35 uçak

EPAWSS elektronik harp sistemleriyle uzun menzilli hassas saldırılar

KC-135 Stratotanker

Katar’daki El-Udeyd Üssü’nde 20’den fazla

Sürekli ve uzun süreli hava operasyonlarına yakıt ikmali

THAAD & Patriot sistemleri

İsrail, BAE, Katar ve Ürdün’de konuşlu

İran’ın misilleme füze ve İHA saldırılarına karşı savunma şemsiyesi

Bölgede yaklaşık 50.000 ABD askeri personelinin bulunması, Trump’ın dış politikasında “mutlak güç doktrinine” geri dönüşü temsil etmektedir. Körfez’de uluslararası sularda konuşlanan Tomahawk donanımlı muhripler, CENTCOM komutanlarına İran’ın hava savunma sahasına girmeden, ülke içindeki hassas hedefleri yüksek hassasiyetle vurma imkânı sağlamaktadır.

İran’ın İç Krizi: 2026 Ayaklanmaları ve Toplumsal Düzenin Çöküşü

28 Aralık 2025’te, başlangıçta ekonomik nedenlerle ve İran riyalinin benzeri görülmemiş değer kaybına tepki olarak patlak veren protestolar, çok kısa sürede ülke çapında bir ayaklanmaya dönüştü. Ocak 2026’nın ortasına gelindiğinde bu gösteriler İran’ın 100’den fazla şehrini kapsıyordu. İran İslam Cumhuriyeti rejimi buna karşılık olarak 8 Ocak 2026’dan itibaren internetin tamamen kesilmesi ve yabancı medyaya ağır kısıtlamalar getirilmesi yoluyla protestocuların sesini boğmaya çalıştı.

Çeşitli istihbarat ve insan hakları kaynaklarından gelen raporlar, Devrim Muhafızları ve Besic dâhil olmak üzere güvenlik güçlerinin benzeri görülmemiş bir şiddet kullandığını ortaya koymaktadır. İstatistiksel tahminler baskının boyutlarını şu şekilde göstermektedir:

  1. Can kaybı: Farklı rakamlar açıklanmıştır. İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), Ocak ortasına kadar 3.919 kişinin öldürüldüğünü teyit ederken,
  2. diğer bazı raporlar 35.000’den fazla sivilin hayatını kaybettiğini ileri sürmektedir.
  3. Gözaltılar: Protestolar sırasında yaklaşık 24.700 kişinin tutuklandığı tahmin edilmektedir.
  4. Şiddetin yoğunlaştığı bölgeler: İran’ın batı eyaletleri, özellikle İlam, Lorestan ve Kürdistan en ölümcül çatışmalara sahne olmuştur. İlam’da güvenlik
  5. güçlerinin hastanelere girerek yaralılara gerçek mermilerle ateş açtığına dair raporlar yayımlanmıştır.

Donald Trump, Truth Social’da yayımladığı birçok mesajda bu baskıyı Washington için bir “kırmızı çizgi” olarak nitelendirmiştir. 13 Ocak 2026’da protestoculara hitap ederek onları “İranlı vatanseverler” olarak tanımlamış ve ABD’nin onları kurtarmaya geleceği sözünü vermiştir. Bu mesajlar yalnızca protestoculara moral vermekle kalmamış, aynı zamanda İran güvenlik güçlerine yönelik açık bir uyarı olarak algılanmıştır: Daha fazla şiddet, doğrudan Amerikan askeri müdahalesine yol açabilir.

“Venezuela Modeli”: İran’da Rejim Değişikliği İçin Yeni Doktrin

Trump’ın Ocak 2026’daki stratejisinin en tartışmalı boyutlarından biri, “Venezuela Modeli”nin başarıyla uygulanmış olmasıdır. Ocak 2026’nın başlarında ABD özel kuvvetleri, son derece hızlı ve cüretkâr bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalayarak iktidardan uzaklaştırdı. Bu operasyonun başarısı, güvenlik analistlerini İran için de benzer bir senaryonun ciddi biçimde tartışılmasına yöneltmiştir.

“İran İnternational” gibi medya kuruluşlarına konuşan siyasi analistler, Trump’ın geniş çaplı kara harekâtları (boots on the ground) yerine “cerrahi ve hedefli operasyonları” tercih ettiğini belirtmektedir. Dr. Mehrzad Boroujerdi’ye göre Trump, askeri işgal içermeyen, düşük riskli bir rejim değiştirme modelini benimsemektedir.

Bu çerçevede İran için birkaç senaryo gündemdedir:

1.      Liderliğin doğrudan hedef alınması: Trump’ın Haziran 2025’te İran’ın dini liderinin saklandığı yerleri bildiklerini söylemesinden sonra, Pentagon’da Ali Hamaney’in insansız hava araçlarıyla vurulması veya özel kuvvetlerce yakalanması olasılığı ciddi biçimde tartışılmaktadır.

2.      Rejim içindeki unsurlarla pazarlık: Venezuela modeli, Trump yönetiminin sürgündeki muhalefet yerine, mevcut askeri ve bürokratik yapı içindeki kesimlerle “kontrollü bir iktidar geçişi” için pazarlık yapmaya istekli olduğunu göstermiştir.

3.      Devrim Muhafızları’nın rolü: Bölge uzmanı Eric Mandel, merkezi iktidarın ani bir çöküşü halinde, yüksek örgütlenme kapasitesi nedeniyle Devrim Muhafızları’nın iktidarı ele geçirmeye en yatkın güç olacağını, bunun da İran’ı saf bir askeri diktatörlüğe sürükleyebileceğini vurgulamaktadır.

Yaz aylarında nükleer bilim insanları ile komutanlara yönelik suikastlardan sonra, yabancı istihbarat servislerinin İran güvenlik aygıtına derinlemesine sızmış olması, bu operasyonel model karşısında rejimin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır.

Devrim Muhafızları’nın Tehditleri ve İran’ın Savunma-Misilleme Stratejisi

ABD’nin oluşturduğu armadaya karşılık olarak, İran Devrim Muhafızları ile Genelkurmay, “kapsamlı misilleme” stratejisini ilan etmiştir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Ocak 2026 boyunca defalarca “parmağımız tetikte ifadesini kullanmış ve ABD’nin herhangi bir saldırısının “emsalsiz bir karşılık” doğuracağını söylemiştir.

Devrim Muhafızları’na yakın yayın organı Defa Press’te yayımlanan analizlere göre, Tahran Washington’un tehditlerine karşı dört ana misilleme seçeneğini masaya koymuştur:

Misilleme seçeneği

Mekanizma ve araçlar

Ana hedefler

Füze ve İHA yağmuru

Ordu ve Devrim Muhafızları İHA ve hava-uzay birlikleri

El-Udeyd (Katar), İncirlik (Türkiye), Şeyh İsa (Bahreyn) üsleri

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması

Deniz mayınları ve sürat tekneleri

Küresel enerji akışını kesmek, ABD 5. Filosu’na saldırmak

Asimetrik deniz savaşı

Kıyıdan denize yoğun füze atışları

USS Abraham Lincoln’ü hedef alarak Aegis savunmasını doyurmak

Direniş ekseninin aktive edilmesi

Irak, Suriye ve Yemen’deki vekil güçler

ABD üslerine kara saldırıları ve İsrail’e yönelik operasyonlar

Örgütsel düzeyde, Irak’taki Kataib Hizbullah resmen İran’ı desteklemek için “topyekûn savaşa” hazır olduğunu açıklamış ve hatta “intihar operasyonları” için kayıt almaya başlamıştır. Lübnan Hizbullahı ise doğrudan çatışmaya girmemekle birlikte, İran İslam Cumhuriyeti’nin varlığı tehdit edilirse “tarafsız kalmayacağını” ilan etmiştir.

Buna ek olarak, ABD topraklarında terör saldırıları da “Homeland Option” (Vatan Seçeneği) çerçevesinde gündeme getirilmiştir. ABD istihbarat topluluğu, İran’ın suç çeteleri veya uyuyan hücreler aracılığıyla, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve 2025’te uğradığı kayıplara misilleme olarak, mevcut veya eski Amerikan yetkililerine yönelik suikast girişimleri düzenleyebileceği konusunda uyarıda bulunmuştur.

Diplomatik Çıkmaz ve “Beşli Şartlar”

Ocak 2026’da “beşli şartlar” kavramı üç farklı düzeyde gündeme gelmiştir ve her biri krizin karmaşıklığını daha da derinleştirmektedir.

ABD’nin Beş Şartı

Donald Trump, 28 Ocak 2026’da İran’a yeniden “anlaşma yap” çağrısında bulundu. Resmi bir belge yayımlanmamış olsa da, Trump’ın Truth Social’daki açıklamaları ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun sözlerine göre Washington’un talepleri şunlardır:

·         İran’ın her türlü nükleer faaliyetine kalıcı olarak son vermesi,

·         Balistik füze programlarının tamamen durdurulması,

·         Bölgesel silahlı milis gruplarına verilen tüm desteğin kesilmesi,

·         İç baskının derhal sona erdirilmesi ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması,

·         İsrail’in tanınması.

İran’daki “Beş Klasik Devrim Şartı”

Bazı uluslararası analistlere göre İran artık yapısal bir dönüşüm eşiğindedir; çünkü ülkede “klasik beş devrim şartı” aynı anda gerçekleşmiştir:

1.      Devletin temel ihtiyaçları karşılayamaz hale geldiği derin bir mali kriz,

2.      Yönetici elitler arasında bölünme (özellikle alt rütbeli güvenlik güçlerindeki tereddütler),

3.      Geniş çaplı bir kitlesel protesto koalisyonunun oluşması,

4.      Direniş ve değişim etrafında ortak bir anlatının şekillenmesi,

5.      ABD’nin azami baskısıyla oluşan elverişli uluslararası ortam.

İsrail’in Beş Şartı

Aynı dönemde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bölgesel çatışmaların sona ermesi ve İran nüfuzunun kırılması için beş şart ileri sürmüştür. Bunlar; İran’ın vekil güçlerinin tamamen silahsızlandırılması, rehinelerin geri verilmesi ve İran’a karşı bir Arap–Batı koalisyonunun kurulması gibi maddeleri içermektedir.

Uluslararası Düşünce Kuruluşlarının Analizi: 2026’nın Görünümü

Chatham House, 2025’in sonlarında yayımlanan “Independent Thinking” adlı podcastinde, “Orta Doğu’daki güç dengesinin şiddetli biçimde değiştiğini” vurgulamıştır. Bu kuruluşun araştırmacısı Renad Mansour, Irak’ın kırılgan istikrarının artık doğrudan ABD–İran karşıtlığından etkilendiğini ve Bağdat’ın bu girdaptan kendisini kurtarmakta zorlandığını ifade etmektedir.

Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD), 28 Ocak 2026 tarihli raporunda ABD’nin İran’daki terör tehdidini ortadan kaldırmak ve rejim değişimini desteklemek için askeri güç kullanmaktan başka “ahlaki ya da stratejik bir alternatifi olmadığını” savunmaktadır. FDD’nin kıdemli araştırmacısı Edward Fitton-Brown, İran rejiminin Washington’un mesajlarını yanlış okuduğunu ve askeri blöflerle Trump’ı geri adım atmaya zorlayabileceğini düşündüğünü, ancak Körfez’deki “armada”nın kararlı bir çatışmaya hazır olunduğunu gösterdiğini belirtmektedir.

Nihai Değerlendirme ve Stratejik Öngörü

29 Ocak 2026 itibarıyla ABD ile İran arasındaki karşıtlık, “maksimum yıpratma” evresine girmiştir. Bir tarafta Washington, USS Abraham Lincoln’ün konuşlandırılması ve felç edici ekonomik baskılar yoluyla, Venezuela modeline benzer cerrahi operasyonları da içerebilecek büyük bir dönüşüm için zemin hazırlamaktadır. Diğer tarafta ise Tahran, sert iç baskı, Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ve terör ağlarını harekete geçirme yoluyla olası bir ABD saldırısının maliyetini azami düzeye çıkarmaya çalışmaktadır.

İran’daki rejim ile toplum arasındaki derin uçurum, Tahran’ın en büyük stratejik zayıflığıdır. Güvenlik güçleri şimdilik sadakatini korusa da, süregelen protestolar ve ağır ekonomik baskı kısa süre içinde Devrim Muhafızları ve ordunun içinde ciddi çatlaklar yaratabilir. ABD Beşinci Filosu’nun bölgede bulunması, yalnızca askeri bir tehdit değil, Trump’ın “yardım yolda” dediği protestocular için psikolojik bir destek anlamına da gelmektedir.

Şubat 2026’nın ilk günleri bu çatışmanın kaderini belirleyecektir. İran siyasi idamlara devam eder ya da uluslararası deniz taşımacılığını sekteye uğratmaya kalkışırsa, Tahran’daki komuta–kontrol merkezlerini hedef alan sınırlı fakat son derece yıkıcı bir hava ve deniz harekâtının gerçekleşme ihtimali her zamankinden daha yüksektir. Bu senaryoda Washington’un nihai amacı İran topraklarını işgal etmek değil, iktidar yapısını içeriden çökertmek ve onu müzakereye yatkın unsurlarla değiştirmektir.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: