Gazeteci-Yazar Orhan Baykal Yazdı: Medyanın Halleri…

06 Oca 2026 - 23:16 YAYINLANMA
Gazeteci-Yazar Orhan Baykal Yazdı: Medyanın Halleri…

Orhan Baykal / Gazeteci-Yazar

Fıkra bu ya ;

Ünlü Fransız asker ve devlet adamı Napolyon, yeniden dünyaya gelir !…ABD Başkanı Biden, kendisini Beyaz Saray'a davet eder. Napolyon kendisine katılırsa ilgiden mutlu olur, içilen viskilerin bilgilerini duygulanarak içini dökmeye başlar;
                            
“Sayın Başkan eğer zamanında ben,şu anda sizin olan savaş gücünde olsaydım, Waterloo savaşını kaybetmezdim.” Der. Gülüşürler.

Napolyon bir süre sonra Rusya Devlet Başkanı Putin'in Daveti üzerine Kremlin'de ağırlanır. Votkalar içilir, Napolyon yine dile gelir;

“Sayın Putin, şu anda sizdekine benzer güçlü bir istihbarat teşkilatına zamanında ben sahip olmuştum, Waterloo Savaşını asla kaybetmezdim.”

Gel zaman, git zaman Napolyon Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ankara'ya davet edilir. Yemekler yenir, şerbetler içilir, Napolyon yeniden itiraflara başlar;

“Sayın Erdoğan, eğer şu anda sizin sahip olduğunuz medya gücü, zamanında elimde olsaydı, Waterloo Savaşını kaybettiğimi kimse duymazdı.”

Peki bu traji-komik ayrılıkların gerçekleşebileceğini düşünebilir misiniz? Ayniyle vaki… İkinci Dünya Savaşı'nda Alman Propaganda Bakanı Goebbels'in medyaya baskısı sonucu Alman halkı, Rus tankları Berlin sokaklarında dolaşmaya başladı ve ana kadar savaşta galip gelmeleri zannetmeye devam ediyorlardı.

Demokrasilerde dördüncü güç olarak ilan edilen medya organlarının büyük çoğunlukta birkaç güç odağının elinde bulunmaktadır.Ve elbette bu güç odakları çıkar ülkeleri siyasal iktidarlara hizmet etmektedir.

Peki genel durum nasıl? Muhalif 3-5 gazete ve 3 buçuk televizyon kanalı. Gerisi tamamen iktidarın kontrolü.Nasıl olmasın? Tüm kamu bankalarının ilan ve reklamları bu yandaş kanallarda. Devlet kredileri, reklam ve ilanlar gazete ve televizyonların can suları.2023 yılında muhalif özel televizyonlara verilen kamu bankası reklamı sıfır.İktidar desteğiçisi olmayan gazeteler de kamu bankalarının boykot alanında.Ayrıca RTÜK de Demoklesin kılıcı gibi bu televizyonların ensesinde.2023 yılında 15 kez program durdurma ve 12 günlük para cezası alan haber kanalı var.Bir hayatta kanal ise 43 milyon lira günlük para cezası gördü.

Meydan yandaş medyaya kalıyor. Bu gazetelerin son yıllardaki manşetlerine bakın; Türkiye yüzyılı-Şahlanıyoruz-Batı bizi kıskanıyor- ekonomide zirve yaptık- dış yatırımlar yağmur gibi yağıyor- Enflasyon gerilemeye başladı-İşsizlik azaldı- büyümede yeni rekor vs...

Bir parçada emeklinin, asgari düzeyde kaldığınin, esnafın, köylünün feryadını bulamazsınız. Haberlerinde ne ucuz et kuyrukları var, ne askıda ekmek…                         

Hal böyle olduğunda Dünya basının gizliliğinde bir tokat gibi yüzümüze çarpılmaktadır. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü(RFS)'nin Türkiye'nin son takviminde 180 ülke arasında 158. sırada yer almıştı. Norveç, Danimarka ve İsveç'in ilk üç sırayı endekste biz Çin'i, Kuzey Kore'yi, Afganistan'ı geride bırakmışız.                         

Peki Devlet televizyonu bu arada ne yapıyor? TRT'deki gelişmeler her dönemdeki siyasi gelişmelere paralel olarak devam etmektedir. Siyasal rüzgarlardan her zaman etkilenmiş benim de geceli gündüzlü 35 yıl emek uygulanan bu kurum. Ancak son yıllarda iş tamamen çığrından çıkmış görünmekte. Anayasa'nın 133. maddesi TRT'yi yayınlarının bilgilerinin olmasıyla tarifede yer alıyor. Siyasal iktidar baskısının yoğun şekilde tıslandığı kurumda zaman zaman tepkilerin etkisi de görülmekte. Özellikle seçim parçalarının bu kişilerin zirve yaptığı hissini vermekte. Özellikle 23 Haziran 2019 İstanbul yerel seçimleri öncesinde terörist Öcalan'ın mektubunun okunduğu ve kardeşinin televizyona seçilen seçimden kara bir leke olarak sınavında…                     

TRT'de onun dönemdeki siyasi müdahaleleri var oldu. İşte 1980'li yılların bir anı;                     

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, TRT'nin tek kanallı olduğu günlerde bir saat boyunca “Ulusa Sesleniş” konuşması yapıyor. İlk zamanlarda ilgiyle izlenen program, daha sonra eleştiri odağı haline geliyor. TRT 2'nin yayına başladığı dönemin ardından Dinç Bilgin'in sahibi olduğu Sabah Gazetesi şöyle bir haber yapıyor; 'Artık Özal'a mahkum olmayın. TRT-2 yi aç ve nefis bir filmi izlemenin keyfine varın…' Turgut Özal bakıyor okuyor, bir kahkaha patlatıp gazeteyi arıyor ve şöyle diyor; Uyuduğunuz iyi oldu. Teşekkür ederim. Konuşmamı aynı saatte TRT-2'de yayınları için talimat verdim! ”
                      
Bütün bu baskılara, yönlendirilmelerine rağmen TRT'nin birçok dönemdeki aboneliğini özerkliğini savunmaya çalıştı. Özellikle iki Cem döneminde (İsmail Cem-Cem Duna) seçim itibarına gölge düşürülmemeye özen gösterilmiş,saygınlığı elverdiğince toplanan.O yıllarda halkın büyük çoğunluğunun en güvendiği medya organı olduğu görülmüş.
                      
O yıllarda TRT'ye ilişkin güvenin örneği bir anekdotla anlatalım;
                      
70'li yıllarda TRT İzmir Radyosu, Kültürpark'ta ilkel olarak bir barakadan yayın yapmaktaydı. Bir ramazan gününe göre gelen nöbetçi spiker, iftar saatini bekliyor. Usulde saz eserleri çalar, iftar saatinde ses kısılır spiker gonga vurarak 'İzmir için iftar vaktidir.' Der. Arkasından ezan okunan bant yayına verilir. Ancak o gün bir kafa karışıklığı oluşmuş, imsakiye kaybolmuştu. Her yer aranır, bulunamaz. Tek yol kalmıştır; Basmane camiinin şerefeleri yandığı anda smaçör gonga vuracaktır. Teknisyen dama ayrılır, ağaçların arasında zorluklarla minareyi gözler. Ancak zaman geçişte şerefeler yanmamakta, ezan okunmamaktadır. Spiker aşağıdan seslenir; 'Yandı mı?' Cevap 'Hayııır' Yaklaşık 10 dakika soru-cevap devam ediyor. Sonunda şerefeler yanar, Ezan yanar. Spiker de gonga vurup iftar saatini ilan eder. Bir saat kadar sonra kapıya bir kişi gelir, kendini tanır; 'Ben karşı camiinin müezziniyim. Biz her zaman radyomuzdan iftar saatini alır, sonra ezanı okuruz. Bugün çok bekledim, baktım saat geçiyor, ezanı okudum. Bir aksilik mi oldu acaba?'
                      
TRT'ye o yıllarda olan güven İzmirlilere yaklaşık dakikadan fazla oruç tutturmuştu. Bugün o güvenden eser yok. Derecelendirmeler sürünüyor. İngiliz Basının geçen yüzyılın önemli isimlerinden Lord Northcliff o zaman söylemiş;                     
”Güç odaklarının örtbas etmeye çalıştığı şey haberdir. Gerisi reklamdır.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: