Nejat Madatoğlu Yazdı: Türk Devletleri Teşkilatının Uluslararası İlişkilerdeki Önem

18 Eyl 2026 - 13:55 YAYINLANMA
Nejat Madatoğlu Yazdı:  Türk Devletleri Teşkilatının Uluslararası İlişkilerdeki Önem

Nejat Madatoğlu / Yazar, Tarihçi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı

17 Eylül'de Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) üye ülkelerin güvenlikten sorumlu üst düzey yetkililerini kabul ederken yaptığı konuşmada birçok önemli konunun yanı sıra, özellikle TDT'nin uluslararası ilişkiler düzeninde daha yüksek bir nüfuz kazanması meselesine değindi. İlham Aliyev, konuşmasının sonunda bu konuda şöyle dedi: “Önümüzde ise ortak çalışma, karşılıklı iş birliğinin güçlendirilmesi, ülkelerimiz ve halklarımız arasında daha sıkı bağların kurulması, Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası arenadaki rolünün güçlendirilmesi duruyor. Biz, ortak çabalarımızla TDT'yi önde gelen uluslararası kurumlardan, önde gelen uluslararası kuruluşlardan biri hâline getirmeye çalışmalıyız.”

Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası arenadaki rolünün güçlendirilmesi konusunda değindiği hususlar hiç de tesadüfi değildir. Bunu anlamak için uluslararası kuruluşların ortaya çıkış tarihine bakmak gerekir. Çünkü günümüzde uluslararası ilişkilerdeki durum, geleneksel düzenin değişmekte olduğunu göstermektedir.

Uluslararası ilişkilerde gerçekten etkili olan ilk kuruluş Kutsal İttifak'tır. Bu oluşum, Napolyon Savaşları'nın ardından Avrupa'da düzeni yeniden tesis etmek amacıyla Klemens von Metternich'in öncülüğünde toplanan Viyana Kongresi'nde, devletlerin sahip olduğu monarşik düzeni korumak amacıyla oluşturulmuştur. Kuruluş, 1848 devrimlerine kadar varlığını sürdürmüştür. Ancak bu tarihten itibaren Avrupa'daki durumun değişmesi ve Avrupa devletlerinin artık uluslararası ilişkilerde tek başlarına belirleyici birer aktör olmaktan çıkması, daha geniş kapsamlı ve aynı zamanda daha amaçlı bir kuruluşun oluşturulması ihtiyacını doğurmuştu.

Artık uluslararası arenada Avrupa devletlerinin yanı sıra Uzak Doğu ve Asya devletleri de güçlenmiş ve kendi güçlerini ortaya koyma niyetindeydiler. Ancak bu devletlerin uluslararası ilişkilerdeki önemlerini, kendilerini her zaman güçlü gören Avrupa devletlerine kabul ettirmeleri ancak 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle mümkün olmuştur. Nitekim 1919 yılında, yalnızca Avrupa'daki değil, Avrasya'daki düzeni de belirlemek amacıyla düzenlenen Paris Konferansı'nda, Birleşmiş Milletlerin de temelini oluşturan Milletler Cemiyetinin kurulmasına karar verilmiştir. Sonuç olarak 1920 yılında Milletler Cemiyeti kurulmuş ve İkinci Dünya Savaşı'na kadar yalnızca teoride varlığını sürdürerek faaliyet göstermiştir. Nazi Almanyası'nın işgalci faaliyetleri ve Milletler Cemiyetinin Adolf Hitler'in bu faaliyetleri karşısında çaresiz kalması (ne kadar da tanıdık bir manzara), bu uluslararası kuruluşun da sonunu hazırlamıştır.

Görüldüğü gibi, gerçekten geniş bir coğrafyayı ve nüfuz alanını kapsayan Kutsal İttifak ve Milletler Cemiyeti, üzerlerine düşen yükümlülükleri hiçbir zaman uygulayamamış ve ilk ciddi tehdit karşısında faaliyetleri sona ermiştir. Buna rağmen, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, öncüllerinden daha geniş kapsamlı bir kuruluş olarak Birleşmiş Milletler Teşkilatı kurulmuştur.

Peki, Birleşmiş Milletler kendi misyonunu ne ölçüde yerine getirebilmiştir? Uluslararası arenadaki tehditleri önleyebilmiş midir? Bütün bunların ötesinde, Birleşmiş Milletler gerçekten ADİL BİR ŞEKİLDE HAREKET EDEBİLMİŞ MİDİR?

Bu soruların cevabı herkes tarafından bilinmektedir. Kore Savaşı, ABD-Vietnam Savaşı, Afganistan'daki çatışmalar, Balkan devletleri arasındaki savaşlar ve sivil halka karşı işlenen suçlar, ABD-Irak Savaşı, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etme girişimi ve en önemlisi, KARABAĞ'IN İŞGALİ karşısında Birleşmiş Milletler ne yapabilmiştir?

Son sorunun cevabını Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in konuşmasından bir alıntıyla vermek yerinde olacaktır: “Bildiğiniz gibi, Azerbaycan 30 yıl boyunca bununla karşı karşıya kaldı. Kendi haklarımızı savaş meydanında yeniden tesis etmek zorunda kaldık. Ancak uluslararası mekanizmalar işleseydi ve Birleşmiş Milletler sistemi normal şekilde faaliyet gösterseydi, topraklarımızı güç yoluyla geri almak zorunda kalmazdık ve bu kadar kayıp yaşanmazdı.”

Görüldüğü gibi, Birleşmiş Milletler Teşkilatı da kendi öncülleri olan Kutsal İttifak ve Milletler Cemiyeti gibi hiçbir tehdidi önleyememiş, aksine bu sorunlar karşısında çaresiz kalmıştır.

Tehditler karşısında çaresiz kalınmasının sonucu ise bugün uluslararası ilişkilerde düzenin bozulmasıdır. Önümüzdeki yıllarda Birleşmiş Milletlerin de çöküşe uğraması ve insanlardan oluşan bir toplum gibi devletlerin de yeni bir kuruluş oluşturması ihtimal dâhilindedir. Bu durumda Türk Devletleri Teşkilatı bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. İlham Aliyev'in ifade ettiği gibi, üye devletler ortak ve samimi çabalar gösterirlerse, kanaatimce gelecekte kurulacak uluslararası kuruluşlara örnek olabilir.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

Copy the following script and place it in the site where you want the ad to display: