Siyaset Bilimci Prof.Dr. Doğu Ergil Yazdı: Devlet Aklı: Çok Duyup, Az Bildiğimiz Efsunlu Kavram
Prof.Dr. Doğu Ergil / Siyaset Bilimci-Akademisyen
Devlet aklı, bir milletin yalnız bugünü değil, geleceğini de kuran akıldır. Ancak kişisel çıkarlar, ideolojik dogmalar ve kurumsal zaaflar bu aklı susturursa, devlet pusulasız bir gemi gibi yönünü kaybeder.
1. Nedir Devlet Aklı?
Devlet aklı, sadece yöneticilerin zekâsı ya da politik ustalığı ile açıklanamaz; açıklanmamalıdır. Devlet aklı, toplumun tarihsel hafızası, stratejik öngörüsü ve kurumlarının ortak rasyonel refleksi ile şekillenir. Uygulamaya yönetici ve karar alıcı kadroların icraatı ile yansır. Bu akıl, kişilerin ya da partilerin değil, devletin varlığını, milletin bütünlüğünü ve kamu yararını esas alır.
‘Devlet aklı’ şunları içerir:
- Kurumsal hafıza, işbirliği ve ortak deneyim
- Uzun vadeli planlama kapasitesi
- Kurumlar-arası denge ve istişare
- Hukukun üstünlüğü ve liyakat
- Kriz zamanlarında serinkanlılık, verimli işbölümü ve kolektif çıkarların gözetilmesi
2. Türkiye’de Devlet Aklının Evrimi
Cumhuriyetin Kuruluş Dönemi (1923–1950)
Mustafa Kemal Atatürk ve kadrosu, Osmanlı’nın dağılmasından ders çıkararak seküler, merkeziyetçi ve modern bir devlet inşa etmeyi hedefledi. Kapsamlı eğitim ve hukuk reformları, kadın hakları, laiklik ve ekonomide devlet öncülüğü gibi köklü hamleler bu dönemde devlet aklının somut yansımalarıdır.
Soğuk Savaş ve Bürokratik Devlet (1950–2000)
Bu dönemde asker-sivil bürokrasi, devlet aklının taşıyıcısı rolünü oynadı. Ama bu vesayetçi rol genel olarak siyaset kurumuyla (halk iradesiyle de diyebiliriz) sürekli gerilim yaşadı. Milli Güvenlik Kurulu, ordu ve istihbarat örgütleri gibi resmî yapılar, devletin stratejik yönünü belirlemeye çalıştı. Ancak bu süreçte ‘devlet aklı’ genellikle halkın çıkarlarından değil, güvenlik endişelerinden beslendi.
3. Devlet Aklının ‘Farklılaşması’: 2000’ler ve Sonrası
Parti Aklının Yükselişi
2002 sonrası dönemde, başlangıçta AB reformlarıyla ve dünyada itibarlı bir yer edinme gayeleriyle şekillenen ‘devlet aklı’, 2010’lardan itibaren yerini merkeziyetçi, partici ve giderek kişiselleşmiş karar ve uygulama mekanizmalarına bıraktı. Sonuçta:
- Kurumlar zayıfladı
- Yargı ve medya bağımsızlığı sorgulanır hale geldi
- Dış politikada kurumsal akıl yerine ideolojik ve kişesel yaklaşımlar ön plana çıktı.
- Kurumsal denge-denetim sistemi bozuldu. Kuvvetler birleşti ve merkezileşti.
Bu süreç, devlet aklının değil, “parti aklı”nın ve onun ardındaki önder tercihlerinin belirleyici olduğu bir dönemin başlangıcı oldu. Bu nedenle önemli olaylar karşısında yalpalamalar yaşanmaya başladı. Örneğin,
1999: Öcalan’ın yakalanması sonrasında uzun yıllar ne yapılacağı bilinemedi.
2015: Çözüm sürecinde hayli yol alındıktan sonra güvenlik politikasına yeniden dönüldü.
2023: Kahramanmaraş-Hatay-Adana depremlerinde ve her yıl (günümüzde bile) ülkeyi pençesine alan büyük çaplı orman yangınlarında kurumlar-arası işbirliği ve hazırlıklı olmak konularında ciddi sıkıntılar yaşandığı görüldü.
Ekonomi yönetimi konusunda sürekli aşağıya giden bir grafik izlendi. Üretimde verimlilik, enflasyon ve millî paranın değer kaybetmesinde gereken etkinlik ve kararlılık gösterilemedi.
Bu zafiyetler karşısında gösterilen resmî refleksler, devlet aklının, olayların çözümünde yetersiz kaldığını gösterdi. Çözüm kabiliyet ve kapasitesi, sorunlar karşısında yetersiz kalmışsa, ‘devlet aklı’ aşınmış demektir.
4. Etkili Bir Devlet Aklı İçin Ne Gerekir?
Devlet aklı lafla değil, işle ortaya çıkar. Başka bir deyişle, kurumsal bir altyapı, yönetimde tarafsızlık ve ideolojiden/partizanlıktan arınmış uzman kadrolar ister. Bunun için:
- Kuvvetler ayrılığı yeniden tesis edilmeli;
- Liyakat sistemi kurulmalı;
- Kurumlar arası işbirliği ve denge geliştirilmeli, doğacak sinerji, istişare kültürü ile beslenmeli;
- Yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü garanti altına alınmalı; sivil toplum faaliyetleri teşvik edilmeli;
- ış politikada süreklilik ve ulusal çıkar temelli yaklaşım benimsenmeli. Profesyonel bir diplomatik kadro dış politikanın uygulanmasında devre dışı bırakılmamalı.
- Devletin güvenlikten sorumlu kadroları (asker-polis-haber alma) partizanlıktan uzak tutulmalı.
Bitirirken
Devlet aklı, yalnızca kriz dönemlerinde değil, her an işlemelidir. Çünkü bir milletin yönünü belirleyen şey, kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiğidir.
Kurumsallaşmamış veya kurumsallığını yitirmiş, kişiselleştirilmiş veya partizanlaşmış (dolayısıyla ideolojikleşmiş) yönetim tarzı, kolektif aklı suskunlaştır. Oysa devlet aklı, güvenli bir gelecek için ortak yarar üretir; birliğin ve birlikten doğan enerjinin dinamosudur.