ÇIPLAK MODEL
Bu haftaki söyleşimde çok ilginç bir anı aktaracağım size. Biraz sabırlı olun ama. Önce bir soru: 384 sayfalı büyük boy bir kitap hazırlamak kolay mı sizce?
Kolay olsa herkes yapardı; değil mi? Kolay olur mu? Her şeyden önce gece gündüz emek ister. Önünüze çıkacak engelleri, sorunları aşmak için irade ister. Bunun için de yapmaya karar verdiğiniz işe inanmanız, o işi gerçekten çok sevmeniz gerek.
Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ta böylesine derin bir sevgi, böylesine güçlü bir aşk varmış ki, bir yıl emek vererek 384 sayfalı Dicle Aydınlığı(*) adlı kitabı hazırlamış. Nereden geliyor bu derin sevgi, nereden geliyor bu büyük aşk? Dicleli, Erganili, Diyarbakırlı mı yoksa bu yazarımız? O yöreden değilse bile Dicle Köy Enstitüsü ya da Dicle İlköğretmen Okulu mezunu olabilir mi?
Tümü de olumsuz yanıtlar bunlar. Dicleli de değil Kocabaş, Erganili ve Diyarbakırlı da… Üstelik Dicle Köy Enstitüsü ile de ilgisi olmamış hiç, Dicle İlköğretmen Okulu ile de… Muğla’nın Kavaklıdere bucağında doğmuş, Aydın yakınındaki Ortaklar İlköğretmen Okulunda okumuş çünkü.
“Dicle’de öğretmenlik mi yapmış yoksa?” derseniz, o da değil… Ama o, 1956’da Köy Enstitülü bir öğretmen ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş.
Ortaklar İlköğretemen Okulunda beşinci sınıftan altıncı sınıfa geçince, yüksek başarısından dolayı Yüksek Öğretmen Okuluna seçilir. Hazırlık sınıfını Ankara’da okuyup İzmir Yüksek Öğretmen Okuluna nakledilir. Ege Ün. Fen Fak. Fizik Matematik Bölümünü 1978’de bitirir. Hakkâri ve Konya Liselerinde öğretmen olarak çalışır. Konya Selçuk Üniversitesinin açtığı bir sınavı kazanıp aynı üniversitenin Fen Fak. Fizik Bölümüne asistan olarak atanır. İradesi dışında iki yıl üniversiteden uzak kalırsa da hedefinden şaşmaz. 1985’te doktorasını verip Dokuz Eylül Ün. Öğretim Görevlisi olarak işe başlar. 1994’te doçent, 2000 yılında da profesör olur.
Ama o hiçbir zaman köy enstitülü bir öğretmen çocuğu olduğunu da unutmaz, 5 yıl okuduğu eski bir köy enstitüsü olan Ortaklar İlköğretmen Okulunu da… Nerden mi biliyorum bunu? Hazırladığı kitaplardan… İşte onlardan birkaçı:
*Talip Apaydın’a Armağan *Mehmet Başaran’a Armağan *Mahmut Makal’a Armağan
*Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar *Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü 70 Yaşında
*Trakya’daki Işık Kepirtepe Köy Enstitüsü *Pamukpınar Aydınlığı *Akçadağ Aydınlığı…
Bu değerli profesörümüzün geçen ay (Nisan 2026) Dicle Aydınlığı adlı büyük boy 384 sayfalık kitabından, yakından tanıdığım birçok sevgili meslektaşımın ilginç anılarını okudum. Dicle’de birlikte çalıştığım resim öğretmeni Recep Adakçılar başta olmak üzere, öğrencimiz olmalarından her zaman kıvanç duyduğum Prof. Dr. Ali Yılmaz, öğretmen ve uluslararası spor hakemi Orhan Ağaçeken, maliyeci Mehmet Tur, şair öğretmen Nâlân Uluğ, eğitimci yazar İzzettin Çelik, Prof. Dr. Zülküf Gülsün, ressam Mehmet Kapçak, Prof. Dr. Cuma Ocaklı, avukat Hüseyin Tayfun, öğretmen ve milli sporcu Sait Altuğ gibi… Hepsinden örnek vermek söyleşi sınırlarımı çok aşar. O nedenle Mardin Mazıdağı doğumlu resim öğretmeni ve ressam Mehmet Kapçak’tan bir alıntı ile yetineceğim.
Sevgili Kapçak’ın resim yeteneğini ilk keşfeden Dicle’de üç yıl birlikte çalıştığım Sivas Pamukpınar Köy Enstitüsü girişli değerli dostum resim öğretmeni Tevfik Karakaya ve Necati Özbay olmuştur. Onların önerileri ile öğretmenler kurulu, dördüncü sınıfa geçen bu öğrencimizi İstanbul Çapa Öğretmen Okulunun “Özel Resim Bölümü”ne göndermeye karar verdi. Bu okulu başarıyla bitiren Kapçak, sınavla İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümüne girer. Söz Mehmet Kapçak’ta şimdi:
“(Eğitim enstitüsünde) Atölye hocamız Ramiz Aydın bir hafta önce, “Önümüzdeki Çarşamba günü akademinin kadın modeli gelecek, desen çalışmamızı onunla yapacağız. Ücretli model olduğu için herkes 275 kuruş getirsin.” dedi. Sınıf mevcudu 15 kişiydi. Dokuz erkek, altı kız… Aramızda evli kız arkadaşlarımız da vardı. Çarşamba gününden önce erkek arkadaşlarla bir araya geldik. Bir spor mağazasına gittik ve birer suspansuvar (külot) aldık. Çarşamba gününü mahcup mahcup iple çekiyoruz. Çıplak modelden desen çalışması!..
Çarşamba günü Ramiz Hoca modelle birlikte geldi. Model, bize tanıştırıldıktan sonra paravananın arkasına soyunmak üzere geçti. Ramiz Hoca daha önce hazırlanmış yatağa, modeli çizmemiz için pozisyon verdirerek yatırdı. Utancımızda başımızı kaldıramıyoruz. Kız arkadaşlarımız daha da mahcup… Modelin başı, kolu, bacaklarının yönleri ile ilgili bilgilendirme yapmaya başladı. Başladı ama utancımızdan kimsenin dinlediği yok.
‘Başlayabilirsiniz’ talimatı ile sözüm ona herkes başladı ama bakmaya utanıyoruz. Sıkıntıdan herkes köz gibi kızarmış, suratlar pancar… Ben yavaş yavaş kendimi kaptırırken omuzuma bir el değdi. Baktığımda asistan olduğunu gördüm: “Kalemini alabilir miyim?” dedi, verdim. “Kalemin güzel be yahu!” dedi. Asistan Trakyalıydı. Kâğıdımı eliyle yokladı. “Kâğıdın da güzel… Pıt pıt niye öyle kesik kesik çizgiler?..” Kalemimle cesaretlendirmek üzere kâğıdıma geniş bir yay çizdi. “İşte böyle rahat ol.” dedi. Açıldım, cesaretlendim.
Model dinlenmeye geçince rahatlamış olarak kız arkadaşlarımız dışarıya fırladılar. Biz erkekler demir tozlarını toplayan çelik mıknatıs gibi kendiliğimizden bir araya geliverdik. Birbirimize sorular sormaya başladık. Sonuç, modelin paravananın arkasında soyunurken uyanmaların olduğu, ancak çizim başladıktan sonra karşımızdaki sanki vazo, su bardağı, sürahiymiş de onu çiziyormuşuz gibi kendimizi kaptırdığımız sonucuna vardık. Bundan çıkardığım ders:
‘Ben evlenirsem, eşim rahatsızlandığında kadın doktorun dışında doktora götürmeyeceğim.’ diyecek kadar sabit fikirliydim. Bu dersten ve arkası gelen derslerden sonra fikrim 360 derece değişti. ‘Demek ki, doktorlar da aynı düşüncededir.’ kanaatine vardım. Bu çok önemli bir tespitti benim için.”
Dicle’deki resim öğretmeni Tevfik Karakaya burada da öğretmeni olmuştur; bu ilginç anıyı anlatma cesaretini gösteren sevgili Kapçak’ın. Biraz daha dinleyelim kendisini:
“Mezuniyette (yıl 1974) Tevfik Hoca bizi topladı. 15 kişiden sekizimiz mezun, yedi arkadaşımız da uzatmıştı. ‘Sizi kutluyorum. Her biriniz farklı farklı okullara atanacaksınız. Okulunuz büyük küçük fark etmez. Bir yıl çalıştıktan sonra okulun kapısından sade bir vatandaş girerken kapıda bekleyen görevliye: “Bana bu okulda başarılı üç öğretmen adını söyler misiniz?” diye sorduğunda eğer adınız birinci, ikinci ya da üçüncü sırada sayılmıyorsa, hemen okul müdürüne istifa dilekçenizi ‘Ben bu işi beceremiyorum’ diyerek veriniz.” dedi ki, idealizmi içselleştirmiş bir öğretmenin sözleriydi bu!
Böyle yetiştirilmiş bir öğretmeni biraz yakından tanımak isterseniz, buyurun:
“1974’ten 1985’e kadar iki yıl Mardin Yeşilli Ortaokulunda, beş yıl Mazıdağı yatılı Bölge Okulunda, dört yıl Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesinde müdür yardımcısı, müdür başyardımcısı olmak üzere on bir yıl resim öğretmenliği yaptım. 1985’te Çınar İlçe Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürlüğü görevine atandım. Üç buçuk yıl doğru bildiğim yasal olan uygulamalara imza attım. Ne zaman ki bu görevlerin siyasallaştığını gördüm ve bana illegal teklifler gelmeye başladı; kendi özgür iradem ve kaymakam vekilliği yaparken bir özel okuldan gelen teklifle istifa ettim.
Özel okullarda resim öğretmeni, müdürlük ve genel müdürlük olmak üzere toplam 47 yıl görev yaptım. Resim çalışmalarıma yönetici olarak görev yaptığım sürece başlayamadım. 2009 yılından itibaren fırsat buldukça çalıştım. Emekli olduktan sonra hız verdim. Şimdiye kadar kişisel 22 sergi açtım.”
Mardin’in Mazıdağı ilçesinden kalkıp Ergani’de 1944’te Dicle Köy Enstitüsü olarak kurulan 1954’te adı Dicle İlköğretman Okulu olarak değiştirilen eğitim yuvasına gelen, temeli burada atılıp İstanbul’a gönderilen öğretmen ressam Mehmet Kapçak bu işte!
“Emekli oldum, onca yıl çalıştım, yeter!” demeden güzel resimler üretmeye devam ediyor hâlâ.
Yürekten alkışlıyorum; bu değerli kardeşimi!
-------------------------------------------------------------------
(*) DİCLE AYDINLIĞI (Tanıklıklarla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna)
Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Nisan 2026, Bassaray Yayınları, Bornova/İzmir