SIRA TÜRKİYE’DE Mİ? NE YAPMALI?
Dünya basınında hemen her gün soruluyor: Irak, Libya, Suriye ve İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi?
İsrailli birtakım makam sahipleri bile “Evet, sıra Türkiye’de!” demekteler.
Türkiye’nin bir bölümünün “Büyük İsrail’’in bir parçası olduğunu, aralarında Başbakan Netenyahu’nun da bulunduğu bazı Siyonist ve Evanjelistler öteden beri dile getiriyorlar.
Yabancı gazetelerde Türkiye’nin askeri gücünü İsrail ile karşılaştıran grafikler yayınlanıyor. Sanki bir “derbi” maçı yaklaşmakta!
Amerikan gizli servislerinden birinde önemli bir görevden yeni ayrılmış bir uzman, Başkan Trump’ın, eninde sonunda patlak verecek Türkiye-İsrail savaşında İsrail’e ters düşmemek için NATO’dan çıkmak istediğini söylüyor.
Gelin de tedirgin olmayın!
İSRAİL VE DEMOKRASİ
Özellikle şundan: İsrail’in Türkiye’ye karşı kullanacağı savların en başında, İsrail’in Ortadoğu’daki “yegane” demokrasi olduğu gelir.
1948 yılında kurulmuş yapay bir devlet adına öne sürülen bu sav, tam 150 yıldır demokrasi mücadelesi veren, son 80 yıldır çok partili sistem içinde seçim yapan, çok bedel ödemiş, Avrupa Birliği’ne tam üye olmak için yarım asırdır uğraşan halkımız için utandırıcıdır.
Bizim bunu duyunca “Hadi ulan oradan, sen kim oluyorsun demokraside benimle boy ölçüşecek? Gel bir bilene soralım!” diyebilmemiz gerekir.
BİR BİLENE SORDUM
Ben de öyle yaptım ve zamanımızın her şeyi bilenine sordum:
“Ey yapay zeka, söyle bana, hangimiz daha demokratız?”
Dipsiz zekalı arkadaş uluslararası endekslerdeki en taze rakamlara baktı ve maalesef Türkiye İsrail’in gerisinde çıktı! Yani adamların övünmesi boşuna değil. (İsrail’in notu, işgal ettikleri topraklarda gerçekleştirdikleri kıyımları ve zulmü içermiyor!)
Örneğin demokrasinin oksijeni sayılan basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye 180 ülke arasında 163. iken İsrail, 116. çıktı. Endeks, İsrail’in bu alandaki durumunu “zor” diye nitelerken, Türkiye için “feci” değerlendirmesini yapıyormuş.
Gerçekten feci ve utandırıcı!
Demokrasinin genel işleyişine gelince, Türkiye 167 ülke arasında 103. İsrail ise 31. görünüyordu. Aradaki fark yine yüz kızartacak kadar büyük. İsrail’in etiketi “kusurlu demokrasi” iken Türkiye’ninki “hibrid” yani “kırma”. (demokrasi ile otokrası arası) olarak tanımlanıyormuş..
“Hukuk devleti” olmak ölçütünde Türkiye 142 ülke arasında 117. gelerek nal toplamış. İsrail’in notunun ise küresel ortalamanın üzerinde olduğu kaydedilmekteymiş.
Yolsuzlukla mücadelede de Türkiye İsrail’in çok gerisinde; 182 ülke arasında 124., İsrail ise 35..
Ayıp vallahi!
NE YAPMALI?
Durum hiç açıcı değil kısacası. İsrail’in son dönemlerdeki gerileyişine rağmen onları yakalamamız mümkün olmamış. Hatta bazı alanlarda fark daha da açılmış.
“Peki öyleyse ne yapılmalı?” diye sordum her-şeyi-bilene:
Anında, uzun uzun anlattı. Ama benim yerim dar. İşte konu başlıkları::
-Yargı bağımsızlığı yeniden tesis edilmeli
-Medya özgürlüğü yapısal olarak güvence altına alınmalı
-Seçim eşitliği sağlanmalı
-Kürt siyasi katılımı normalleştirilmeli
-Sivil toplum ve akademik özgürlük güçlendirilmeli
-Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dengelenmeli
-Yolsuzlukla mücadele için yapısal reformlar gerçekleşmeli.
DEMOKRASİYİ SAVUNMAK
İsrail ya da başka bir ülkeyle savaşı elbette istemeyiz. Ancak gerçekçi bir durum değerlendirmesi yapmak zorundayız:
Maalesef, demokraside kurumsal açıdan çok eksiğimiz var.
Yaşadığımız dingili kırık dünyada yurdumuzu silahla savunmak yetmez. Günümüzde, demokrasiyi savunmak, Türkiye’yi savunmak demektir. Yarın öbür gün birileri “Ama onlarda demokrasi yok!” diyecek olursa verecek net bir yanıtımız olmalıdır:
Şunu unutmayalım ki, habercilik yaptı diye hapse atılan bir gazetecinin ya da siyasal nedenlerle görevden alınan bir belediye başkanının ülkeye vereceği zarar, bir F-16’nın ya da hücumbotun savaşta kaybından daha az değildir.