ÇETİN EMEÇ’E BORCUMUZ VAR

09 Mar 2026 - 14:26 YAYINLANMA

Geçen Cumartesi günü, Çetin Emeç’i bıraktığımız yere geri döndüm tam 36 yıl sonra. O gün, Cağaloğlu’ndaki Hürriyet binasından buraya Emeç’in tabutunu taşıyan cenaze arabasının şoför mahallinde gelmiştim. Bu kez Levent’ten yürüdüm. Zincirlikuyu mezarlığının nizamiyesindeki çinili yazı hala “Her canlı ölümü tadacaktır” diyordu. 

Mezarlıklar kolay değişmez. Kentler yıkılıp gittikten sonra bile ayakta kalır bazıları. Çetin Bey’in kabrinin olduğu yere yaklaştıkça son 36 yılda oranın çok değişmiş olduğunu fark ettim. Çoğu “aile kabristanı” ilan edilmiş olan mezarlar büyümüş, genişlemiş, mermer apartmanlar gibi yükselmişti. Mezar taşlarının üzerindeki isimlerin birçoğunu tanıyordum: Seçkinler, iş adamları, yüksek bürokratlar ve mafya babaları… 

Ve hemen arkalarında, hepsi için dikilmiş dev bir mezar taşı gibi yükselen 40-50 katlı bir bina!

EMEÇ’İN KATİLİ

Aklıma 7 Mart 1990’da cenazeyi Nuruosmaniye’den Hürriyet binasına omuzlarda taşıyan büyük kalabalık geldi. Milliyet gazetesini geçtikten az sonra birileri “Emeç’in katili oligarşi! Emeç’in katili oligarşi’” diye slogan atmaya başladı. Çetin Emeç solcu değildi, seçkinlerdendi ama sağdan soldan fark etmez, her türlü sahtekarlıktan nefret ederdi. Kim bilir hangi sol fraksiyonun kalkıştığı olan bu cenaze “kaçırma” oyunu onu ifrit ederdi. Öfkeli patlamalarıyla da tanınan Emeç’in bayrağa sarılı tabutuna baktım o an. Başını kaldırıp bu saygısızlara fırça atmasını bekledim belki de.!

NİÇİN?

Bir şey olmayınca anladım ki, kaybımız kesindir ve ölümün en acı yanı hiçbir şekilde geri dönüşü olmayışıdır.

Slogancılar az sonra sustu. Bayrağa sarılı tabutu Hürriyet binasının önünde cenaze arabasına kondu. Boş kaldığını görünce hemen şoför mahallindeki boş yere oturdum. Zincirlikuyu’ya birlikte geldik…    

O tarihte ben Hürriyet’te çalışmıyordum, Çetin Emeç ade artık Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni değildi. Artık her nedense, büyük patron Erol Simavi onu görevden almış, yerine “rakip grup”tan Rahmi Turan’ı getirmişti.    

Önündeki mendirek yıkılmış gibi tüm dalgalara açık hale gelen Babıali binbir söylentiyle çalkalanmaktaydı. Bu bir manevraydı ama neyin manevrası: Özal, Asil Nadir, Sabah grubu, özel televizyon, Avrupa rüzgarları? Daha önce Hürgün gazetesini pat diye kapatarak beni şaşırtmış olan Simavi’nin amacı neydi? Yoksa artık, asla olamaz denen şeyi yapmaya, Hürriyet’i satmaya mı hazırlanıyordu? 

Emeç’in böyle bir şeye kesin olarak karşı çıkacağına şüphe yoktu. 

Ama tersi de olabilirdi, Bir süre sonra Emeç daha bile güçlü olarak geri gelebilirdi.

GİTME DEMEDİ

Tam o sırada Asil Nadir’in satın aldığı Güneş Gazetesi’nin onun gibi Kıbrıslı yöneticisi Metin Münir’den çok iyi koşullarla iş teklifi aldım. Daha çok dış basına ekonomi haberleri yapan Münir takdir ettiğim bir gazeteciydi. Hürriyet’te somurtup beklemektense, o reklifi kabul etmeye karar verdim. 1970’lerde TRT’ye dönmeyi sabırla bekleyip sonunda açıkta kalmamış mıydık?

Ama önce Çetin Bey’in onayını almalıydım. Birlikte çalıştığımız dört yılda aramızda böyle bir hukuk oluşmuştu.

Dördüncü kata çıkıp kapısını çaldım. Odasında tek başına oturuıyordu. Lafı hiç uzatmadan Güneş’ten gelen teklifi anlattım. Ve sordum. 

“Gideyim mi?”    

Bir an sessizlikten sonra:   

“Gitme demem Haluk’cum!” dedi.    

Benim için yeşil ışık yanmıştı.     

Dirsek temasını sürdürmek, kısa zamanda buluşup Babıali dedikodusu yapmak üzere sözleştik. O arayacaktı. Telefon bekliyordum.

6 Mart sabahı Beyazıd Meydanı sırtlarında bir binadaki Güneş gazetesine gittiğimde kat bakıcısı “Haluk Bey, Çatin Emeç…” deyince o gün öğle yemeği için arıyor sandım.  

“Ne dedi?” diye sorduğumda, gerçeği öğrendim. Çetin Emeçi’ ve şoförünü evinin önünde öldürmüşlerdi!

MESLEKİ BORÇ   

Aradan tam 36 yıl geçti. Babıali’nin çöküşünde önemli bir payı olan bu cinayet hala tam olarak aydınlanmış değil. İslami Hareket Örgütü üyesi olduğu belirtilen dört kişi Emeç’i öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılmış hapiste yatıyor.  

Kimin adına yapmış olabilirler bunu? İran bağlantısından söz edilmişti. Doğru mu, yoksa yakıştırma mı? Emeç’in katli Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu gibi laiklik savunucularının birbiri ardından tasfiyesi dalgasının bir parçası mıydı yoksa Emeç’in katli başka nedenlere mi dayanıyor? 

İstihbarat çevrelerine ilişkin haber ve kitaplarıyla da bilinen Tuncay Özkan 1994’te yayınlanan “Öldürün Bu Gazeteciyi” adlı kitabında bu cinayetin “derin bağlantılı karanlık yapılar” tarafından işlendiğini öne sürmüştü. Kimdi onlar? Keşke daha sonra siyasete giren Özkan, gazetecilik becerileri ve istihbarat bağlantılarına siyasal olanaklarını da ekleyerek, yeni aydınlatıcı bilgilerle o kitabın yeni bir baskısını yapsa!    

Çetin Emeç’e ve Uğur Mumcu’ya mesleki borcumuz var.

Bu çerçevede, komşumuz İran’ da yaşanan insani felaketin bir olumlu getirisi olabileceğini de düşünüyorum: Günü geldiğinde İran’daki olası “yeni” rejimden 1990’ların başında Türkiye’deki eylemler dosyasını açması da herhalde istenecektir…

     

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: