OLUR AMA BU KADARI OLMAZ Kİ!

01 Haz 2026 - 15:16 YAYINLANMA

Türkiye’nin önemli bir kesimi Kurban Bayramı tatilini Kemal Kılıçdaroğlu fenomenini tartışarak geçirdi. Politik, sosyolojik, ekonomik, patolojik analizler yapıldı. Ülkenin tüm psikologları Freud’cü, Lacan’cı, davranışsalcı, varoluşçu vb. bakış açılarından Kılıçdaroğlu’nun yaptıklarını inceden inceye tartıştılar.       

Çoğu kez “İnsan nasıl olur da böyle bir şey yapabilir?” sorusuyla başlayan bu analizler, “Olur ama bu kadarı olmaz ki!” türünden hayret nidalarıyla sonuca bağlandı.   

Tartışmalara ağır bir eleştirel üslup egemendi. İşin en anlamlı yanı, yıllar yılı “Bay Kemal”i en sert kelimeler ve ırkçı-mezhepçi göndermelerle yerden yere vuran AKP yanlısı medyadan çıt çıkmıyor, Bay Kemal’in konuşmaları canlı olarak yayınlanıyordu!    

O zaman bazı şeyler aydınlanıyor, Türkiye’de siyaset zeminini çökerten bu büyük depremin arkasında kim ve kimler olduğunu anlamaya başlıyordunuz!     

POLİTİK OPERASYON   

Evet, gerçekleri açıkça görmekte yarar var: Kılıçdaroğlu’nun yargı silahıyla ana muhalefet partisi CHP’nin başına getirilmesi. AKP’nin varlığını borçlu olduğu demokrasiye ihanet sürecinin son halkasıdır! Kılıçdaroğlu’suz CHP’nin birinci parti olması, en büyük seçim bölgesi İstanbul’da İmamoğlu’nun yeniden seçilmeyi neredeyse garantilemesi ve genç lider Özgür Özel’in Akdenizli sıcak ve enerjik üslubuyla geniş kitlelerin takdirini kazanması olmayacak şeyleri olur kılmıştır!   

Üstelik AKP’nin bataryaları bitmiş, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve güvenilmez Trump’ın dışında kozu kalmamıştır!         

Öyleyse gelsin AKP’ye yenilmeden yaşayamayan Kılıçdaroğlu CHP’nin başına! 13. kez yenilmiş, 14. kez olsa kıyamet mi kopar!        

Yeter ki, böyle bir şey yapmasına vicdanı ve onuru izin versin!

DERS ALINACAK OLAY              

Evet, ben de başa dönüp herkes gibi sorayım: İnsan nasıl yapar böyle bir şeyi?      

Aklıma Amerika’da öğrencilik yıllarımda yaşadığım bir olay geldi.  

Efendim, iyi bir üniversitede güzel güzel yaşarken, günün birinde aramıza saf ve bakir bir memleket çocuğu geldi. O da kendi alanında doktora yapacakmış. Kısa bir süre sonra Amerikalı bir kız arkadaş buldu.     

Belli ki kız buna vurgun, ama bizimki ona çok sert ve hoyrat davranıyor. Tabii olmuyor, orası Amerika, ilişki bir türlü iyi gitmiyor.   

Kız sonunda ümidini kesmiş olacak ki bizimkinden ayrıldı. Ve ,saf ve bakir delikanlımız sap gibi ortada kaldı!        

Belki de bu yüzden, kıza olan aşkı nihayet kabardı. Hem de ne kabarma! Ama çok geç! Allem ediyor kallem ediyor, yalvarıyor, yakarıyor, hediyeler alıyor, kız hiç oralı değil.  

Kızcağız mecburen başka yere taşındı. Ama bizimki gece gündüz her beş dakikada bir telefon ediyor ve kızı rahatsız ediyor.  

Sonunda konu üniversite polisine intikal etti. Polis gelip bizim arkadaşa uyarıda bulundu, kızı aramaya devam ederse suç işlemiş sayılacağını ve Türkiye’ye sınır dışı edileceğini söyledi.  

Bizimkinin paçaları tutuştu, kıza telefon etmeden yaşayamadığını bize itiraf etti. Kendisini tutamıyordu. Psikolojik yardıma ihtiyacı vardı.     

Zorunlu olarak bir süre arkadaşlarla nöbetleşe onun evinde kaldık. Telefona yaklaşmasını engelledik. Sonunda sömestir bitti, evli evine köylü köyüne döndü!

MERHAMETİN SINIRLARI      

İnsanların yapmamaları gereken şeyleri inadına yaptıklarını gördükçe, hep bu yaşanmış hikayeyi hatırlarım.      

Seksenli yaşlarımda, zaafları bol bir yaratık olduğunu öğrendiğim insan türüne, öfkeyle değil merhametle bakıyorum ve çoğu kez “vah vah” demekle yetiniyorum.    

Ama bazen benim bile sınırlarım aşılıyor, “Olur ama bu kadarı da olmaz ki!” diyorum.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: