Ataol Behramoğlu Yazdı: Marksizmi Yeniden Okumak

06 Ağu 2026 - 14:50 YAYINLANMA
Ataol Behramoğlu Yazdı: Marksizmi Yeniden Okumak
‎ ‎
‎ ‎

Ataol Behramoğlu / Şair-Yazar

İnsana insan olma niteliğini kazandıran üç temel olgu olduğunu düşünüyorum: Bilim, felsefe ve sanat.

Bilimi bilgide, felsefeyi akılda, sanatı duyguda derinleşme olarak tarif ediyorum.

Sanat dallarının (edebiyat, müzik, resim, başka görsel sanatlar vb.) tarifleri kendi özgün özelliklerine göre çoğaltılabilir.

Bunu şiir için yaparsak: Şiir duyguda ve dilde derinleşmedir... Üniversite çağımda edebiyat okumalarıma felsefe okumalarını da kattım.

Bunu hep yapageldim.

Hatta felsefe alanında okumalarımın (şiiri ve şiir hakkında yapıtları dışında tutarak) edebiyata göre çok daha ağırlık taşıdığını söyleyebilirim.

Felsefe derken bu parantezin içinde psikoloji, tarih, edebiyat ve sanat tarihleri, çeşitli toplumsal vb. konulu yapıtlar da kuşkusuz yer almaktadır.

***

Felsefe okumalarımda ya da klasik felsefe okumalarımda diyeyim, sonuçta şunu görüyorum: Bütün bu derinlikli usa vurmalar eninde sonunda açık ya da üstü örtük Tanrı fikrinde odaklanıyor ve bir türlü bu fikrin ötesine geçemiyor.

Bu nedenle kendime en yakın düşünce akımı olarak yapıtlarıyla 1960’lı yıllarda karşılaştığım Marksizmi buldum.

Marx demiyorum. Çünkü onun felsefesi yakın arkadaşı, düşündaşı Engels, sonrasında Lenin, o dönemlerden günümüze kadar da çok sayıda düşünürce yorumlanmış, bir anlamda yenilenmiştir.

Fakat benim zihnimde ekonomik altyapı/düşünsel üstyapı, artı değer, sınıf savaşımı, diyalektik ve tarihsel maddecilik kavramları sapasağlam yerli yerindedir ve kanımca asıl olan da bunlardır.

***

Uzun süre önce okumaya koyulduğum Modern Felsefenin Kısa Tarihi adlı yapıtta (pek kısa sayılmaz, 315 sayfa!) başka okumalar, çalışmalar, hastalıklar vb. nedeniyle, sonlara doğru Siyasal Dönüşüm/ Marx bölümüne ancak gelebildim.

Bu vesileyle de Marksizm konusunda daha geniş okumalar yapmak için bu konuda kitaplığımda okuduğum okumadığım ne kadar kitap varsa masama yığdım (Buarada Hegel’i de daha iyi kavramam gerektiğini biliyorum.)

Felsefe tarihindeki bölümü okuduktan sonra masama yığdığım kitaplardan sevgili Taner Timur Hoca’nın Marksizm, İnsan ve Toplum adlı (daha önce bir bölümünü okuduğumu altını çizdiğim satırlardan anımsadığım) kitabını yeni baştan okumaya koyuldum. (Bu arada internet sayesinde haberleştiğimiz Taner Hoca’nın, 90. yaşını kıl payı geride bıraktığını, yaşamını sağ salim İstanbul’da sürdürdüğünü öğrenmekle mutluyum. Büyük düşünürümüzle ilgili herkese duyurulur.)

Taner Hoca’nın kitabı beni çağdaş Fransız düşünür Etienne Balibar’ın Marx’ın Felsefesi’ne götürdü. Bende olmayan kitabı getirttim ve şimdi iki kitabı, dönüşümlü olarak birlikte okuyorum.

Balibar, kitabının daha giriş sayfalarında “Marx gerisinde birçok şantiye bırakan ebedi yeniden başlamanın filozofudur” diyor.

Felsefe, dünyayı olduğu gibi yorumlamakla yetindi, oysa asıl olan onu değiştirmektir diyen Marx’ın felsefesi değişen dünya karşısında elbette donmuş, kalıplaşmış bir düşünce sistemi olamazdı.

Taner Hoca’nın Balibar’ı yorumlayarak aktardığı gibi “Marx yakından izlediği olayları çözümlerken a priori bir ‘ilerleme’ şemasına göre düşünmüyor, daha sonra Lenin’in meşhur ettiği bir formülle ‘somut durumların somut analizine’ dayanıyordu”.

Bu ise ilerlemenin bir kader olmayışı, ilerleme dediğimiz olgunun somut durumların doğru somut analizinin sonucu (ve elbette bu sonucun uygulanması/yani devrim/ olabileceğidir.

***

1848 devrimlerinin başarısızlığının Marx’ta yarattığı düş kırıklığından söz eden Balibar bir sonraki sayfada şunları yazıyor: “Marx’taki teorik alt üst oluşların çapını az saymak mümkün değildir. Çünkü sınıflı toplumdan sınıfsız topluma derhal geçişi kesinlikle ifade eden ‘sürekli devrim’ kavramının ve (‘burjuvazinin diktatörlüğü’ ne karşıt) ‘proletarya diktatörlüğü’ programının terk edilmesi işte buradadır.”

Demek ki Marksizmi donmuş-kalıplaşmış bir öğreti olarak değil, tıpkı süreç içinde somut koşulların analiziyle nasıl oluştuysa, tıpkı öyle, somut koşulların analizine bağlı olarak düşünüp uygulamak gerekiyor.

Çağdaş Marksist düşünür, Fransız Komünist Partisi’nin bir dönem önde gelen akademisyen sözcüsü Louis Althusser’den (1918-1990) bir şey okumamış olmam, kendisi bugün bir zamanki popülerliğine sahip olmasa da kuşkusuz büyük eksikliktir.

Marx İçin, Lenin ve Felsefe, Kapitali Okumak, Sanat Üzerine Yazılar vb. yapıtlarına öncelik vererek bu eksikliğimi geç de olsa kapatmaya çalışmalıyım.

 

***

 

Taner Timur geçen hafta sözünü ettiğim yapıtının “Marx ve Felsefenin Dönüşümü” başlıklı bölümüne şu cümlelerle başlıyor:

“Marx’ın bir felsefesi var mıydı? (...) 1970’lerde Althusser ve çevresi, yıllarca süren bir arayıştan sonra, bu soruya ‘hayır’ yanıtını vermişti”

Buna karşılık yine Taner Hoca, Althusser çevresinden Etienne Balibar’ın (d.1942) Marx’ın Felsefesi adlı kitabı hakkında şunları söylüyor:

“Balibar eserinin daha ilk sayfalarında Marx’ın bir felsefesi olmadığını ilan ediyor fakat bir tutarsızlık izlenimi verecek şekilde, kitapta sık sık da ‘Marx’ın felsefesi’nden (hatta bazen de ‘felsefeleri’nden söz ediyor.”

 

Öyleyse... Taner Hoca’nın aracılığı ile Balibar’la devam edelim: “Marx bir ‘felsefi sistem’ geliştirmedi, felsefede ‘doktrinal’ bir bütünlük zaten Marx’ın düşünce tarzına aykırıydı. Bu haliyle Marx’ın düşüncesi felsefe dışı, hatta ‘anti felsefe’ bir olgu şeklinde somutlaştı.”

Taner Timur Balibar’dan devamla şöyle demekte: “Tarihsel ve toplumsal analizler ve siyasal eylem önerileriyle iç içe sık sık kulandığı felsefi ifadeleri (...) Marx’ı klasik anlamda ‘filozof’ yapmadı fakat onu, felsefe alanına o zamana kadar benzeri görülmemiş biçimde ‘müdahale eden’ bir düşünür statüsüne soktu.”

“Kısaca Marx’tan sonra felsefe artık eski tip felsefe olmaktan çıktı” (vurgu E.B.s.7). “İşte Marx’ı ancak bu bağlamda bir ‘filozof’ sayabilir, onu bir filozof olarak okuyabiliriz.”

Bütün bu değerlendirmelerin sonucu olarak, Marksizmin bir felsefesi yoktur ifadesi bana daha da kabul edilmez geliyor.

Marx felsefeyi değişmeyen bir dünya ve değişmeyen bir insan yorumu olmaktan çıkararak onu toplumsal ilişkilerin ürünü bir dünya, tarih ve insan yorumuna taşımış, Hegel diyalektiğini ayakları üstüne oturtarak (Engels’in sözü) felsefeye geri dönülmezce yeni bir ufuk kazandırmıştır.

Marksist öğreti, felsefe üstü bir felsefe, Marx çığır açmış bir filozof ve toplumbilimcidir.

***

Felsefeyle ilgili ifadenin yanlış anlamaya açık oluşu gibi, yine Althusserci çevrenin ve ülkemizdeki takipçilerinin bir zamanki “Marksizm hümanizm değildir” ifadesi de aynı ölçüde ve anlamda yanlış anlamaya açıktır.

Marksizm bilimsel bir sistem olarak elbette kuramsal anlamda hümanist değildir ama hümanizm karşıtı hiç değildir.

Balibar’ın deyişiyle “teorik hümanizmden uzaklaşma” (a.g.y. 14. sayfa), hümanist olmaktan uzaklaşma hiç değil, insani özün antropolojik anlamda değişmezliği fikrinden uzaklaşmak, bu özün “toplumsal ilişkiler”ce belirlendiği fikrine ulaşmak demektir.

Emeği en yüce değer olarak gören, emeğine yabancılaşmayı insanın kendisine yabancılaşması olarak kuramsallaştıran bir görüşün hümanizm karşıtı olması herhalde düşünülemez.

***

Marksizmi yeniden okumalara ihtiyacımız var. İnsanın emeğine, kendisine ve birbirine gitgide yabancılaştığı dünyamızda buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Kendi payıma ben bu okumaları sürdürecek, sonuçlarını, bana düşündürdüklerini zaman zaman sizlerle de paylaşacağım.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

Copy the following script and place it in the site where you want the ad to display: