Aydan Budak Yazdı: Bavuluma Sığmayan Hayat

30 Eyl 2026 - 10:28 YAYINLANMA
30 Eyl 2026 - 15:49 GÜNCELLEME
Aydan Budak Yazdı: Bavuluma Sığmayan Hayat
‎ ‎
‎ ‎

Aydan Budak / Yazar

İtalya’ya gelirken yanımda ne kadar eşya getirdiğimi hatırlamıyorum.

Ama ne kadar şey bırakmak zorunda kaldığımı bugün bile biliyorum.

İnsan başka bir ülkeye giderken bunun sadece adres değiştirmek olduğunu sanıyor. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni insanlar…

Sonra anlıyorsun ki mesele bunların hiçbiri değilmiş.

Asıl mesele, bir sabah kendi hayatına dışarıdan bakmaya başlamakmış.

Ben İtalya’ya geldiğimde her şeyin daha güzel olacağını düşünmedim belki ama daha kolay olacağını düşündüm.

Olmadı.

Çünkü insan nereye giderse gitsin kendisini de yanında götürüyor.

Korkularını da.

Eksiklerini de.

Alışkanlıklarını da.

Ve bazen en büyük yükün bavulunda değil, kafanın içinde olduğunu çok geç fark ediyor.

Burada çalıştım, yoruldum, dil öğrendim, yeniden başladım.

Bazen kendimi çok güçlü hissettim.

Bazen de sadece eve gidip kimseyle konuşmadan yatmak istedim.

Üstelik insanın kendi ülkesinde yaşarken sıradan gördüğü şeylerin değerini, uzaklaşınca anlaması da ayrı bir mesele.

Annenin bir telefonu…

Tanıdığın bir sokak…

Hiç düşünmeden konuşabildiğin bir dil…

Birinin seni açıklama yapmadan anlaması…

Meğer insanın hayatındaki en büyük konforlar bunlarmış.

Ama şunu da öğrendim:

Bir yeri özlemek, oraya geri dönmek istemek demek değil.

Bazen insan geçmişini özler ama geleceğini başka bir yerde kurar.

Ve belki de göç etmekle ilgili en büyük yanılgımız şu:

Yeni bir ülkeye gidince yeni bir hayat bulacağımızı sanıyoruz.

Hayır.

Yeni hayat bulunmuyor. Kuruluyor.

Hem de çoğu zaman kimsenin görmediği bir mücadeleyle.

Fakat zamanla mesele İtalya mı, Türkiye mi olmaktan çıkıyor.

Mesele şu soruya dönüşüyor:

“Ben bu hayatın neresindeyim?”

İşte asıl hikâye burada başlıyor.

Çünkü insan her zaman başka bir ülkeye taşınarak kendinden uzaklaşmıyor.

Bazen doğduğu şehirde kalıyor.

Aynı evde yaşıyor.

Aynı işe gidiyor.

Aynı insanlarla konuşuyor.

Ama bir gün fark ediyor ki, kendi hayatının içinde kendisine pek yer kalmamış.

***      ***     ***

Herkes için bir şey yaparken kendisi için ne istediğini unutuyor.

“Böyle olması gerekiyor.”

“Şimdi sırası değil.”

“Biraz daha sabredeyim.”

“Sonra yaparım.”

“Şimdilik böyle idare edeyim.”

Bu cümleleri hepimiz bir yerlerden tanıyoruz.

Belki ülke değiştirmedik.

***    ***    ***

Ama kaçımız hayatımızın bir döneminde kendimizden uzaklaşmadık?

Bazen aile için.

Bazen eş için.

Bazen çocuklar için.

Bazen para için.

Bazen sadece insanların ne diyeceğinden korktuğumuz için…

Ve sonra yıllar geçiyor.

Bir gün aynaya bakıp yaşlandığımızı değil, ertelediğimiz hayatı fark ediyoruz.

Ben bunu İtalya’da öğrendim.

Ama sanırım bunun İtalya ile pek ilgisi yok.

Çünkü insanın kendine yabancılaşması için kilometrelere ihtiyacı yok.

Bazen kendi evinin içinde bile insan kendisine yabancı olabiliyor.

Belki de yeni bir hayat kurmak, başka bir ülkeye gitmekle başlamıyor.

Belki insanın ilk defa kendisine dürüstçe:

“Ben gerçekten böyle yaşamak istiyor muyum?”

diye sormasıyla başlıyor.

Bu sorunun cevabı her zaman kolay değil.

Hatta bazen cevabı bildiğimiz halde hayatımızı değiştirmeye cesaret edemiyoruz.

Çünkü alıştığımız hayat kötü olmasa bile bize ait olmayabilir.

Ve insanın en zor verdiği karar bazen gitmek değil.

***       ***   ***

Kendisi için kalmaya, değişmeye ya da yeniden başlamaya izin vermek.

Ben hâlâ öğreniyorum.

Hâlâ bazı şeyleri erteliyorum.

Hâlâ korkuyorum.

Hâlâ bazen “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye düşünüyorum.

Ama artık başka bir şey biliyorum:

Hayatın bize hazır bir cevap vermesini beklersek, yıllar geçebilir.

Bazen cevabı kendimiz vermek zorundayız.

Ben Türkiye’den İtalya’ya bir bavulla geldim.

Ama o bavula sığmayan çok şey vardı.

Geçmişim.

Korkularım.

Hayallerim.

Ve yıllarca kendime söyleyemediğim bazı cümleler…

***     ***    ***

‎Şimdi onları tek tek çıkartıyorum.

‎Bazılarını bırakıyorum.

‎Bazılarını yeniden öğreniyorum.

‎Bazılarını ise ilk defa yüksek sesle söylüyorum.

‎Çünkü sonunda şunu anladım:

‎İnsan bazen yeni bir ülkeye taşınarak değil, kendi hayatının sorumluluğunu alarak yeniden başlıyor.

‎Belki benim İtalya hikâyemin asıl konusu da bu.

‎İtalya’ya gelmek değil.

‎Kendime geri dönmek.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

Copy the following script and place it in the site where you want the ad to display: