Prof.Dr. Serhat Ulağlı Yazdı: Kültürel Emperyalizmin Kıskacında Milli Kültür
Prof. Dr. Serhat Ulağlı / Marmara Üniversitesi
Daha adil ve barışçıl bir dünya inşasının ayrılması en büyük engel, toplumsalların yönetimi ve ele geçirme faaliyetleridir. İnsandaki hükmetme ve yeni hakimiyet alanları oluşturma dürtüsü var oldukça, tüm savaş ve çatışmaların nedeni olan etno-narsisizmin, yeni küresel kamuoyunun zeminini tahmin etmek için psikotarih uzmanı olmaya gerek yok.
Hükmetme davranışlarının kolektif bir davranışa dönüşmesi, tüm kitle ortakyı kuşatacak, farklılıkları perdeleyip bireyleri tek bir ülkü etrafında birleştirecek bir ideolojiden geçmektedir. Bu ortak ideoloji, toplum tarafından uzlaşı sağlanmış değerler üzerine inşa edilmekten ziyade, iktidarın elinde tutan egemen ideolojinin iletişim bağlantıları ve diğer aygıtlar bireyler aracılığıyla empoze edilmektedir. Adorno ve Horkheimer'ın sınırlarını çizdiği Frankfurt Okulu, egemen ideoloji tarafından üretilen talimatların sürekli kitlesel manipülasyona, toplumsal duyarlılığa, kolektif standardizasyona ve ileri dönemde toplam adaptasyona dönüşeceğine kadar ilerlememiştir. Bugün “küreselleşme” kavramı ile yumuşatılan bu süreç, aslında Frankfurt Okulu'nun işaret ettiği bir kültür hegemonyasıdır. Başka bir ifadeyle, emperyalist ideolojiye hizmet eden bir kültür inşasıdır.
Kültür hegemonyası, insan kuşatan tüm sosyo-dinamik yapıların, egemen ideoloji tarafından üretilen “fiktif değerler” aracılığıyla, insanlardan ayrılma amacı taşıyan bir ideolojik hareket sürecidir. Egemen ideolojisi, kendi hegemonyasını elde etmek için milli ve manevi genişliklere genişlikler, farklı kültürlerde aynı etkiyi sağlamak için evrensel karşılık bulabilecek evrensel imgeleri ve algıları üretir. Böylece, tüm kültürel farklılıkların ortadan kalkması “evrensel bir kültür” oluşturma çalışması adı altında aslında kendi ideolojisinin güçlenmesini sağlayacak adımlar atmaktadır.
Emperyalizm, kuşatılmamış kültürü zapt etmek için üretilen bule, “hedonik açlık” mantığı çerçevesinde tüketimi teşvik ederken, yerli ve otantik tüm değerleri yok etmeye başladı. İnsanlık, bu nedenle dijital bir emperyalizm salgını ile karşı karşıyadır. Bu tehlikeyi zaten sezmiş olan Walter Benjamin, uygarlığı temsil eden kültürel üretim süreci, estetik ve sosyal kaygılardan uzaklaşıp, tamamen kapitalist sistemin bireysel tüketimine teşvik eden haz duygusu üzerine şekillenmesini sağlamıştır. Benjamin, bu sürecin artık tekelden yönetilip bir hegemonyanın etkisinde gelişeceğine işaret etmiştir.
Herbert Marcuse, “Tek Boyutlu İnsan” adlı eserde, kitleyi hegemonya itaatine yöneltmenin ilk kuralının insanın yapay ihtiyaçlarıyla kuşatmak olduğunu belirtir. Günümüzün fiyatları, gerçekte piyasaya çıkmayan ancak kendisine dikte edilen değerler ve ütopik gerçekler için bir başkasını taklit etmeye yönelmiştir. Bu durum, Stuart Hall'un “küresel köy” teorisine giden yolu sağlamıştır. Dijital dönüşüm, kendi anayasasını, normlarını ve sınırları değişen yeni bir yaşam alanı olarak bölmesi, etnik ve dini sınırları yok ederek, birbirini taklit eden ve hazza sahip kültür tutsağı bireyler üretmiştir.
Bu yeni tarihsel bir başka özelliği ise gerçekliğin kaybedilen imgelemlerle tasavvur eden bireylerin yaratılmasıdır. Günümüz dünyasının tükenmişliğini görünenlerden düşünürlerden Baudrillard, hiper-gerçekçilik ve simülasyon çağının haberidir. Artık bir olgunun kendisi değil, onun üzerinden üretilen algının pazarlandığı bir dünyada. Gerçek, sunulduğu ve algılanması istendiği şekilde lanse edilirken, tamamen özgün bir dünya inşa edilmiştir. Birey, analitik sorgulamadan yetisinden uzaklaşarak, kendisine verilen bilgilerle yalnızca istenilen kadar algılayabilen dijital bir alıcıya dönüşmüştür. Bu durum, egemen ideolojinin tasarladığı, sorgulayan ve mutlak itaat eden bireylerden oluşan bir kitleyi beraberinde getiren.
Günümüz toplumunun en büyük sorunlarından biri olan sosyal yalnızlık ve değer yoksunluğu, tüm dünyada kuşatan bir kültür istilasının sonucu olarak ortaya çıktı. Tüm ulusal inançsal ve kişisel değerlerin yok olduğu bu süreçte, bireylerin küresel hegemonyasının aldığı imgelerle hapsedilmiş zihinlere dönüşmekte ve yaşadıkları bireyler yabancılaşmaktadır. Küreselleşme ile özgün içeriklerin taklit hali günümüzde ortaya çıktığı, temel işlevsellik aydınlatması olan kültürel üretimler, hedonik bir amaç uğruna tek bir merkezden yönetilmektedir. Sinema, tiyatro, edebiyat, müzik ve moda gibi sanatsal ve kültürel etkinlikler, toplumun ruhuna ayna tutma işlevi kaybolmuş ve bir ideolojinin tutsağı hâline gelmiştir.
Modern iletişim araçlarının dışında, egemen ideoloji aracılığıyla sanatsal ve kültürel ürünler, kendi markalarını temsil eden bireyleri manipüle etmektedir. İnternetin kesilmesi ve erişimin kolaylaşmasıyla birlikte, tüm dünyada temel değerler ve yapılar değişmiştir. Klasik millet ve devlet anlayışının yeri kitlesel örgütlenmelere ve sosyal yapılanmalara bırakılmıştır. Bu da devlet ve millet kavramlarını kökünden değiştirmiş, milli kimlik, milli irade ve kolektif olarak belirlediğiniz gibi kavramların ortadan kalkmasına neden olmuştur. Dijital dünyanın sunduğu bilinçaltı mesajlarla dünyanın her yerindeki aynı şekilde düşünmesi, davranışı ve tepki vermesi sağlandı.
Bu dijital göçün sonuçları, kültürel ve ideolojik etkiler fazlasıyla hissedilmektedir. Milli ve manevi değerlerden soyutlanmış dünyanın farklı yerlerindeki insanların kurduğu dijital empati, milli deformasyona yol açmıştır. Kültürel hegemonya, günümüz iletişim teknolojileri aracılığıyla ideoloji egemenliklerinin mesajlarını tüm dünyaya iletmektedir. Sanat, edebiyat, kültür, moda, müzik, sinema, dizi ve spor gibi bireyleri, bireyleri yaşadıkları toplumsal sorunlara karşı duyarlı hale getirmektedir. Özellikle Amerikan sineması, dünya genelinde başlayan kültürel etkiyle ciddi bir kültürel dönüşümü tetiklemiştir. Sosyal medya da küresel emperyalizmin modern istilasının en önemli araçlarından biridir. Japonya, Kore ve Çin gibi Batı kapitalizmine karşı direnen çeşitlilikteki sosyal medya çılgınlığı, kültürel emperyalizmin oluşturduğu sistematik tehlikeyi gözler önünde seriyor.
Bu süreçte, kitlesel iletişim araçlarının gizli ve eleştirel şekilde kullanılması, hegemonik söylemlerin sorgulanması ve medya politikalarının şeffaflık ve çeşitliliğine dayanması, tek bir ideolojinin hakimiyetini engelleme açısından kritik öneme sahiptir. Bu tehlikeyi korumak için, eğitim politikalarının milli ve yerli kültür yönetiminde yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, eğitim kapsamı dışında kalan X ve Y kuşağına medya okuryazarlığa bilgi kazandırılmalıdır.