"BU KERPİCİN ASLI NE?"

31 Ağu 2026 - 11:08 YAYINLANMA

Biz evlerimizi bir ömürlük yaparmışız, ahşap ve kerpiç kullanarak.

Kerpiç biz gibi topraktan.

İçine biraz saman ve yeteri kadar su karıştırılan toprakların kalıba dökülüp kurutulmasından ibaret.

Kerpici türkülerimize koymuşuz, türkülerimizi örmüşüz.

“Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı,

Binayı kurar iken gördüm Leyla’yı.”

Leyla başına sıkıntılar açmış sonra ama söylemiyor ne olduğunu.

Sonra çıkmış duvarın üstüne;

 

“Bindim kerpiç duvara,

El ettim nazlı yâra,

Devam etmiş sonra;

“Eski yâr şöyle dursun,

Can kurban yeni yâra.”

 

Yâr denilen o kadar çok mu ki bilemedim?

Bir daracık pencereden bakarız bazen, ardından devam ederiz;

 

“Her ayın her gününden,

Her yılın her ayından,

Günde bir kerpiç düşer, 

Gönlümün sarayından.”

 

Gönlünün sarayından kerpiç düşermiş ya, Seyit Nesimi’ye demişler “Sen yaptıklarınla şeriat kalesinden bir taş düşürüyorsun.” Cevap vermiş; “Eğer taş düşürürsem oraya başımı koymasını bilirim.”

Bunu bir şiirde kullanmıştım;

 

“Taht verince serine,

Sıcak indi derine,

Düşen taşın yerine,

Konulan başlar vardı.”

 

Bir başka kerpiçli türkümüz de şöyleydi;

 

“Kerpiç duvar ördürdüm,

Duvar ustalarına,

Acep ilaç olur mu,

Gönül hastalarına.”

 

Abdurrahim Karakoç Ağabey de bir şiirde söylemişti;

 

“Sen bizim köyleri görmedin ki hiç,

Yolları toz, çamur, evleri kerpiç,

O kirli kabukta, o en temiz iç,

Hele bir yakından bakılsın da gör.”

 

Yavuz Bülent Bakiler Ağabey de vatan anlatıyordu;

 

“Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı

Dizlerini döve döve ağlardı anam.

Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam

Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan!

Türkiye’m! Hasretim! Kınalı türküm! ..

İç içe güzellik, uç uca kahır

Yüreğimi bin parçaya bölseler

Her parçası yine seni çağrışır.”

 

Yine bir türküde sormuş;

 

“Kerpiç kerpiç üstüne,

Bu kerpicin aslı ne?” diye.

 

Yukarıda dedik toprak, su, saman diye ama Aşık Gufrani’de “Kim bilir” diye başlamış ve şöyle yazmış;

 

“Katre idim ummanlara karıştım,

Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir?

Devre edip alemleri dolaştım,

Bir sanata kaç sarıldım kim bilir?

 

Bulut olup ağdığımı bilirim,

Boran ile yağdığımı bilirim,

Alt’ anadan doğduğumu bilirim,

Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir?

 

Kaç kez gani oldum kaç kere fakir,

Kaç kez altın oldum kaç kere bakır,

Bilmem ki kaç katip ismimi okur,

Kaç defterde kaç dürüldüm kim bilir?

 

Bazı nebat oldum toprakta sürdüm,

Bilmem kaç atanın sulbünde durdum,

Kaç defa cennet-i alaya girdim,

Cehenneme kaç sürüldüm kim bilir?

 

Kaç kez alet oldum elde bakıldım,

Semadan kaç kere indim çekildim,

Balçık olup kerpiç kerpiç döküldüm,

Kaç bozuldum kaç kuruldum kim bilir?

 

Dünyayı dolaştım hep kara batak,

Görmedim bir karar bilmedim durak,

Üstümü kaç örttü bu kara toprak,

Kaç serildim kaç dirildim kim bilir?

 

Güfrani’yim tarikatım boş değil,

İyi bil ki kara bağrım taş değil,

Felek ile hiç hatırım hoş değil,

Kaç barıştım kaç darıldım kim bilir?.”

 

Yine baktığımız pencereden söylediğimiz türkünün devamı şöyle;

 

“Keman mıdır, yay mıdır?

Güneş midir, ay mıdır?

Zülfüne bend olmuşum,

Ayrılmak kolay mıdır?”

 

Yedi gök cismi var ya, güneş, ay gibi. Bunların İngilizcesi de Sun, moon. Bunlara gün mânasında “day”ı eklemiş, gün isimleri olmuş.

Çarşamba günleri Yadigar için yazıyoruz ya, Çahar, çar Farsça dört demekmiş, yani dördüncü . Şamba da gün.

 

Yine Nesimi demiş ;

 

“Nesimi’ye sormuşlar

Yârin ile hoş musun?

Hoş olayım olmayayım

O yâr benim kime ne?”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: