KADINLARIMIZ, BİZİM KADINLARIMIZ!
Şöyle ya da böyle eline biraz para geçen pek çok insan değişik bir karaktere bürünüverir hemen. Giyimi kuşamını değiştirdiği gibi konuşmasını, davranışlarını da değiştirir. Çevresindekileri küçümsemeye onları ikinci, üçüncü sınıf yaratıklar olarak görmeye başlar.
Aklından, üstün yeteneklerinden, soylu ailesinin erdemlerinden söz eder sık sık. Kendinden aşağı gördüklerine küçümseyerek bakar. Onların sorunlarıyla hiç ilgilenmediği gibi toplantılarına, söyleşilerine, eğlencelerine de katılmaz.
Kendini dev aynasında gören böyleleriyle işim olmadı hiç. Ben onları sevemedim; onlar da beni… Kısa zamanda yağcılar, yalakalar doldurur onların çevrelerini. Çok iyi bilir o açıkgözler, ne kadar çok yağlayıp parlatırlarsa ödüllerinin o denli kabarık olacağını.
Siyasette de geçerlidir bu yöntem. Alan da razıdır; veren de… Siyasetçi koltuğunu korudukça aynen sürer bu alışveriş. Hiç yakınmazlar birbirlerinden. Ne büyük yanlışlar yaparsa yapsın yetkili koltuklarda oturanlar, görmezden gelir de yağcıları, eleştiri oklarını efendilerinin rakiplerine gönderirler hep. Ne yani, veli nimetlerini eleştirecek kadar beyinsiz değildir ya onlar!
Yukarıda sözünü ettiklerime hiç mi hiç benzemeyen karı koca bir çift de tanıdım ben: Aksekili Ünlü İş İnsanı Ömer Duruk ve eşi Hayriye Duruk… Ömer beyi ilk kez 1980’lerde Akseki’yle ilgili sorunların konuşulup tartışıldığı toplantılarda tanıdım. Hiç de o bildiğimiz ünlü şirketlerin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı gibi bir hava içinde değildi. Giyinişi, konuşması, çevresindekilere karşı davranışı sıradan bir insandan farksızdı.
Daha yakından tanımam 1990’lı yıllara rastlar. Yine Akseki’yle ilgili bir konuda düşünce ve önerilerimi öğrenmek için evine davet etmişti. Donanımlı bir köşk göreceğimi sanırken, Bakırköy’de orta sınıf bir ailenin oturduğu gösterişsiz bir apartman dairesi idi evi. Eşi Hayriye Hanımı ilk kez o gün gördüm. Eşi gibi onun da giyim kuşamı çok sade idi. Beni kabul ettikleri salondaki koltuklar, eşyalar da öyle… Alın teri ile elde ettikleri büyük servetlerine karşın, bu kadar alçak gönüllü olabilmeyi nasıl başardıkları araştırılmaya değer bir konu bence. Gelin, bu başarılı iş insanının yaşam öyküsüne bir göz atalım:
Sakarya Meydan Savaşının yapıldığı günlerde (1921) Antalya’nın Akseki ilçesinde doğar. Yedi yaşında ilkokula başlar. Üçüncü sınıftayken ticaretle uğraşan babası 500 lira borçla iflas eder. 1930’lu yılların başlarıdır. İlkokulu yarım bırakıp ayrılır. 12 yaşında sıfır sermaye ile ticaret hayatına atılır. İlçedeki esnaftan borç karşılığı aldığı, köylülerin ihtiyaç duyduğu kibrit, iğne, iplik, çakı, kalem gibi gereçleri bir çantaya doldurarak yakın köylere gider; yaya olarak.
Ancak para yoktur ki köylüde. Satın aldıklarını yumurta, yağ, peynir ya da koyun, keçi ve av hayvanlarının derileriyle öderler. Genç tüccarımız da bunları borçlu olduğu dükkânlara götürüp verir. Bir süre böyle çalışıp kazandığı para ile bir eşek satın aldığı gün dünyalar onun olur. Onca yolları sırtında yükle yürümeyecektir artık. Bundan sonra kendine güveni artmış olarak daha bir dört elle sarılır işine. O güne dek gidemediği uzak köylere de gitmeye başlar.
Her geçen gün artar kazancı. Babasının borcunu ödediği gibi bir miktar da elinde kalır. Yaşı küçük olduğu için özel izin alarak vergi mükellefi olur. 1935’te henüz 15 yaşındayken Akseki’de en çok vergi ödeyen tüccar unvanını kazanır.
Savaş yıllarında Akseki’de evlerde hanımların işlettiği 150 kadar dokuma tezgâhı kurulmuştur. Daha sonra ilk TBMM’de Antalya Milletvekili olan Rasih Kaplan’ın kardeşi “Gani Bey”in belediye başkanlığı döneminde özellikle onun çabasıyla köylere kadar dağılmıştı bu tezgâhlar. Biri bizim evimizde olmak üzere birkaç tane de bizim köyümüzde vardı. Üç, dört yaşlarındayken ben, topal olduğu için askere alınmayan babamın kardeşi Mevlüt Amcam kaput dokurdu; el ve ayakla çalıştırılan bu ahşap tezgâhta.
İşte bu tezgâhlarda üretilen kaputu “Toros” markasıyla pazarlayıp satar; Ömer Duruk. Çocuk yaşta ticarete atılmanın bir sonucudur bu. Beyşehir, Seydişehir, Konya gibi Akseki sınırları dışına taşar. 1945’te Konya’ya taşır işini. Nasıl geliştirir, nasıl daha başarılı olurum; diye düşünür hep. Aklının yattığı yeni işlere girişmekten korkmaz. Sözgelişi Konya’da benzin istasyonu açar; un fabrikası kurar. Henüz 24-25 yaşındadır ama açıktır yeniliklere kafası.
Akseki köylerinden topladığı evcil ve yabani hayvan derilerini işletip İstanbul’daki ihracatçılara satmaya başlar. Ayrıca kayısı çekirdeği, salep, bal mumu, acı ve tatlı badem de vardır; İstanbul’a sattıkları arasında. Her geçen gün ufku genişler. 1968’de Aroma Meyve Sularını, iki yıl sonra da Bakırköy sahilindeki Gelik Lokantasını satın alır. Durmak, yorulmak nedir bilmez. Almanlarla ortak olarak Çerkezköy’de İreks Gıda Sanayisini hizmete açar.
Eşi Hayriye Hanım her konuda en güçlü desteğidir. “Yeter artık! Biraz da evinle, benimle, çocuklarınla ilgilen. Çok para kazanıyorsun ama neye yarar! Adalara Modalara da götürmedin hiç beni, Bodrum’a, Alanya’ya, Çeşme’ye de… Kışın Uludağ’a da gitmedik hiç, Erciyes’e, Palandöken’e de…” demez. O tür taraklarda hiç bezi olmamıştır ki onun.
“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır mutlaka.” sözünün doğruluğu burada da görünmüyor mu? Kocasının başarılarından, ününden, elde ettikleri servetten hiç mi hiç şımarmamıştır. Tüm varlığını yoksul aile kızların okuyup bir meslek sahibi olmaları için harcamaktan zevk duyan Cumhuriyetimizle yaşıt bir Anadolu kadınıdır o.
Nâzım Hikmet’in, “Kağnılar gidiyordu ayın altıda/Akşehir üstünden Afyon’a doğru” dizeleriyle başlayan ay ışığında öküzlerin çektiği kağnılarla kucağında bebeleriyle birlikte cepheye mermi taşıyan, “Kadınlar, kadınlarımız, bizim kadınlarımız!”ın soyundandı çünkü o.
İşte bu yüzden Ömer Duruk gibi eşi Hayriye Duruk adını da saygıyla anarım hep.
***
ANILARDA ÖYKÜLER
Erzincanlı üretken yazarımız H. Esat Yavutürk’ün Anılarda Öyküler kitabını okudum; geçen hafta. 250 sayfada 25 yaşanmış öykü… Dorlion Yayınlarından... Zevkle okunan bu kitap arka kapağında yazdığı gibi, “Bir dönemin tanığı, bir halkın belleği ve bir yazarın içten seslenişi…” Değerli yazarımızı yürekten kutluyorum! (facebook.com/dorlionyayinlari)