KAYIP ÇAĞIN ÇIĞLIĞI
Gözümüzde büyüyen insanlar vardı...
Kolsuz, bacaksız hayaletler gibi köşe başlarını tutmuşlardı.
Kendi vicdanımızın külhanında terlerken çaresizliğini duyuyorduk karanlıkların. . .
Ne anlama vardı gölgelerin, ne de söyleyemeyediğimiz sözcüklerin yalnızlığı. . .
Ne hayatın içinde kalabildik büsbütün, ne de duvarlarını yıkabildik düşüncelerimizin. .
Duygularımızı heybemize doldurup boşluğun içinde kaybolup gidiyorduk. . .
Gazze'deki çocuğun gözyaşlarıydı mukadderat . .
Ölüm keskin bir bıçak gibi göğsüne saplanıyordu anaların. . .
Soluk benizli yoksulluk tütüyordu evlerin bacalarından. . .
Kanla yıkanmış kaldırımlar hıçkırarak ağlıyordu. . .
Umut yaşama giydirilmiş deli gömleğiydi savaş çağının. .
Oysa umut da ölüyordu silahların gölgesinde. . .
Sömürgeciliğin kanlı elleriydi acımasızlık. . .
Ve dünya, suskunluğunu en pahalı kelimelerle satın alıyordu. . .
Göğe kaldırılan her dua, kurşunların gürültüsünde yetim kalıyordu. . .
Merhamet, harabelerin arasında kırık bir testi gibi susuzluğu bekliyordu. . .
Gökyüzü, is kokusunu maviliğine sığdıramıyor; güneş, utancını bulutların arkasına gizliyordu. . .
Zaman, enkazın altında nefes almayı unutan saatler gibi duruyordu. . .
İnsan, kendi aynasına bakamayacak kadar çoğalmıştı karanlığında. . .
Adalet, gözlerindeki bağı çözmüş; fakat görecek bir insan yüzü bulamıyordu. . .
Yeryüzü, utancını toprağın derinliklerine gömmeye çalışıyor; her yağmur o sırrı yeniden yüzeye çıkarıyordu. . .
Ve biz, kaybettiğimiz insanlığı arıyorduk kendi gölgemizin enkazında. . .
Belki de kıyamet, gökten inmeyecekti hiçbir zaman. . .
İnsan, kıyametini kendi elleriyle kuruyordu. . .
Uzak bir ihtimaldi yaşamak. . .
Gerçek kadar uykuda, hayal kadar uyanıktık. .