LİBYA DİRENİŞİNİN UNUTULAN LİDERİ: RAMAZAN BEY ES-SUVEYHLİ
Libya’nın Mısrata şehrinin duvarlarında yaşayan bir portre var: Ramazan Bey es-Suveyhli. Türkiye’de adı gölgede kalırken, İtalyan kaynakları onu çoğu kez “isyancı” diye kodladı; Mısrata hafızası ise “kurucu” diye hatırladı. Bu yazı, Ramazan Bey es-Suveyhli’nin tarafsızca sunumudur.
Bir şehrin duvarlarında yaşayan tarih
Mısrata’ya ilk kez gidenlerin sıkça söylediği bir şey var: Şehir, yalnız bugünü değil geçmişi de “gösteriyor.” Toz, kurşun izleri, yarım kalmış binalar kadar; evlerde ve dükkânlarda karşınıza çıkan portreler de bunu hatırlatıyor. Bu portrelerin en yaygını, Türkiye’de pek az bilinen bir figüre ait: Ramazan Bey es-Suveyhli.
Mısrata’da ona atfedilen “Libya’nın Atatürk’ü” benzetmesi, bire bir tarihsel eşitleme olmaktan çok, yerel hafızanın askerî direniş ve siyasal kuruluş iradesi toplamına verdiği bir isim gibi duruyor. Peki Ramazan Bey neden Türkiye’de sınırlı bilinirken, Libya’nın batısında (özellikle Mısrata hattında) bir direniş simgesi olarak görülmektedir? Cevap, yalnız kahramanlık anlatısında değil; direnişin çok merkezli doğasında ve özellikle de İtalyan sömürge dilinin kurduğu çerçevede ve yerel güç mücadelesinde saklı.
Direnişin Batı Cephesi: Görünmez kalan liderlik biçimi
Libya direniş tarihi çoğu zaman tek bir simge üzerinden anlatılır: Ömer Muhtar. Oysa Tripolitania hattı; şehir-kabile ağlarına yaslanan, Osmanlı subaylarıyla temas kuran, kimi zaman birbirleriyle de çekişen çok sayıda yerel önderin taşıdığı çok merkezli bir mücadele alanıdır. Ramazan Bey bu alanda Mısrata merkezli direnişin en etkili aktörlerinden biri olarak öne çıkar: 1911 işgalinin ardından mücadeleye katılması; 1912 sonrası Mısrata’yı yerel bir güç merkezine dönüştürmesi; savaş ve siyaseti eşzamanlı yürüten bir lider profili çizmesi.
Kritik nokta şu: Suveyhli’nin hikâyesi yalnız “cephe” hikâyesi değildir. Osmanlı çekilişinin ardından meşruiyetin hangi kaynaklardan üretildiği, yerel düzenin nasıl ayakta kaldığı ve direnişin nasıl “kurumsallaştığı” da bu hikâyenin parçasıdır.
“İhanet” anlatısı mı, savaş hilesi mi? Gasr Bu Hadi kırılması (1915)
Ramazan Bey’in etrafında en çok tartışılan düğümlerden biri, 1915’te Albay Antonio Miani kolunun uğradığı ağır yenilgiyle ilişkilidir (Gasr Bu Hadi / Kasr Bu Hadi). Ramazan es-Suveyhli, Muharebede İtalyan kuvvetlerinin yanında gibi gözükmüş fakat savaş sırasında tıpkı Malazgirtte olduğu gibi düşman askerlerini çepeçevre sararak galibiyetin en önemli aktörü olmuştu. İtalyan anlatısında bu tip bozgunlar çoğu zaman iki “kullanışlı” açıklamayla paketlenir:
Direnişin stratejik başarısını kabul etmek yerine yerel unsurların güvenilmezliğine bağlamak. Böylece sömürge yönetiminin zafiyetini görünmez kılarken direnişçiyi “dönek” kalıbına sıkıştırmak.
Bu noktada asıl soru “kim kime ihanet etti?” değil; direnişin asimetrik aklı nasıl çalıştı? sorusudur. Mısrata hafızasında Suveyhli’nin büyümesi, tam da burada anlaşılır: Başarı yalnız bir muharebe değil, işgalin “kaçınılmaz ilerleyiş” iddiasının kırılmasıdır.
TDV İslâm Ansiklopedisi: Tek cümleyle hüküm riski ve bağlam sorunu
Türkiye’de Ramazan Bey’e dair bilgi boşluğunu büyüten etkenlerden biri, temel başvuru kaynaklarında onu doğru bağlam içinde bulmanın zorluğudur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde “Senûsî, Ahmed Şerîf” maddesinde geçen kısa çerçeveler, bağlam genişletilmeden okunduğunda kişiyi “muhalif/direnişi kıran” çizgisine sabitlemeye müsaittir. Burada mesele “yanlış”tan çok “bağlam”: direnişin doğu-batı hatları, Senusi ilişkileri, Osmanlı subaylarının rolü ve İtalyanların böl-yönet arayışı birlikte okunmadan kurulan kısa hükümler, farkında olmadan sömürge diline yaklaşabilir.
Savaşın ötesinde siyaset: Trablusgarp Cumhuriyeti ve “kurucu” hafıza
Suveyhli’nin Mısrata’daki “kurucu lider” imgesini büyüten katmanlardan biri de Trablusgarp Cumhuriyeti girişimidir. “Başarılı bir devlet kuruldu mu?” sorusundan önce, şu daha açıklayıcıdır: Osmanlı sonrası boşlukta yerel liderler, egemenlik fikrini yalnız silahla değil, siyasal form arayışıyla da kurmaya çalıştı. “Atatürk benzetmesi” bu yüzden, bir tarih dersi cümlesinden çok, yerel bir adlandırma gibi çalışır.
İtalyan gazetelerinde ve İtalyanca süreli yayınlarda “kısa haber” izleri
Aşağıdaki örnekler, Ramazan Bey’in adının İtalyanca metinlerde nasıl geçtiğini ve hangi çerçevelerle kurulduğunu “kanıt” olarak göstermesi için ekliyorum.
İtalyan basınında Ramazan Bey es-Suveyhli’nin adı, çoğu zaman bir siyasi liderin meşru mücadelesini anlatan bir dil yerine, sömürge düzenine karşı direnen bir unsuru güvenlik sorunu olarak tanımlayan bir söylem içinde yer alır. Özellikle 1915 sonrasında yayımlanan haber ve askerî raporlarda Suveyhli için “capo ribelle” (isyancı lider), “ribelle irriducibile” (uzlaşmaz isyancı), “pericoloso nemico” (tehlikeli düşman) ve yer yer “capobanda di Misurata” (Misrata çete reisi) gibi ifadeler kullanılmıştır. Bu terminoloji, direnişi siyasi meşruiyet alanından çıkarıp asayiş ve güvenlik kategorisine indirgeyen sömürgeci söylemin tipik bir örneğini yansıtıyor olsa da burada ki gerçek Suveyhli’nin bir işbirlikçi değil isyancı olduğudur.
Bununla birlikte bazı haber ve yorumlarda Suveyhli’nin bölgesel etkisi örtük biçimde kabul edilir; ancak bu kabul, siyasi liderlik meşruiyetini tanımayan bir dil içinde sunulur. Bu çerçevede “signore di Misurata” (Misrata’nın efendisi) ya da bölgenin en güçlü yerel reislerinden biri gibi ifadeler kullanılmıştır. Bu tür nitelemeler, İtalyan kontrolünü zorlayan yerel gücü teslim ederken, onu meşru bir siyasal otorite olarak kabul etmeme amacını taşır.
1915’te İtalyan birliklerinin uğradığı ağır yenilginin ardından basında öne çıkan çerçeve ise dikkat çekicidir. Yenilginin sebepleri çoğu zaman askeri hatalar veya stratejik eksiklikler yerine, yerel unsurların güvenilmezliği, müttefik güçlerin saf değiştirmesi ya da “ihanet” anlatıları üzerinden açıklanmıştır. Bu yaklaşım, sömürge yönetiminin başarısızlığını perdeleyerek sorumluluğu yerel aktörlere yükleyen propaganda dilinin bir parçası olarak değerlendirilir.
1918 sonrasında Trablusgarp Cumhuriyeti girişiminin ortaya çıkmasıyla birlikte Suveyhli’ye yönelik olumsuz tasvirler daha da yoğunlaşır. İtalyan basını ve askerî belgelerde onun, Trablusgarp Cumhuriyeti’nin kurucu liderlerinden biri olduğu, Tripolitania’daki direnişin başlıca figürlerinden sayıldığı ve Sirte, Bani Walid ile Misrata hattında İtalyan ilerleyişini durduran etkili bir lider olduğu belirtilir. Ancak bu rol, meşru bir siyasi hareketin liderliği olarak değil, sömürge düzenine meydan okuyan tehlikeli bir isyanın başı şeklinde çerçevelenir. Bu dönemde kullanılan sert dil, siyasal örgütlenme girişiminin İtalyan yönetimi açısından askeri direnişten daha büyük bir tehdit olarak algılandığını gösterir.
1920 yılında Bani Walid yakınlarında öldürülmesi ise İtalyan basınında çoğunlukla bir ölüm haberi olarak değil, sömürge düzeni için bir tehdidin ortadan kaldırılması şeklinde sunulmuştur. Haber başlıklarında “La fine del ribelle Ramadan” (İsyancı Ramazan’ın sonu) veya “Eliminato il capo di Misurata” (Misrata lideri ortadan kaldırıldı) gibi ifadelerin kullanılması, bu dilin karakterini açık biçimde ortaya koyar. Bu anlatım, bir liderin hayatını kaybetmesinden ziyade, sömürge otoritesine karşı direnişin zayıflatılması yönünde bir güvenlik başarısı mesajı üretmeyi amaçlar.
Sonuç olarak İtalyan basınında Ramazan es-Suveyhli, kahraman ya da siyasi lider olarak değil; İtalyan ilerleyişini durduran, sömürge düzenini tehdit eden tehlikeli bir direnişçi olarak tasvir edilmiştir. Bununla birlikte kullanılan dil, onun askeri ve siyasi etkisinin büyüklüğünü dolaylı biçimde ortaya koyar. Misrata ve çevresinin uzun süre tam denetim altına alınamaması, bu etkinin en somut göstergelerinden biri olarak okunabilir.
Sonuç: Unutuluşun siyaseti, görünür kılmanın imkânı
Sonuç olarak Ramazan Bey es-Suveyhli’nin tarih yazımındaki konumu, yalnızca bir liderin biyografik değerlendirmesinden ibaret değildir; aynı zamanda direnişin nasıl anlatıldığı, hangi kavramlarla çerçevelendiği ve hangi kaynakların hangi bağlam içinde okunduğu meselesidir. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde “Senûsî, Ahmed Şerîf” maddesinde geçen kısa ve bağlamdan kopuk bir ifade, ilk bakışta Ramazan Bey’i İtalyanlarla temas kuran muhalif bir figür gibi algılamaya elverişli görünmektedir. Oysa Tripolitania’daki mücadele, tek cepheli ve tek aktörlü bir direniş değil; Senusi hareketi, yerel kabile dengeleri, Osmanlı subaylarının sevk ve idaresi ve İtalyanların böl-yönet stratejileri içinde şekillenen çok katmanlı bir güç mücadelesidir. Bu nedenle bağlam genişletilmeden yapılan kısa hükümler, farkında olmadan sömürge arşivinin ürettiği “ihanet” veya “muhalif yerel unsur” diline yaklaşma riski taşır.
Nitekim İtalyan basını ve askerî raporları, Ramazan es-Suveyhli’yi çoğu zaman “uzlaşmaz isyancı”, “tehlikeli düşman” veya Misrata’daki direnişin başlıca lideri olarak tanımlamış; onun etkisini kırmak amacıyla propaganda dilinde güvenilmez yerel aktör çerçevesini öne çıkarmıştır. Bu tasvirler, sömürge yönetiminin askeri başarısızlıklarını yerel unsurların “ihaneti” ile açıklama eğilimini yansıtırken, aynı zamanda Suveyhli’nin vatan sevdalısı, İtalya için tehlikeli bir düşman olduğunu yani işbirlikçi yaftasının bilinçli bir propagandanın sonucu olduğunu ve TDV İslâm Ansiklopedisi’nde geçen ilgili maddenin acilen düzeltilmesi ya da ek bir madde ile durumun anlatılması gerektiğini belirtmek isterim.
Dolayısıyla Ramazan Bey’i anlamak, onu tek bir cümleyle “muhalif” ya da “işbirlikçi” olarak etiketlemekten ziyade, dönemin çok katmanlı güç dengeleri içinde değerlendirmeyi gerektirir. Sömürge arşivlerinin dili, O dönemin yerel güç mücadelesi ile yerel hafızanın anlatısı arasındaki gerilim, tarih yazımında bağlamın önemini açıkça ortaya koymaktadır. Ramazan es-Suveyhli örneği, yalnız Libya direnişinin değil, tarihsel figürlerin nasıl görünmez kılınabildiğinin ve hangi kelimeler aracılığıyla meşruiyetlerinin tartışmalı hale getirilebildiğinin de öğretici bir örneğidir.