ŞEHİRDEN SANAL ŞEHİRE YA DA ÖZLEMİN FETİŞLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE

05 Oca 2026 - 17:15 YAYINLANMA

Dostoyevski, Suç ve Ceza adlı eserinde insanın mekânla organik bağlantı şu cümlesini özetlemektedir: “her insanın hiç olmadığı kadar gidebileceği bir yer olmalıdır. Çünkü öyle zaman olur, insanın gidebileceği hiç olmadığı bir yere çok ihtiyaç duyar!” Pek az eser belli ki bu cümlede vurgulanan insanın mekanıla organik bağını yakalayabilecek kudrettedir. Mekânla yaşanılan bu organik bağ, modernitenin ortaya çıkması ile birlikte zayıflamıştır. Mekânın ve dolayısıyla doğanın varlığı değil, bilakis onun üzerinde gerçekleşen tahakküm biçimi “aydınlanmış insan”ın önemli bir görevi haline getirildi. Sadece mekan değil, bilakis onun altında ve üstünde yer alan her ne var ise bir tüketim ve tahakküm nesnesi haline getirildi. dolayısıyla mekâna ilişkin yaşanacak herhangi bir özlem ancak tahayyül edilebilir bir “şey”e dönüştürülmüştür.

Bir şehirde yaşamanın mekânsal bir değiştirilmesinden daha çok yerden ayrılması, mekânın hiçleştirilmesi, nesne olarak onun üzerinde tahakküm edilebilir bir nesneye dönüşmesidir. Bir şehri yapan şey ne olduğu, özlemlerle veya onun bir duygulanımlarıyla anlatılmasının çocuksu yapısı, bireyin bireyin kendiliğine özgü bir şey değildir. Rasyonel kişinin, memleketinin özlemiyle yad olmasından tercihen onun üzerinde tahakküm kuracağı noktalar gözler önünde bulundurulmaktadır. Şehir ve dolayısıyla mekân, bir tüketim nesnesi haline geldi. Bunun politik bağlamları da benzer paradigmalarla kendini mekan üzerinde tecessüm ettirecektir. Mekâna seçeneği özlem onun ancak orada olup bittiğine olan özlemin çocuksu duygulanımından öte bir anlam ifade etmeyecektir. bölümü çocuksuluk, değişmenin mümkün olmadığı anakronik bir vaziyet alışması niteler. Bu ise modern paradigmanın sunduğu olanaklardan oluşan çerçeve şeyleştirmenin ve nesneleştirmenin bir başka boyutudur.

Mekân, sabit bir durağanlıktır ancak beşeri bir hayatın yokluğunda. Beşeri olanın mevcut, mekânın mevcut olması için bir başlangıç noktasıdır.Bu noktadan itibaren sosyal antropolojik açıdan bir kültür doğar. Ne kadar bu varlığın varlığı, bunların değişiminin değişebileceğidir. başlangıçtaki değişimin düz çizgisel bir hat boyunca olduğu işaretli modern akıl, tırnak izina uğrayarak, girilebilen, ancak pozitif olana doğru olması yönündeki direktifini doğrudan aniden ortaya çıkarır. dolayısıyla değişimin ve ortaya çıkmanın kaçınılmazlığı modernlikle zımni bir rabıtayı gündeme getirir. Şu anda bir şehrin yerli olma potansiyeli ne kadar mümkün sorusu alıcıdır. Bir şehrin yerlisi olabilmenin mümkün olasılıkları oluşumsal değildir. Şayet böyle bir düşünceyi dikte etme, gündem haline getiriliyorsa, bunun altında yatan antropomorfizm ve metodolojik bireysellik gözden kaçırılır. Şehrin yerlisi olan bir güç ve tahakküm ilişkisi doğurabileceği burada gelir gelir. Şu halde bir değişimin yaşanmasına kültürden uzaklaşma anlamında bir karşı-yorum geliştirilmek isteniyorsa bunun tam anlamıyla da maalesef şu olur: hangi kültürden bahsediyoruz?Bu kültür “kristal saraylar” şeklinde mi olacak? Vurgulanacak herhangi bir yerlilik etnografyası, bir tahakküm biçimini doğuracaktır. Nihayetinde kendi içine yerleştirilmiş olan bir iktidarı pratiğe dönüştürme ve normatifleştirmedir bu.

İktidar pratiğinin kurumsallaştırılması ve normatifleştirilmesi, politik olanın muhtevasındaki dost-düşman dikatomisinde mündemiçtir. Kaçınılmaz olarak geçmişin değil, şimdi ve geleceğin tasavvurunda dahi gerçekleştirilebilir olan politik olandır. Şehrin yerlisi için dost, geçmiş; gelecek ise düşman mı? Şu anda geçmişe yönelik strateji onun bir özlemi, teoride ve pratikte hayal edilmiş olana erişebilmesine rağmen, geçmişte kurulan iktidarın kurumsallaştırılmasının ve normatifleştirilmesinin bir başka veçhesini teşekkül edecek. Şimdi ve burada olan da başka bir iktidar pratiğinin eş zamanlı olarak işlerin gelmesinden, bundan sonra farklı iktidar pratiklerinin kurumsallaştırmasının ve normatifliğin de doğabileceği anlamının ortaya çıkması. İktidarsız bir alan mümkün müdür? İktidarsızlığın hangi anlamda gelişebileceği tuzun söylensel alanda kalmasısa, bunun anlamı da şu olacaktır: Hangi kamuoyunda? Kamuoyu, adamlarımızın içinde birçok sallanan kelimeden biri.

Şehir, aydınlanmış ve modernleşmiş zihnin şimdi ve burada anlaması gereken bir hususiyeti dilemektedir: insanların şehre değil, sanal şehre girdikleri. Sanallık, mevcut kamuoylarının yitimidir. Artık gözetimsiz kapitalizminin özgür olan sanal şehirlerde, somut kamuoylarının niteliği yitimi ile karşı karşıyayız. dolayısıyla şehirle ilgili ona bir geçmiş özlemi, hayal edilendir; bu anlamda modern değildir, modern öncesidir.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: