VE İNSAN
Baki kalan kubbede hoş bir seda imiş (Gazel) - Baki
Çoğu zaman bizler, karşılaştığımız her insanı makam, mevki ve mal ile ölçme hatasına düşeriz. Peki, hiç düşündük mü? Bu tür özellikleri olmayan insanın Allah katında değerinin sayılarla ifade edilemeyeceğini?
Rabbimizin katında takva yönünden ağır olan insanlar toplumumuzda hangi yerde olduğunu…
Hz. Mevlana bir sözünde, “Rahman, Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
Bir de bu açıdan bakalım Allah katında Allah’ın razı olduğu bir kulunu bilmeden incittiysek hadi o incinme Gayretullah’a dokunduysa…
Bunun hesabını verebilir miyiz? Neyimize güveniyoruz insanları yargılarken onları küçük görürken…
Bizler Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan hangi kurtuluş fermanını aldık ki insanları zengin fakir, iyi kötü gibi sınıf sınıf veya kategorilere ayırarak yargılıyoruz. Bu yargılamada çıkarlarımız devre de mi devre dışı mı?
Allah’ın kul hakkıyla huzuruma gelmeyiniz dediği insanın kalbine mi dokunuyoruz yoksa dokunduklarımız elimizde mi kalıyor?
Hatırlayalım ki, dokunduğumuz her kalp, aslında kâinatın bir aynasıdır. O aynada gördüğümüz suret, kendi iç dünyamızın yansımasından başka nedir ki? Bir insanı yargılarken, onu küçümserken, aslında kendi eksikliğimizi, kendi kibir perdemizi yırtıp ortaya koyuyoruz. Zira Rabbimiz, her bir kulunu kendi sanatının eşsiz bir eseri olarak yaratmıştır. Bizim haddimize midir, o eserin değerini dünyalık ölçülerle ölçmek?
Unutmayalım ki, insan, eşref-i mahlûkattır (yaratılmışların en şereflisi). Ve o şerefin kaynağı, ne üzerindeki elbisedir, ne de bankadaki fani hesaplardaki meblağlardır. O şeref, onun ruhuna üflenen ilahi nefestedir. Eğer bir kalbi kırarsak, o ilahi nefesin tecelligâhını incitmiş oluruz. İşte o an, Gayretullah tecelli eder. Çünkü O, kulunun kalbini Kendi evi saymıştır.
Hesabını veremeyeceğimiz yük, işte bu kırık kalplerin vebalidir. Bize düşen, yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır. Bölmek değil, birleştirmektir. Kategorize etmek değil, her insanda o ilahi özü görmektir.
Zira hepimiz, aynı kaynaktan gelip aynı sona doğru yürüyen, birbirine muhtaç yolcularız. Allah bu muhtaçlığın yalnızca kendisine olmasını istemektedir. Bizi kurtaracak olan, ne malımız ne de makamımız; sadece ve sadece kulluğumuzdaki samimiyetimiz ve diğer kullara karşı gösterdiğimiz merhametimizdir.
Ve insan... İşte o zaman, makam ve mevkiden bağımsız, sadece kalbinin safiyetiyle Allah katında yücelir.
Öyleyse, her karşılaştığımız insanda, Rabbimizin bize emanet ettiği o kutsal sırrı, o ilahi nefesi görelim ve bilelim ki, en büyük makam, bir gönle taht kurabilmektir.
Ya Rab! Bizi, makamla değil merhametle bakanlardan, dille değil hal ile konuşanlardan eyle. Kırık kalplerin sığınağı, incinmiş ruhların tesellisi kıl bizi. Bizi, kul hakkıyla huzuruna gelmekten muhafaza eyle ve her daim, "Gayretullah'a dokunmaktan" korkan kullarından eyle. Âmin.