250 YAŞINDA BİR KOCA BEBEK
Kim mi? Amerika elbette!
Evet, Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nden söz ediyorum. İşte bu koca bebek 4 Temmuz’da kuruluşunun 250. yılını kutlayacak.
Çeyrek 1000 yıl!
“Koca” derken onu iki anlamda kullanıyorum: Coğrafi olarak kapladığı alan gerçekten çok büyük, çok kocaman. Git git bitmiyor.
“Koca” dilimizde, aynı zamanda, yaşlanmış, “kocamış” sözcüğüyle yakın akraba. Amerika’da ve dünyada şu günlerde 250. yılında gençliğini geride bırakıp “ kocamaya” başlayıp başlamadığı tartışılıyor.
Bazı tarihçiler 600 küsür yıl ayakta kalmış Osmanlı İmparatorluğu’nu da örnek göstererek, 250. yaşın imparatorlukların yükselme döneminin sonu olduğunu ileri sürüyorlar.
Kimilerine göre de, 20. Yüzyıl’a damgasını vurmuş olan olan American imparatorluğu ve onun ayakta tuttuğu “American barışı” (Pac Americana) da sona ermektedir.
Donald Trump da bu değişimin simgesidir. Rastlantıya bakın ki, o da bir koca bebektir, söz dinlememekte ve dinletememektedir. Durmadan bağırıp çağırmakta, sabahlara kadar saçma sapan tvitler çekmektedir.
DERİNDEN DEĞİŞİM
Tarisel açıdan bakıldığında, Amerikan devleti gerçekten büyük bir deneyimdir. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın her yöresinden istenmeyen -kovulan, sürülen, kaçırılan - insanlar bir başka kıtada el ele vermiş, İngiliz sömürgecilerini yenip 1776’da federal bir devlet kurabilmişlerdir.
Bu genç devletin kuruluş ilkeleri Fransız İhtilali’nin beyannamelerinden alınmış gibidir:
“Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır. İnsanların kimsenin elilerinden alamayacaği bazı hakları vardır: yaşama hakkı, özgürlük hakkı ve mutluluğu arama hakkı gibi…”
(“Tüm insanlar”ın içine kölelerin ve yerli halkın alınmamasının bedeli sonradan kısmen ödenecektir!. Mücadelesi henüz bitmemiştir!)
1976’da kuruluşun 200. yılı daha hamasi bir hava içinde kutlanmıştı. Başarmışlardı: İki dünya savaşından da zaferle çıkmışlardı! Dünyalar onların olmuştu. Gerçek ve mecazi anlamda.
Süper Güç idiler!
Yarım asır sonra bu kez coşkunun yerini kuşku almışa benziyor. Çin’in yükselişi kaygıyla izleniyor. İran ile savaşta düşülen akıl dışı durumlar kaygıları körüklüyor. İsrail dikeninin battığı yer zonklamakta…
Geleceğinden emin olmayan halk kitlelerine verilen hazır cevaplar — palavralar da diyebilirsiniz — artık onları yatıştırmıyor. Sistem “rıza üretmekte” zorlanıyor. Trump’ın çevresine öbeklenmiş Musk’eli neo-faşistler yeni hamlelere hazırlanmakta. Çünkü altı ay sonra Trumpsız kalma olasılığı var! Ve onlar Karun kadar zenginler!
Ve, hiç umulmayan bir şey oluyor: Sol yükseliyor!
SOLUN YÜKSELİŞİ
Evet, Avrupa’da sol gerileyip aşırı sağ yükselirken Amerika’da sol yükseliyor.
Bunu söylerken yalnızca New York belediye başkanlığını “demokratik sosyalist” Mamdani’nin kazanmasını kastetmiyorum. Yaklaşan ara seçimlerin aday belirleme yarışlarında da sol ve ilerici adaylar sürpriz üstüne sürpriz yapıyorlar.
Başkan Trump bile geçenlerde “Bunlar demokratik sosyalist falan değil, kıpkızıl komünist! Üstelik dinsizler” gibi yavelerle kıyameti koparttı!
Ama nafile! Tarihin bu kırılma anında sol tarafına dönmeye başlayan koca bebek kolay kolay uyuyacağa benzemiyor!
Kuruluşunun 250. yılında Fransız İhtilali’nin mirasına sadık kalarak herkese eşitlik, özgürlük, mutluluk için mücadele eden tüm Amerikalıların bayramını kutluyorum!