35 YILDA YENİ ÖZBEKİSTAN: BAĞIMSIZLIKTAN YÜKSELİŞE UZANAN DÖNÜŞÜM

31 Ağu 2026 - 11:58 YAYINLANMA

Özbekistan, 1 Eylül 2026’da bağımsızlığının 35. yılını kutluyor. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkan ülke, geçen 35 yılda sadece siyasi egemenliğini korumakla kalmadı, son yıllarda ekonomik, sosyal ve diplomatik alanlarda kapsamlı bir dönüşüm sürecine girdi. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in bağımsızlığın 35. yılı dolayısıyla yaptığı konuşma da bu dönüşümü “Yeni Özbekistan” anlayışı üzerinden tanımlıyor.

Elbette, Özbekistan’ın 35 yıllık hikâyesini yalnızca son on yılda gerçekleştirilen reformlarla açıklamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bu süreç, bir taraftan bağımsız bir devletin kurumlarını ve kimliğini inşa etme, diğer taraftan Sovyet döneminden devralınan ekonomik ve toplumsal yapıyı dönüştürme mücadelesi olarak okunmalıdır.

Bağımsızlık: Devlet olmanın ötesinde bir yeniden kimlik inşası

Özbekistan’ın bağımsızlık hikâyesinin en önemli boyutlarından biri, kuşkusuz devlet kimliğinin yeniden inşası olmuştur. Mirziyoyev’in konuşmasında da özellikle vurguladığı gibi, bağımsızlık sadece siyasi egemenlik anlamına gelmemektedir. Her şeyden önce bağımsızlık Özbek toplumunun tarih, dil, kültür ve dinle ilişkisini yeniden kurmasına imkân sağlamıştır.

Muhammed Harezmî’den İbn Sina’ya, Birunî’den Mirzo Uluğ Bey’e, Ali Şir Nevaî’den Emir Timur’a uzanan tarihsel mirasın devlet söyleminde yeniden öne çıkarılması, modern Özbekistan’ın kendisini yalnızca 1991’de ortaya çıkmış yeni bir devlet olarak değil, binlerce yıllık bir medeniyet ve devletçilik geleneğinin devamı olarak konumlandırdığını göstermektedir.

Bu yaklaşımın ikinci önemli ayağını ise Cedid hareketinin mirası oluşturmaktadır. Mahmudhoca Behbudî, Münavver Kari, Abdurauf Fitrat, Abdulla Kadiri ve Çolpan gibi isimlerin hatıralarının yeniden öne çıkarılması, bağımsızlığın yalnızca Sovyet geçmişinden kopuş olarak değil, daha eski bir modernleşme ve aydınlanma arayışının devamı olarak sunulduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Özbekistan’da bağımsızlık, üç ayrı hafızanın -kadim devletçilik, İslami-medeniyet mirası ve Cedid modernleşmesi- yeni bir ulusal anlatı içerisinde birleştirilmesi anlamına gelmektedir.

Asıl kırılma noktası: 2017 sonrası reform dönemi

Özbekistan’ın 35 yıllık tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri kuşkusuz 2016’da İslam Kerimov döneminin sona ermesi ve ardından Şevket Mirziyoyev’in iktidara gelmesi olmuştur. Sayın Mirzoyeyev’in iktidarı ile birlikte ekonomi, dış politika, kamu yönetimi ve toplumsal hayat alanlarında daha açık ve reformcu bir yaklaşım ortaya çıktı. Dünya Bankası da 2017’den bu yana gerçekleştirilen reformların ekonominin serbestleştirilmesi ve özel sektör öncülüğünde büyümenin temellerinin güçlendirilmesine odaklandığını belirtmektedir. 2017-2025 döneminde reel GSYH büyümesi yıllık ortalama yaklaşık yüzde 6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 

Bu değişimin en görünür taraflarından biri, Özbekistan ekonomisinin dış dünyaya daha fazla açılması olmuştur. Yani ülkenin liberalleşmesi hız kazandı. Döviz piyasasındaki düzenlemeler, yatırım ortamının iyileştirilmesi, gümrük ve vergi sistemindeki reformlar ve yabancı sermayeye yönelik daha açık yaklaşım, ülkenin ekonomik modelinde önemli bir değişiklik yarattı.

Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in 35. yıl konuşmasında verdiği rakamlar bu dönüşümün ölçeğini ortaya koymaktadır. Ona göre yabancı yatırım girişleri geçmişte yıllık 2-3 milyar dolar seviyesindeyken bugün 40-50 milyar dolar seviyesine ulaştı. Son on yılda ekonominin hacminin 2,5 kattan fazla büyüdüğü ve 160 milyar dolarlık yabancı yatırım çekildiği de Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan veriler arasında.

Dünya Bankası verileri de ekonomik dönüşümün hızını teyit ediyor. Özbekistan ekonomisi 2025’te yüzde 7,7 büyüdü. Aynı yıl yoksulluk oranı yüzde 8,9’dan yüzde 5,8’e geriledi. Dünya Bankası 2026 için ise yüzde 6,4 civarında bir büyüme öngörüyor.

Yoksullukla mücadele ve “insan değeri” anlayışı

Yeni Özbekistan söyleminin en dikkat çekici unsurlarından biri ekonomik büyümenin sosyal politikalarla birlikte ele alınmasıdır. Mirziyoyev’in konuşmasında “İnsan kadri için!” ifadesinin devlet politikasının merkezine yerleştirildiği özellikle vurgulanmaktadır. Bu çerçevede yoksullukla mücadele, mahalle temelli sosyal politikalar ve ihtiyaç sahibi ailelere yönelik hedefli destek mekanizmaları öne çıkmaktadır. 

Özbekistan’ın son yıllardaki dönüşümünün toplumsal sonuçlarını gösteren en dikkat çekici göstergelerden biri yoksullukla mücadelede elde edilen sonuçtur. Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in verdiği bilgilere göre yoksulluk oranı 2017 yılında yüzde 35 seviyesindeyken bugün yüzde 4’e kadar gerilemiştir. Bu değişim, sadece istatistiksel bir iyileşme değil, yaklaşık 10 milyon insanın yaşam koşullarında doğrudan bir değişim anlamına gelmektedir.

Ayrıca bu rakam, Özbekistan’ın kalkınma anlayışında ekonomik büyümenin yanı sıra sosyal refahın artırılmasına ve toplumun daha geniş kesimlerinin ekonomik imkânlara erişimine verilen önemin arttığını da göstermektedir. Özellikle “mahallabay” çalışma modeliyle ihtiyaç sahibi ailelerin gelir, istihdam, sağlık, eğitim ve yaşam koşullarının birlikte ele alınması, yoksullukla mücadelenin sadece ekonomik yardım anlayışından çıkarılarak daha kapsamlı bir sosyal politika haline getirildiğine işaret etmektedir.

Dolayısıyla Özbekistan’ın son dönemdeki kalkınma hikâyesinde önemli olan sadece ekonominin büyümesi değil, bu büyümenin toplumun yaşam standardına yansıtılmasıdır. Cumhurbaşkanı’nın verdiği rakamlar, “İnsan kadri/onuru için!” anlayışının ekonomik reformların yanında sosyal politikanın da temel unsurlarından biri hâline geldiğini ortaya koymaktadır.

Eğitim: Yeni Özbekistan’ın uzun vadeli yatırımı

Özbekistan’ın önümüzdeki dönemdeki kalkınma performansını belirleyecek en önemli alanlardan biri de hiç kuşkusuz eğitim olacaktır. Nüfusu genç olan bir ülke açısından eğitim sadece sosyal politika değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma stratejisinin temel unsurudur. Mirziyoyev’in konuşmasında okul öncesi eğitimden üniversitelere, teknik eğitimden yabancı dillere kadar geniş bir reform gündemi ortaya konuluyor.

Bugün üniversite öğrencilerinin sayısının 1,6 milyona ulaşması ve kadın öğrencilerin toplam içerisindeki payının yarıyı aşması, yükseköğretimdeki genişlemenin toplumsal boyutunu da ortaya koyuyor.

Burada dikkat çekici olan, Özbekistan’ın eğitim politikasını sadece diploma üretmek üzerine kurmamasıdır. Eğitim planlanmasında mesleki eğitim, bilişim teknolojileri, yapay zekâ, girişimcilik ve geleceğin meslekleri özellikle öne çıkarılmaktadır.

Mirziyoyev’in “Özbek dili, dijital dünyada bilim ve teknolojinin yaratıldığı bir dil olmalıdır” ifadesi ise bu yaklaşımın kültürel boyutunu ortaya koymaktadır. Amaç yalnızca gençleri küresel ekonomiye hazırlamak değil, aynı zamanda Özbekistan’ın kendi bilgi ve teknoloji üretim kapasitesini oluşturmaktadır.

Ekonomide yeni hedef: 2030’da 300 milyar dolar

Özbekistan’ın önündeki yeni dönem için belirlediği ekonomik hedef oldukça iddialı olduğunu belirtmek gerekir. Cumhurbaşkanı Mirziyoyev konuşmasında önümüzdeki on yılda 450 milyar dolar yabancı yatırım çekilmesini, 2030’a kadar GSYH’nin 300 milyar dolara çıkarılmasını ve sanayide 2 milyon yüksek gelirli iş oluşturulmasını hedeflediklerini açıkladı. Bu hedefler, Özbekistan’ın ekonomik modelinde önemli bir değişime işaret etmektedir. Yani ekonomide hammadde ve düşük katma değerli üretimden yüksek teknoloji, sanayi, hizmetler ve bilgi ekonomisine geçiş süreci hedeflenmektedir.

Dünya Bankası da Özbekistan’da hizmetler sektörünün ekonomik dönüşümün temel motorlarından biri haline geldiğini belirtmektedir. 2023 itibarıyla hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 43,9’a ulaşmış durumda.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel sorusu artık yalnızca “Özbekistan ne kadar büyüyecek?” değil, “Bu büyüme ne kadar verimli, rekabetçi, yenilikçi ve istihdam yaratıcı olacak?” sorusu olacak.

Dış politikada yeni Özbekistan

35 yıllık dönemdeki en belirgin değişimlerden biri de dış politikada yaşandı. Özbekistan uzun yıllar daha temkinli ve kontrollü bir dış politika izlerken, son yıllarda özellikle Orta Asya merkezli daha aktif bir diplomasi ortaya çıktı. Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan ve Türkmenistan ile ilişkilerin geliştirilmesi, sınır sorunlarının çözülmesi, bölgesel ulaşım ve ticaret bağlantılarının güçlendirilmesi bu yeni yaklaşımın temel unsurları oldu.

Mirziyoyev’in 35. yıl konuşmasında da “iyi komşuluk”, “stratejik ortaklık” ve “dostluk” kavramlarının öne çıkarılması tesadüf değil. Özbekistan, Orta Asya’nın sadece bir parçası değil, bölgesel ekonomik ve siyasi bütünleşmenin merkezlerinden biri olmayı hedefliyor. 

Aynı zamanda Avrupa Birliği, ABD, Asya-Pasifik, Arap ve Müslüman dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesi; Doğu Avrupa, Afrika ve Latin Amerika’da yeni iş birliği alanlarının aranması, Taşkent’in çok yönlü dış politika anlayışını ortaya koyuyor.

Bu politikanın önemli bir diğer ayağı da Afganistan. Özbekistan, güvenlik sorunlarına rağmen Afganistan’ı bölgesel ekonomik ve ulaşım projelerine dahil etmeye yönelik yapıcı yaklaşımını sürdürmek istemesi takdire değer bir yaklaşım olduğunu belirtmek gerekir. 

Yeni Taşkent: Dönüşümün sembolü

Bağımsızlığın 35. yıl kutlamalarının Yeni Taşkent’te gerçekleştirilmesi de sembolik açıdan önem taşıyor. Yeni Taşkent kuşkusuz sadece yeni bir şehir projesinden ibaret değildir. Özbekistan’ın gelecek vizyonunun mekânsal bir ifadesi olarak görülmektedir. Ülkede burası üniversiteler, kütüphaneler, kültür merkezleri, ulaşım ve yeni yaşam alanlarıyla bu proje, “Yeni Özbekistan” fikrinin somutlaşmış hali olarak görülüyor. Mirziyoyev’in konuşmasında Yeni Taşkent’in bilim, eğitim ve kültür merkezi olması hedefinin özellikle vurgulanması da ülkenin geleceğe ilişkin önceliklerini ortaya koyuyor.

35 yılın ardından: Yeni dönemin sınavı

Özbekistan’ın 35 yıllık bağımsızlık serüveni, önemli kazanımların yanı sıra yeni sınamaları da beraberinde getirmektedir. Ekonominin daha fazla serbestleştirilmesi, devletin ekonomideki ağırlığının azaltılması, özel sektörün güçlendirilmesi, daha fazla ve daha nitelikli istihdam yaratılması, enerji ve su sorunlarının çözülmesi ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması önümüzdeki dönemin temel başlıkları olacaktır.

Dünya Bankası da ekonomik büyümenin istihdam yaratma hızının gerisinde kaldığına ve önümüzdeki 7-10 yıl içinde yaklaşık 10 milyon ilave ve daha iyi ücretli işe ihtiyaç duyulacağına dikkat çekiyor. Dolayısıyla Özbekistan’ın önündeki asıl mesele, büyüme oranlarını korumaktan çok, bu büyümeyi toplumun geniş kesimlerine kalıcı refah sağlayacak şekilde dönüştürmek olacak.

Netice-i Kelam

Özbekistan’ın ilk 35 yılı, bağımsız bir devletin kimliğini ve kurumlarını oluşturma dönemiydi. Son yıllar ise bu yapının ekonomik olarak açılması, toplumsal reformlarla güçlendirilmesi ve bölgesel ölçekte daha aktif bir aktöre dönüştürülmesi açısından yeni bir aşamayı temsil etmektedir.

Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in “Biz bugün dünkünden güçlüyüz. Nasip ederse yarın bundan da güçlü olacağız” sözü, bu yeni dönemin siyasi sloganı olmanın ötesinde, Özbekistan’ın kendisini nasıl konumlandırmak istediğini de göstermektedir. 

1991’de bağımsızlığını kazanan Özbekistan, 2026’da 35 yıllık bir devlet deneyiminin eşiğinde bulunuyor. Önündeki hedef ise artık yalnızca bağımsızlığını koruyan bir devlet olmak değil, yüksek gelirli, teknolojik kapasitesi güçlü, eğitimli insan kaynağına sahip, bölgesel bağlantıları gelişmiş ve küresel ekonomide daha etkili bir Özbekistan inşa etmek.

Bu nedenle 35. yıl, yalnızca geçmişin kutlandığı bir tarih değil, aynı zamanda Özbekistan’ın ikinci 35 yılı için ortaya koyduğu büyük dönüşüm iddiasının başlangıç noktası olarak okunmalı.

Yeni Özbekistan’ın gerçek başarısı ise belirlenen hedeflerin kaçının gerçekleştiğiyle ölçülecektir. 2030 hedefleri, ekonomik büyüme, eğitim reformları, yoksullukla mücadele, teknoloji yatırımları ve bölgesel entegrasyon bu yeni dönemin temel göstergeleri olacak.

Özbekistan’ın 35 yıllık bağımsızlık hikâyesi böylece bir devletin kuruluş hikâyesinden, yeni bir kalkınma ve yükseliş hikâyesine dönüşüyor.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: