BAKÜ’DEN TAŞKENT’E UZANAN YENİ HAT: AZERBAYCAN-ÖZBEKİSTAN İLİŞKİLERİ VE TÜRK DÜNYASININ JEOEKONOMİK GELECEĞİ

24 Ağu 2026 - 13:20 YAYINLANMA

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 23-24 Ağustos 2026 tarihlerinde Özbekistan’a gerçekleştirdiği devlet ziyareti, ilk bakışta iki ülke arasındaki yoğun diplomatik trafiğin yeni bir halkası olarak görülebilir. Oysa Taşkent’te gerçekleşen bu ziyaretin anlamı, Bakü ile Taşkent arasındaki ikili ilişkilerin çok daha ötesine uzanmaktadır. Çünkü bugün Azerbaycan ile Özbekistan arasında şekillenen ilişki, Türk Dünyası’nın siyasi bütünleşmesi, Orta Asya’nın Avrupa’ya açılımı ve Avrasya’nın yeniden şekillenen ekonomik coğrafyası bakımından giderek daha stratejik bir nitelik kazanmaktadır. Aliyev’in ziyareti kapsamında Yüksek Devletlerarası Konsey’in üçüncü toplantısının yapılması da bu ilişkinin artık sadece siyasi iradeye değil, kurumsal bir mekanizmaya dayandığını göstermektedir.

Azerbaycan ve Özbekistan arasındaki yakınlığın elbette güçlü bir tarihsel temeli vardır. Aynı medeniyet havzasından beslenen iki toplumun dili, kültürü, gelenekleri ve tarihî hafızası birbirine yakındır. Ancak devletlerarası ilişkilerin bugünkü seviyesini yalnızca “kardeşlik” kavramıyla açıklamak artık yeterli değildir. Son yıllarda kardeşlik, stratejik çıkara, stratejik çıkar ise somut ekonomik ortaklığa dönüşmektedir.

Bu dönüşümde kuşkusuz İlham Aliyev ile Şevket Mirziyoyev arasındaki siyasi güvenin özel bir yeri vardır. Nitekim Aliyev, Taşkent ziyareti öncesinde yaptığı değerlendirmede iki ülke arasındaki ilişkilerin son yıllarda “ittifak” düzeyine yükseldiğini ve siyasi temasların ekonomik, ulaştırma, enerji, kültür ve insani alanlara yayıldığını vurgulamıştır. Son beş yılda liderler düzeyinde gerçekleştirilen çok sayıda karşılıklı ziyaret de bu siyasi iradenin sürekliliğini ortaya koymaktadır.

Fakat bu yakınlaşmanın asıl hikâyesi sadece liderlerin iradesinde değildir. Daha derinde, Avrasya'nın jeopolitik haritasında meydana gelen büyük bir değişim vardır.

Bu değişimin ilk önemli halkası Karabağ Zaferi'dir. 2020'de Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesi, yalnızca Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin seyrini değiştirmemiş; Azerbaycan'ın Güney Kafkasya'daki jeopolitik ağırlığını da artırmıştır. Bakü artık yalnızca enerji kaynakları ve enerji koridorlarıyla öne çıkan bir ülke değil, Hazar ile Kafkasya arasındaki stratejik bağlantının merkezlerinden biri olarak görülmektedir.

İkinci halka ise Türk Dünyası'nın kurumsal dönüşümüdür. 2021 İstanbul Zirvesi'nde Türk Konseyi'nin Türk Devletleri Teşkilatı'na dönüşmesi, tarihî ve kültürel yakınlığın daha güçlü bir siyasi ve ekonomik kurumsal yapıya taşınması bakımından önemli bir eşiktir. Türk Dünyası artık yalnızca ortak geçmişin hatırlandığı kültürel bir alan değil; ulaştırma, ticaret, yatırım, enerji, dijitalleşme ve güvenlik gibi alanlarda ortak çıkarların konuşulduğu bir jeopolitik zemindir.

Üçüncü ve belki de en güçlü halka ise Trans-Hazar Doğu-Batı Koridoru, diğer adıyla Orta Koridor'dur.

Özbekistan'ın denize doğrudan çıkışı bulunmayan coğrafi konumu, ülkenin dış ticaretinde ulaştırma güzergâhlarını stratejik bir mesele hâline getirmektedir. İşte burada Azerbaycan'ın Hazar'ın batısındaki konumu büyük önem kazanmaktadır. Özbekistan'ın yükleri Orta Asya'dan Hazar'a, Hazar üzerinden Azerbaycan'a, oradan Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşabilmektedir. Böylece coğrafyanın iki ülke arasında oluşturduğu mesafe, bir dezavantaj olmaktan çıkarak jeoekonomik bir tamamlayıcılığa dönüşmektedir.

Türkiye açısından da asıl önemli nokta burada ortaya çıkmaktadır.

Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan üçgeni artık sadece üç ülke arasındaki diplomatik yakınlığın ifadesi değildir. 2025 Ankara Deklarasyonu'nda Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan üzerinden geçen Trans-Hazar Doğu-Batı Koridoru'nun güçlendirilmesi açık biçimde ortak hedef olarak ortaya konulmuştur. Aynı çerçevede Türkiye, Özbekistan'ın yüklerinin Orta Koridor üzerinden taşınmasını kolaylaştırmaya yönelik mekanizmaları desteklemiştir.

Bu tablo, Türkiye'nin Türk Dünyası politikasına yeni bir ekonomik derinlik kazandırmaktadır. Çünkü Türk Dünyası'nın doğusu ile batısı arasındaki bağın güçlenmesi yalnızca kültürel etkinliklerle değil, demiryolları, limanlar, lojistik merkezleri, gümrük sistemleri, dijital ağlar ve yatırım mekanizmalarıyla mümkün olacaktır. Orta Koridor bu anlamda yalnızca bir ulaştırma projesi değil, Türk Dünyası'nın ekonomik omurgasına dönüşebilecek bir altyapıdır. Türk Devletleri Teşkilatı'nın da Orta Koridor'u ekonomik entegrasyon ve bölgesel refah açısından öncelikli bir bağlantı olarak değerlendirmesi bu yaklaşımı desteklemektedir.

Azerbaycan-Özbekistan ilişkilerinin ekonomik boyutundaki gelişme de dikkat çekicidir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023'te yaklaşık 178 milyon dolar iken 2024'te 252 milyon dolara yükselmiştir. Daha sonraki dönemde ise hızlı bir artış yaşanmış ve 2025 yılında ticaret hacmi 795 milyon dolara ulaşmıştır. Bu yükseliş, siyasi ilişkilerin ekonomik karşılığının giderek güçlendiğini göstermektedir.

Burada önemli olan yalnızca ticaret hacminin büyümesi değildir. İki ülke artık ortak üretim ve ortak yatırım modeline yönelmektedir. 500 milyon dolar sermayeli Azerbaycan-Özbekistan Yatırım Şirketi bu dönüşümün önemli araçlarından biridir. Dolayısıyla Bakü-Taşkent ilişkileri klasik “ithalat-ihracat” ilişkisinden çıkarak üretim, yatırım, lojistik ve üçüncü pazarlara birlikte açılma modeline doğru ilerlemektedir.

Bu gelişmelerin Türk Dünyası açısından daha geniş bir anlamı vardır. Eğer Bakü ile Taşkent arasındaki ekonomik bağ güçlenirse, Hazar ile Orta Asya arasındaki bağlantı da güçlenecektir. Hazar ile Orta Asya arasındaki bağlantı güçlendiğinde ise Türkiye'nin Türk Dünyası ile ekonomik ve lojistik entegrasyon kapasitesi artacaktır. Dolayısıyla Bakü-Taşkent hattı, aslında Ankara'nın doğuya uzanan ekonomik ve jeopolitik bağlantısının da güçlenmesi anlamına gelmektedir.

Bu nedenle Aliyev'in 2026 Taşkent ziyareti, sadece iki cumhurbaşkanının görüşmesi olarak okunmamalıdır. Bu ziyaret, 2020 Karabağ Zaferi'nin değiştirdiği jeopolitik dengelerin, 2021 İstanbul Zirvesi'nin başlattığı kurumsal dönüşümün ve Orta Koridor'un yarattığı yeni ekonomik coğrafyanın aynı zeminde buluştuğu bir aşamadır.

Başka bir ifadeyle, Karabağ Zaferi Azerbaycan'ın jeopolitik kapasitesini artırmış, TDT'nin yükselişi Türk Dünyası'nın kurumsal kapasitesini güçlendirmiş, Orta Koridor ise bu siyasi ve tarihî yakınlığı ekonomik bir ağ ile birbirine bağlamıştır. Aliyev-Mirziyoyev liderliği ise bu üç dinamiği somut devlet politikalarına dönüştüren katalizör olmuştur.

Taşkent'teki bugünkü buluşmanın asıl önemi de burada yatmaktadır.

Türk Dünyası'nın geleceği artık yalnızca “birlik” söylemiyle değil, bağlantısallık kavramıyla şekillenecektir. Birbirine daha fazla ticaret yapan, daha hızlı ulaşan, ortak yatırım yapan, enerji ve dijital altyapılarını birbirine bağlayan Türk devletleri, ortak bir ekonomik alanın temellerini atmış olacaktır.

Bu açıdan Azerbaycan-Özbekistan ilişkileri, Türk Dünyası'nın geleceği için bir model niteliği taşımaktadır. Bakü'nün Hazar'a açılan kapısı ile Taşkent'in Orta Asya'nın merkezindeki ekonomik ağırlığı birleştiğinde ortaya yalnızca iki ülkenin değil, Avrasya'nın yeni jeoekonomik düzeninde Türk Dünyası'nın ağırlığını artırabilecek bir eksen çıkmaktadır.

Belki de bugün Taşkent'te yaşanan gelişmeleri en doğru anlatan cümle şudur:

Tarih Bakü ile Taşkent'i kardeş yaptı; jeopolitik onları stratejik ortak kıldı; ekonomi ise onları birbirine mecbur eden yeni bir gelecek inşa ediyor. Türkiye'nin görevi ise bu hattı Türk Dünyası'nın daha geniş ekonomik ve stratejik bütünleşmesinin ana damarlarından biri hâline getirmektir.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: