TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNDE STRATEJİK MÜTTEFİKLİK, BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA VE ÖLÇÜLÜ ELEŞTİRİ İHTİYACI

07 Eki 2026 - 00:56 YAYINLANMA

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, tarihî, kültürel ve toplumsal bağların ötesine geçerek kurumsallaşmış bir stratejik müttefiklik ilişkisine dönüşmüş durumdadır. Bu ilişkinin hukuki ve siyasi çerçevesini en açık biçimde ortaya koyan belge, 15 Haziran 2021 tarihinde imzalanan Şuşa Beyannamesi’dir. Beyanname ile iki ülke arasındaki ilişkiler “kalitatif olarak yeni, müttefiklik düzeyine” yükseltilmiş, siyasi, ekonomik, savunma, enerji, ulaştırma, kültür, eğitim, sağlık ve insani alanlarda iş birliğinin derinleştirilmesi hedeflenmiştir.

Şuşa Beyannamesi’nin dikkat çekici yönlerinden biri, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin güçlü ittifak karakterini ortaya koyarken iki devletin bağımsız dış politika yürütme hakkını da açık biçimde kabul etmesidir. Beyanname, tarafların kendi ulusal çıkarlarını korumaya ve güvence altına almaya yönelik bağımsız dış politika izlediklerini ifade etmektedir. Dolayısıyla müttefiklik, devletlerden birinin diğerinin bütün dış politika tercihlerini otomatik biçimde benimsemesini gerektiren bir ilişki biçimi değildir. Aksine gerçek anlamda stratejik müttefiklik, ortak çıkarların bulunduğu alanlarda koordinasyonu güçlendirirken farklılaşan ulusal önceliklerin de karşılıklı anlayış ve saygı çerçevesinde kabul edilmesini gerektirir. 

Bu husus, Türk dünyasının geleceğine ilişkin temel stratejik belgelerden biri olan Türk Dünyası 2040 Vizyonu açısından da önem taşımaktadır. 12 Kasım 2021 tarihinde Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları tarafından kabul edilen belge, Türk devletleri arasındaki iş birliğinin bağımsız ve egemen devletlerin siyasi iradesi üzerine inşa edildiğini vurgulamaktadır. Vizyon belgesi, üye devletlerin ortak sorunlara bireysel ve kolektif kapasiteyle cevap verebilmesini amaçlarken, her devletin kendi tarihsel, kültürel, siyasi ve ekonomik özelliklerinin dikkate alınmasını da esas almaktadır. TDT'nin güncel açıklamalarında da 2040 Vizyonu'nun üye devletlerin tarih, gelenek, kimlik, kaynak ve özgün kalkınma ihtiyaçlarını dikkate alan dinamik bir çerçeve olduğu özellikle belirtilmektedir. 

Buradan hareketle Türk dünyasında ortak vizyon ile tek tip dış politika arasında ayrım yapmak gerekir. Ortak vizyon; bütün Türk devletlerinin bütün meselelerde aynı pozisyonu almak zorunda olması anlamına gelmez. Ortak vizyon, ortak çıkar alanlarında dayanışma geliştirmek, stratejik konularda istişare etmek, birbirinin egemenlik ve bağımsızlık haklarına saygı göstermek ve gerektiğinde birbirini destekleyebilme kapasitesini ifade eder. Bu anlayış, Türk dünyasının çok merkezli yapısının zayıflığı değil, aksine kurumsal olgunluğunun göstergesidir.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin ekonomik boyutu da bu stratejik ortaklığın ne kadar derinleştiğini göstermektedir. Türkiye Ticaret Bakanlığı verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2020 yılında yaklaşık 2,50 milyar dolar iken 2024 yılında 4,90 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye'nin Azerbaycan'a ihracatı 2024'te yaklaşık 3,08 milyar dolar, Azerbaycan'dan ithalatı ise 1,82 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. 2025 yılında ise Türkiye'nin Azerbaycan ile ticaret hacmi yaklaşık 4,3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 

Yatırım ilişkileri ise ticari ilişkilerin de ötesine geçmiştir. Aralık 2025'te Bakü'de düzenlenen II. Azerbaycan-Türkiye Yatırım Forumu'nda Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov, Azerbaycan'ın Türkiye ekonomisine yaptığı yatırımların 20 milyar doların üzerinde, Türkiye'nin Azerbaycan'a yaptığı yatırımların ise 18 milyar dolar düzeyinde olduğunu ifade etmiştir. Bu rakamlar, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin klasik dış ticaret ilişkisinden çıkarak karşılıklı sermaye, üretim ve uzun vadeli ekonomik bağımlılık ilişkisine dönüştüğünü göstermektedir.

Enerji ve ulaştırma alanındaki projeler de bu yapının stratejik boyutunu güçlendirmektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı ve TANAP, iki ülkenin enerji güvenliği açısından ortak çıkarlarını somutlaştırırken; Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ve Orta Koridor, Türkiye ile Azerbaycan'ı Avrupa ile Orta Asya arasında giderek daha önemli bir jeoekonomik eksenin iki temel unsuru haline getirmektedir. Şuşa Beyannamesi de enerji güvenliği, Güney Gaz Koridoru ve Doğu-Batı ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesini açık biçimde ortak stratejik hedefler arasında saymaktadır 

Bu kadar geniş ve derin bir ilişki ağı içerisinde zaman zaman görüş ayrılıklarının veya kamuoyunda farklı değerlendirmelerin ortaya çıkması doğaldır. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşması, devletler arasındaki diplomatik ilişkilerin toplumlar arasındaki iletişim boyutunu daha hassas hale getirmiştir. Sosyal medya, bireylerin görüşlerini özgürce ifade edebildiği önemli bir iletişim alanıdır; ancak aynı zamanda bağlamından koparılmış ifadelerin, kişisel eleştirilerin veya karşılıklı sert söylemlerin kısa sürede millî mesele gibi algılanmasına da yol açabilmektedir.

Burada temel mesele, eleştiri hakkının varlığı değil, eleştirinin hangi üslupla ve hangi sorumluluk bilinciyle yapıldığıdır. Türkiye ve Azerbaycan gibi stratejik müttefik iki ülke arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda, kamuoyuna açık tartışmalarda kullanılan dilin sonuçları yalnızca tartışmayı yürüten kişilerle sınırlı kalmayabilir. Sosyal medyada birkaç saat içerisinde milyonlarca kişiye ulaşabilen bir ifade, iki ülke kamuoyunda karşılıklı yanlış algıların oluşmasına, tarihsel ve toplumsal bağların gereksiz biçimde tartışmaya açılmasına ve diplomatik ilişkilerin gerçekte sahip olduğu derinliğin gölgelenmesine neden olabilir.

Bu nedenle Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda eleştiri yapılırken ölçülülük, karşılıklı saygı ve stratejik perspektif esas alınmalıdır. Eleştiri elbette mümkündür ve hatta sağlıklı ilişkilerin sürdürülebilmesi bakımından eleştirel düşünce önemlidir. Ancak eleştirinin amacı karşı tarafı küçük düşürmek, toplumlar arasında tepki üretmek veya kısa vadeli sosyal medya etkileşimi sağlamak olduğunda, eleştirinin yapıcı niteliği ortadan kalkmaktadır. Stratejik ilişkilerde eleştirinin değeri, sesinin yüksekliğinden çok çözüm üretme kapasitesiyle ölçülmelidir.

Bu noktada özellikle üçüncü aktörlerin rolü göz ardı edilmemelidir. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin güçlenmesi, Güney Kafkasya'nın istikrarı, enerji güvenliği, Orta Koridor'un gelişmesi ve Türk dünyasının ekonomik entegrasyonu açısından önemli sonuçlar üretmektedir. İki ülkenin yakınlaşması bazı aktörlerin bölgesel hesaplarını doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle iki ülke kamuoyunda ortaya çıkan gereksiz gerilimler, bilinçli veya bilinçsiz biçimde, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin zayıflamasını arzu eden çevrelerin söylemlerine alan açabilir. Burada mesele belirli bir üçüncü devleti hedef göstermekten ziyade, stratejik ilişkilerde ortaya çıkan iletişim boşluklarının dış aktörler tarafından kullanılabilecek bir alan oluşturabileceğini kabul etmektir.

Nitekim Şuşa Beyannamesi, Türkiye-Azerbaycan askeri ve siyasi iş birliğinin üçüncü devletlere karşı bir tehdit oluşturmadığını açıkça ifade etmektedir. Beyanname aynı zamanda iki ülkenin ulusal çıkarlarını korumaya yönelik bağımsız dış politika izlediğini de vurgulamaktadır. Bu iki ilke birlikte değerlendirildiğinde ortaya son derece önemli bir stratejik yaklaşım çıkmaktadır: Türkiye ve Azerbaycan güçlü biçimde müttefiktir, fakat iki egemen devlettir. Müttefiklik, bağımsızlığı ortadan kaldırmaz; bağımsızlık da müttefikliği zayıflatmaz.

Asıl güçlü ilişki modeli tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin Azerbaycan’ın hassasiyetlerini dikkate alması kadar Azerbaycan’ın da Türkiye’nin ulusal önceliklerini anlaması gerekir. İki ülkenin her konuda aynı düşünmesi beklenmemelidir. Önemli olan, farklılıkların kriz alanına dönüştürülmeden diplomatik kanallar, stratejik istişare mekanizmaları ve karşılıklı saygı temelinde yönetilebilmesidir. Şuşa Beyannamesi'nin öngördüğü düzenli siyasi istişareler ve dış politika koordinasyonu da zaten bu ihtiyaca cevap vermektedir. 

Türk Dünyası 2040 Vizyonu’nun temel ruhu da bu anlayışla uyumludur. Vizyonun hedefi, farklı devletleri tek bir siyasi iradenin altında toplamak değil, bağımsız ve egemen Türk devletlerinin kendi kimliklerini koruyarak ortak bir gelecek tasavvuru geliştirmesidir. Bu nedenle Türk dünyasının geleceği, farklılıkları ortadan kaldırmakta değil, farklılıkları ortak stratejik hedeflerle uyumlu biçimde yönetebilme kapasitesinde aranmalıdır. 

Sonuç olarak Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bugün tarihsel yakınlığın ötesinde; siyasi, ekonomik, enerji, savunma, ulaştırma ve yatırım boyutları bulunan kurumsallaşmış bir stratejik müttefiklik niteliğindedir. Yaklaşık 4,3 milyar dolarlık ticaret hacmi, karşılıklı 38 milyar dolara yaklaşan yatırım stoku, ortak enerji ve ulaştırma projeleri ve bölgesel jeoekonomik çıkarların kesişmesi, bu ilişkinin somut ekonomik temelini oluşturmaktadır. https://ticaret.gov.tr

Bu nedenle sosyal medyada ortaya çıkan tartışmaların iki ülke arasındaki genel stratejik çerçeveden koparılarak değerlendirilmemesi gerekir. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri birkaç sosyal medya paylaşımından çok daha büyük, derin ve stratejik bir zemine sahiptir. Bu zeminin korunması, farklı düşüncelerin ifade edilmesini engellemekten değil; eleştiriyi ölçülü, sorumlu ve yapıcı biçimde gerçekleştirmekten geçmektedir.

Türk dünyasının geleceği bakımından ihtiyaç duyulan yaklaşım, “her konuda aynı düşünmek” değil, farklı düşündüğümüzde dahi birbirimizin bağımsızlığını, hassasiyetlerini ve ortak stratejik çıkarlarını koruyabilmektir. Ortak gelecek, farklılıkların yok edilmesiyle değil, farklılıkların ortak hedefler etrafında yönetilebilmesiyle kurulabilir. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin gerçek stratejik gücü de tam olarak burada yatmaktadır.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: