ANKARA ZİRVESİ ÖNCESİNDE TÜRK DÜNYASI: ORTAK VİZYON VE YENİ UFUKLAR
Türk Dünyası, son yıllarda tarihî ve kültürel yakınlığın ötesine geçen, ekonomik, siyasi, teknolojik ve kurumsal boyutları giderek genişleyen bir işbirliği sürecinden geçiyor. Bu sürecin önemli kurumsal dayanaklarından biri, 2021 yılında kabul edilen Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi olarak öne çıkıyor. Aynı yıl Türk Konseyi’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na dönüşmesi, ortak kültür ve kimlik temelindeki işbirliğinin daha geniş alanlara taşındığını gösteriyor. 2022 Semerkant Zirvesi, 2023 Ankara Olağanüstü Zirvesi, 2024 Bişkek Zirvesi ve 2025 Gebele Zirvesi ise bu kurumsal gelişimin farklı aşamalarını oluşturuyor. Bu birikimin 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi’nde ele alınması, Türk Dünyası’ndaki mevcut işbirliğinin geleceğe taşınması açısından önemli bir eşik oluşturuyor.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, zirvelerin kronolojik sıralamasından çok, Türk Dünyası’ndaki işbirliğinin kapsamının nasıl genişlediğidir. Kültür, dil, eğitim ve diplomasi uzun yıllar boyunca ilişkilerin temel başlıklarını oluştururken bugün ticaret, yatırım, ulaştırma, enerji, savunma sanayii, dijitalleşme, yapay zekâ ve siber güvenlik de ortak gündemin önemli parçaları arasında yer alıyor. 2040 Vizyonu da ticaret entegrasyonu, yatırım alanının geliştirilmesi, ulaştırma ve enerji bağlantısallığının güçlendirilmesi ve dijital entegrasyon gibi başlıkları uzun vadeli hedefler arasında ele alıyor.
Bu dönüşümün arkasında yalnızca ekonomik veya siyasi çıkarlar bulunmuyor. Ortak tarih, dil, kültür ve kimlik, Türk devletleri arasındaki ilişkilerin toplumsal ve siyasi zeminini oluşturmaya devam ediyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Eylül 2026’da Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerin Güvenlik Konseyi sekreterlerini kabulü sırasında yeniden hatırlattığı “Türk dünyası bizim ailemizdir, bizim başka ailemiz yoktur” ifadesi de bu yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Aliyev aynı konuşmada Türk dünyası ülkelerinin uluslararası alanda Türk Devletleri Teşkilatı’nın rolünü güçlendirme konusunda ortak görüşe sahip olduğunu ve enerji ile ulaştırma bağlantılarının önemini vurguluyor.
Dolayısıyla Türk Dünyası’ndaki dönüşümü yalnızca kurumsal anlaşmalar üzerinden okumak yeterli görünmüyor. Ortak kimlik anlayışı ile ekonomik ve teknolojik işbirliği aynı sürecin birbirini tamamlayan unsurları olarak ortaya çıkıyor. Başka bir ifadeyle, “aile” anlayışı giderek daha somut bir işbirliği kapasitesiyle destekleniyor.
2026 yılı bu açıdan ayrı bir önem taşıyor. Çünkü Türk Dünyası’nın son yıllarda oluşturduğu kurumsal birikim, 29 Ekim’de Dışişleri Bakanları Konseyi’nin, 30 Ekim’de ise liderler zirvesinin Ankara’da yapılmasıyla yeni bir toplantı sürecinde ele alınıyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nın resmi takviminde 30 Ekim 2026 tarihi 13. Zirve olarak yer alıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 15 Eylül’de Bakü’de yaptığı açıklamada Ankara’daki zirveyi Türk dünyasının ortak gelecek vizyonunu güçlendirecek önemli bir adım olarak tanımlıyor.
Ankara Zirvesi ve Türk Dünyası’nda Genişleyen İşbirliği Alanı
Ankara Zirvesi’ni önemli kılan ilk unsur, Türk Devletleri Teşkilatı’nın son yıllarda oluşturduğu kurumsal yapının daha geniş bir işbirliği gündemiyle birlikte ilerlemesidir. 2021 yılında kabul edilen 2040 Vizyonu, teşkilatın orta ve uzun vadeli hedefleri için ortak bir çerçeve sunuyor. Sonraki dönemde ekonomik işbirliği, yatırım, ulaştırma, afet yönetimi, güvenlik, dijital ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma gibi alanlarda yeni mekanizmalar gündeme geliyor. 2023 Ankara Olağanüstü Zirvesi’nde Türk Yatırım Fonu Kuruluş Anlaşması’nın imzalanması ve Sivil Koruma Mekanizması konusunda karar alınması bu genişleyen işbirliğinin somut örnekleri arasında yer alıyor.
2025 Gebele Zirvesi ise bu genişleyen gündemin kapsamını daha açık biçimde ortaya koyuyor. “Bölgesel Barış ve Güvenlik” temasıyla düzenlenen zirvede siyasi, dış politika, güvenlik, ekonomi ve halklar arası ilişkiler alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi ele alınıyor. Zirve sonunda Azerbaycan dönem başkanlığını üstlenirken 2026’daki olağan zirvenin Türkiye’de yapılması kararlaştırılıyor.
Ankara Zirvesi’nin ikinci önemli boyutu ekonomik ve fiziki bağlantısallık olarak ortaya çıkıyor. Türk devletleri arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesi, ulaştırma ağlarının güçlendirilmesi ve Orta Koridor’un kapasitesinin artırılması birbirini tamamlayan süreçler olarak değerlendiriliyor. 2040 Vizyonu da ulaştırma ve enerji bağlantılarının geliştirilmesini, ticaret ve yatırım alanlarında daha güçlü bir bütünleşmeyi uzun vadeli hedefler arasında ele alıyor.
Bu noktada Orta Koridor’u yalnızca Çin ile Avrupa arasındaki bir transit güzergâh şeklinde değerlendirmek eksik kalıyor. Koridor, Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya arasındaki ekonomik ilişkileri güçlendiren bir bağlantı ağı olarak da ele alınıyor. Demiryolları, limanlar, gümrük geçişleri ve lojistik altyapı arasındaki uyum arttıkça Türk devletleri arasındaki ekonomik etkileşim daha geniş bir zemine taşınıyor.
Ancak Türk Dünyası’nın bağlantısallığı artık yalnızca fiziksel altyapıyla sınırlı kalmıyor. 15 Mayıs 2026’da Kazakistan’ın Türkistan şehrinde gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmî Zirvesi’nin ana temasını “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” oluşturuyor. Zirvede dijital dönüşüm, inovasyon, yapay zekâ, bağlantısallık ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma alanlarında işbirliğinin güçlendirilmesi ele alınıyor.
Bu gelişme, Türk Dünyası’ndaki bağlantısallık anlayışının genişlediğini gösteriyor. Geçmişte demiryolları, karayolları, limanlar ve enerji hatları öne çıkarken bugün bunlara veri altyapısı, yapay zekâ, dijital ticaret ve siber güvenlik de ekleniyor. Böylece fiziksel Orta Koridor'un yanında dijital bir bağlantı alanı da oluşuyor.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2026 takvimi bu genişlemeyi kurumsal düzeyde de gösteriyor. Eylül ve Ekim aylarında güvenlik konseyi sekreterleri, savunma sanayii kurumları, sağlık, adalet, gençlik ve spor ile fikrî mülkiyet alanlarında toplantılar düzenleniyor. Ekim sonunda ise Ankara’da Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı ve 13. Zirve gerçekleşiyor. Bu tablo, teşkilatın gündeminin farklı sektörleri kapsayan geniş bir yapıya ulaştığını ortaya koyuyor.
Azerbayca’dan Türkiye’ye: Türk Dünyasında Devamlılık
Ankara Zirvesi ile birlikte dönem başkanlığının Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçmesini devamlılık çerçevesinde okumak daha açıklayıcı bir yaklaşım sunuyor. Çünkü Türk Devletleri Teşkilatı’nın son yıllarda oluşturduğu kurumsal yapı, tek bir dönem başkanlığının gündemiyle sınırlı kalmıyor. 2040 Vizyonu, zirvelerde kabul edilen kararlar ve farklı alanlarda kurulan mekanizmalar uzun vadeli bir kurumsal çerçeve oluşturuyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nın resmi sayfasında da dönem başkanlığının bir takvim yılı boyunca sürdüğü ve 2025 Gebele Zirvesi’nde Azerbaycan’ın başkanlığı devraldığı belirtiliyor.
Bu nedenle Türkiye’nin dönem başkanlığı sırasında temel mesele, mevcut işbirliği alanlarının yeniden tanımlanmasından çok, oluşan kurumsal birikimin daha etkin şekilde işletilmesi olarak öne çıkıyor.
Azerbaycan’ın dönem başkanlığı sırasında ekonomi, ulaştırma, enerji, güvenlik ve dijitalleşme gibi alanlarda gündeme gelen çalışmaların Türkiye döneminde de sürmesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal hafızası açısından önem taşıyor. Dönem başkanlıklarının birbirinden kopuk gündemler üretmek yerine birbirini tamamlayan bir süreç oluşturması, teşkilatın uzun vadeli kapasitesini destekliyor.
Devamlılık özellikle Orta Koridor açısından önem taşıyor. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ulaştırma bağlantıları, Hazar geçişleri ve Orta Asya’daki lojistik ağlar birlikte ele alındığında Türk Dünyası’nın ekonomik coğrafyası daha güçlü biçimde birbirine bağlanıyor. Türkiye’nin dönem başkanlığı sırasında bu bağlantıların geliştirilmesi, Azerbaycan döneminde güçlenen ekonomik ve ulaştırma gündeminin devamı niteliğini taşıyor.
Benzer bir devamlılık dijitalleşme alanında da görülüyor. Türkistan Zirvesi’nde yapay zekâ ve dijital kalkınmanın gündeme alınması, Türk Dünyası’nın yeni teknolojiler alanında ortak kapasite oluşturma arayışını ortaya koyuyor. Ankara döneminde bu gündemin eğitim, kamu hizmetleri, dijital ticaret, siber güvenlik ve teknoloji girişimleriyle daha fazla ilişkilendirilmesi, mevcut sürecin doğal devamı olarak değerlendirilebilir.
Burada ortak kimlik de kurumsal işbirliğinin tamamlayıcı unsuru olarak önemini koruyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Türk dünyası bizim ailemizdir” ifadesi, ortaklığın yalnızca ekonomik kazanımlar üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Eylül 2026’da yaptığı açıklamada Aliyev, Türk dünyası ülkelerinin Türk Devletleri Teşkilatı’nın uluslararası alandaki rolünü güçlendirme konusunda ortak görüşe sahip olduğunu belirtiyor ve enerji ile ulaşım bağlantılarının önemine dikkat çekiyor.
Bu yaklaşım, ortak kimliğin somut işbirliği kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini gösteriyor. Kültürel yakınlık, siyasi irade ve kurumsal mekanizmalar birbirinden ayrı düşünüldüğünde Türk Dünyası’nın potansiyelini bütünüyle ortaya çıkarmak zorlaşıyor. Buna karşılık eğitimden ticarete, ulaştırmadan teknolojiye kadar farklı alanlarda sürdürülebilir işbirliği geliştirildiğinde ortak kimlik daha somut bir kurumsal zemine kavuşuyor.
Türkiye’nin dönem başkanlığı bu nedenle Azerbaycan döneminin karşısına farklı bir model koymaktan çok, aynı uzun vadeli vizyonun devamlılığını sağlama açısından önem taşıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, 1 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen Türkiye-Kırgızistan Ortak Stratejik Planlama Grubu 7. Toplantısı sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında Türk Devletleri Teşkilatı’nı “Türk dünyasının ortak iradesinin mücessem bir hali” olarak tanımlaması ve teşkilatın daha kurumsal ve etkin bir yapıya kavuşması gerektiğini vurgulaması da bu yaklaşımı destekliyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Ankara’da gerçekleştirilecek Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi, Türk Dünyası’nın son yıllarda oluşturduğu kurumsal birikimin ele alınacağı önemli bir toplantı olarak öne çıkıyor. Ancak zirvenin anlamını yalnızca Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçecek dönem başkanlığıyla sınırlamak, Türk Dünyası’ndaki daha geniş dönüşümü gözden kaçırmak anlamına geliyor.
Asıl mesele, 2021’de ortaya konulan Türk Dünyası 2040 Vizyonu’nun bugün hangi noktaya geldiği ve mevcut işbirliği mekanizmalarının ne ölçüde somut sonuçlara dönüştüğü sorusunda ortaya çıkıyor.
Türk Dünyası’nda işbirliği artık kültür, dil ve eğitim alanlarının yanında ticaret, yatırım, ulaştırma, enerji, savunma sanayii, dijitalleşme, yapay zekâ ve siber güvenlik gibi alanları da kapsıyor. 2026’da Türkistan’da yapay zekâ ve dijital kalkınmanın gündeme alınması, Bakü'de güvenlik ve bağlantısallık konularının öne çıkması ve Ankara’nın 13. Zirveye ev sahipliği yapması, bu genişleyen işbirliği alanlarının birbirini tamamlayan unsurlar olarak okunabileceğini gösteriyor.
Bu nedenle Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönem başkanlığı geçişini bir bayrak değişimi değil, ortak vizyonun devamlılığı olarak değerlendirmek daha anlamlı görünüyor. Azerbaycan döneminde güçlenen ekonomik, siyasi, güvenlik ve bağlantısallık gündeminin Türkiye döneminde de sürmesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal hafızasını ve uzun vadeli hedeflerini destekliyor.
Sonuç olarak Ankara Zirvesi, Türk Dünyası açısından tamamen yeni bir sayfa açmaktan çok, son yıllarda oluşan ortaklık zeminini daha güçlü, daha uygulanabilir ve daha kalıcı bir yapıya taşıma eşiği olarak öne çıkıyor. Türk Dünyası’nın gelecekteki kapasitesi ise ortak hedeflerin ortaya konulmasının yanında, bu hedeflerin ekonomi, ulaştırma, teknoloji, eğitim ve güvenlik gibi alanlarda sürdürülebilir işbirliği mekanizmalarına dönüşme kapasitesiyle yakından ilişkili görünüyor.