G20 ZİRVESİNİN STRATEJİK YANSIMALARI: KÜRESEL GÜNEY'İN YÜKSELİŞİ Mİ?

24 Kas 2025 - 01:37 YAYINLANMA

2025 yılında Johannesburg, Güney Afrika’da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi, küresel diplomasi arenasında özellikle Küresel Güney’in yükselen rolünü net biçimde ortaya koyan bir toplantı olarak öne çıktı. Zirveye ABD’nin başkanlık düzeyinde katılmaması ve Trump yönetiminin bazı gündem başlıklarına itiraz etmesi, zirvenin sonuçlarını daha da stratejik ve anlamlı hâle getirdi. ABD’nin boykotu, Küresel Güney ülkelerinin kendi önceliklerini ön plana çıkarma fırsatını artırırken, bu durum G20’nin geleneksel Batı merkezli algısını kırmış oldu. Zirveye katılan Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkeleri, iklim değişikliği, enerji dönüşümü, kritik minerallerin işlenmesi ve sürdürülebilir kalkınma konularını kendi gündemleri doğrultusunda şekillendirdi. Bu gelişmeler, Küresel Güney’in artık uluslararası diplomasi ve ekonomi arenasında sadece söz sahibi değil, aktif ve belirleyici bir aktör olduğunu ortaya koymaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılmama kararı, Washington yönetiminin Güney Afrika’daki beyaz azınlığa yönelik iddiaları gerekçe göstermesiyle uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. ABD yönetimi, zirvenin sonuç bildirgesinin yayımlanmasına karşı çıkarken özellikle iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji finansmanı başlıklarının gündeme alınmasını engellemek istedi. Bu durum, ABD’nin G20’deki geleneksel liderlik algısına gölge düşürürken, Küresel Güney’in kendi gündemini belirlemesine fırsat yarattı. Zirvede ABD’nin yokluğu, Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkelerin diplomatik ağırlığını artırdı ve onların enerji, kalkınma ve iklim konularındaki önceliklerini küresel gündeme taşımalarını sağladı. Güney-South dayanışmasının zirve boyunca belirgin biçimde hissedilmesi, çok taraflı diplomasinin Batı odaklı algısından uzaklaşmaya başladığının bir göstergesiydi. ABD’nin itirazları ve boykotu, aslında Küresel Güney’in yükselen etkisini ve diplomatik manevra kabiliyetini güçlendiren bir unsur olarak sonuçlandı.

Sonuç Bildirgesi: Barış, İklim ve Kalkınma Öncelikleri

Zirvenin sonuç bildirgesi, küresel çatışmaların sona erdirilmesi, iklim finansmanının artırılması ve Afrika’nın kalkınma önceliklerinin küresel gündemin merkezine yerleştirilmesi gibi kritik başlıkları içeriyor. Bildirgede, ilk kez Filistin diğer çatışmalarla birlikte aynı cümlede zikredilerek, “Sudan’da, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde, İşgal altındaki Filistin topraklarında, Ukrayna’da ve dünyadaki diğer çatışmaların sona erdirilmesi için adil, kapsamlı ve kalıcı barış için çalışacağız” ifadesi yer aldı. Bu açıklama, G20 liderlerinin BM Şartı’na bağlı kalacağını ve zorla toprak kazanımına yönelik güç kullanımına karşı duracaklarını vurguluyor. Barış ve güvenlik konusundaki bu tutum, Küresel Güney ülkelerinin diplomatik ağırlığını artıran en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Bildirgede iklim değişikliği ile mücadelede Paris Anlaşması hedeflerinin yeniden teyit edilmesi, sıcaklık artışının 1,5 derece ile sınırlandırılması için küresel yatırımların hızla artırılması çağrısını içeriyor. Gelişmekte olan ülkelerin 2030 öncesi iklim hedeflerini uygulamak için 5,8–5,9 trilyon dolara ihtiyaç duyduğuna vurgu yapılması, küresel finans sisteminin iklim adaleti ve sürdürülebilir kalkınma için nasıl yeniden yapılandırılabileceğine dair önemli bir işaret niteliğinde. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde iklim adaptasyonu, kayıp ve zarar finansmanı ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi için uluslararası desteğin artırılacağı bildiride açıkça ifade edildi. Bu durum, Küresel Güney’in iklim politikalarını sadece talepler düzeyinde değil, uygulama odaklı bir gündem olarak küresel boyuta taşımaya başladığını gösteriyor.

Zirve, Afrika’nın küresel ekonomi ve enerji dönüşümünde stratejik rolünü vurgulayan önemli bir platform oldu. Bildirgede, kıtada 600 milyondan fazla insanın elektriğe erişiminin olmadığı, bir milyarı aşkın kişinin temiz pişirme yakıtından yoksun olduğu hatırlatıldı. Bu durum, her yıl yaklaşık iki milyon Afrikalının temiz enerji eksikliği nedeniyle hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. G20 liderleri, enerji güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amacıyla Afrika’nın enerji altyapısının geliştirilmesine odaklanacaklarını açıkladı. Bildirgede ayrıca, kritik minerallerin yalnızca ham olarak değil, üretici ülkelerde işlenmesi ve katma değer yaratacak şekilde değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Bu yaklaşım, Afrika’nın stratejik kaynaklarını uluslararası pazarda daha bağımsız ve güçlü bir şekilde kullanmasını sağlayacak ekonomik ve diplomatik fırsatların önünü açıyor.

Bildiride, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma için kadınların ve kız çocuklarının her düzeyde güçlendirilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması ve enerji güvenliğinin korunması gibi sosyal ve ekonomik öncelikler de yer aldı. Bu, Küresel Güney ülkelerinin sadece ekonomik büyüme değil, aynı zamanda kapsayıcı kalkınma hedeflerini de uluslararası gündeme taşıdığının göstergesidir.

Diplomatik Etkiler

Zirve boyunca yapılan ikili görüşmeler, özellikle ABD’nin yokluğunda Küresel Güney ülkelerinin dayanışmasını güçlendiren stratejik iş birlikleri şeklinde öne çıktı. Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkeleri, iklim finansmanı, enerji koridorları ve sürdürülebilir kalkınma projeleri üzerinden yeni ortaklıklar kurdu. Bu görüşmeler, Küresel Güney’in diplomatik görünürlüğünü artırırken, çok taraflı iş birliği mekanizmalarının güçlenmesine de katkıda bulundu. Zirvede, enerji koridorları ve kritik kaynakların güvenliği üzerine yapılan anlaşmalar, Afrika ve Güney Asya’daki enerji altyapısının küresel ekonomik sistemle entegre edilmesi açısından önemli adımlar oldu. Bu gelişmeler, Küresel Güney’in enerji ve ekonomik bağımsızlığını güçlendiren uzun vadeli bir stratejik hamle olarak değerlendirilebilir.

ABD, boykot ve itiraz politikası nedeniyle zirvede doğrudan etkili olamadı. Özellikle iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji başlıklarının kabul edilmesi, ABD için diplomatik bir kayıp olarak değerlendirilebilir. Çin ise Afrika’nın kritik mineralleri ve altyapı yatırımları üzerinden stratejik kazanımlar elde etti; Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki projelerinin meşruiyetini ve etkinliğini güçlendirdi. Avrupa Birliği, enerji güvenliği ve iklim hedefleri konusunda zirvede aktif bir rol oynadı ancak Afrika’nın kalkınma önceliklerinin gündeme taşınması, AB’nin tek taraflı liderlik algısını azaltarak çok taraflı diplomasiye alan açtı. Küresel Güney ise zirveden net kazanımlarla ayrıldı; Afrika kalkınma önceliklerinin küresel gündeme taşınması, iklim finansmanı ve enerji dönüşümü projelerine erişim ve diplomatik görünürlük, Güney-South dayanışmasının somut bir göstergesiydi.

Türkiye’nin Bölgesel Rolü ve Diplomasi Vurgusu

Türkiye, G20 Zirvesi’nde hem Avrasya enerji ve lojistik koridorları hem de Afrika ve Orta Doğu ile olan diplomatik ilişkiler bağlamında kapsamlı bir aktör olarak öne çıktı. Zirvede Türkiye, Rusya-Ukrayna krizinde barışçıl çözüm çağrılarını dile getirerek, bölgesel bir arabulucu ve kriz yönetimi aktörü olarak diplomatik ağırlığını gösterdi. Türkiye, BM Şartı ve uluslararası hukuk çerçevesinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini vurgularken, aynı zamanda taraflar arasında diyalog kanallarının açık tutulması için girişimlerde bulundu. Bu durum, Türkiye’nin yalnızca bölgesel bir aktör değil, küresel çatışmaların çözümüne katkıda bulunabilecek bir stratejik güç olduğunu gösteriyor.

Filistin meselesinde Türkiye, zirvede Küresel Güney’in ortak barış ve adalet taleplerini destekleyen tutumuyla dikkat çekti. Bildirgede Filistin’in diğer çatışmalarla birlikte zikredilmesi, Türkiye’nin uzun süredir sürdürdüğü Filistin duyarlılığının ve diplomatik baskısının uluslararası platformda yankı bulması anlamına geliyor. Türkiye, hem Arap dünyası hem de İslam dünyası ile olan ilişkilerini kullanarak, bu meselenin G20 gündeminde görünür olmasını sağladı ve çok taraflı diplomasiye önemli katkı sundu.

Bölgesel güç olma kapasitesi bağlamında Türkiye, Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya ile enerji, ticaret ve altyapı iş birliklerini ön plana çıkardı. Enerji koridorları, lojistik ağlar ve kritik minerallerin güvenliğinin sağlanması Türkiye’nin hem transit ülke hem de bölgesel stratejik güç olarak konumunu güçlendirdi. Türkiye’nin bu çok eksenli diplomatik ve ekonomik hamleleri, G20 Zirvesi’nde hem kendi çıkarlarını korumasını hem de Küresel Güney’in yükselen gündemini desteklemesini sağladı.

Johannesburg Zirvesi, Küresel Güney’in diplomasi ve ekonomi arenasında yükselen etkisini net bir biçimde ortaya koydu. Afrika, Latin Amerika ve Güney Asya ülkeleri, iklim finansmanı, enerji dönüşümü, kritik mineraller ve kalkınma önceliklerini doğrudan gündeme taşıdı. ABD’nin boykotuna rağmen sonuç bildirgesinin kabul edilmesi, Küresel Güney’in artık uluslararası gündemi şekillendirecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor. Enerji koridorları ve kritik kaynaklar bağlamında Küresel Güney’in kontrol edici rolü, önümüzdeki yıllarda jeoekonomik ve jeopolitik rekabetin ana eksenlerinden birini oluşturacak. Temiz enerji yatırımları, enerji güvenliği ve kritik minerallerin işlenmesi, Küresel Güney ülkelerine hem diplomatik hem ekonomik üstünlük sağlama potansiyeli sunuyor. Türkiye’nin rolü, bu çerçevede bölgesel ve küresel enerji güvenliğinin şekillenmesinde ve diplomatik etki alanının genişletilmesinde belirleyici bir unsur olarak öne çıkıyor.

Sonuç ve Değerlendirme

Johannesburg G20 Zirvesi, Küresel Güney’in diplomasi ve ekonomi arenasında yükselen etkisini somut biçimde ortaya koyan bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Zirve, küresel çatışmaların çözümünde BM temelli ve çok taraflı diplomasinin önemini vurgularken, Afrika’nın kalkınma önceliklerini uluslararası gündemin merkezine taşımıştır. İlk kez Filistin’in diğer çatışmalarla birlikte zikredilmesi, Küresel Güney ülkelerinin barış ve adalet taleplerini evrensel bir çerçevede dile getirebilme kapasitesinin göstergesidir. Bu durum, sadece sembolik bir kazanım değil, diplomatik ağırlığın fiilen Küresel Güney’e kaydığının bir işaretidir.

İklim değişikliği ve enerji dönüşümü başlıklarında alınan kararlar, gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gerçekleştirebilmeleri için kritik finansman ve teknoloji desteğinin sağlanmasını garanti altına alıyor. Afrika’nın enerji altyapısı, temiz pişirme yakıtı eksiklikleri ve elektrik erişim sorunları gibi somut meselelerin gündeme taşınması, bu ülkelerin kalkınma önceliklerini küresel finans ve yatırım mekanizmalarına bağlamış oldu. Enerji koridorları ve kritik minerallerin üretici ülkelerde işlenmesi yönündeki vurgu, Küresel Güney’in sadece doğal kaynak zenginliği üzerinden değil, katma değer ve ekonomik bağımsızlık ekseninde de güçlenmesini sağlıyor. Bu bağlamda zirve, ekonomik hegemonya mücadelesinde yeni dengelerin oluşmakta olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin rolü, bu zirvede özellikle dikkat çekicidir. Rusya-Ukrayna krizinde barışçıl çözüm çağrıları ve taraflar arası diyalog kanallarının açık tutulması yönündeki çabaları, ülkenin bölgesel arabulucu ve kriz yönetimi kapasitesini pekiştirdi. Filistin konusundaki diplomatik duyarlılığı, Türkiye’nin Küresel Güney ile ilişkilerinde meşruiyet ve liderlik rolünü güçlendirdi. Enerji koridorları, lojistik ve bölgesel iş birlikleri üzerinden inşa ettiği stratejik pozisyon, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel düzeyde etkin bir aktör olarak konumlanmasını sağladı. Zirvede Türkiye, sadece kendi çıkarlarını gözetmekle kalmayıp, Küresel Güney’in ortak gündeminin şekillenmesine katkıda bulunmuştur.

ABD’nin boykotu ve itirazları, küresel diplomasi açısından bir boşluk yaratmış olsa da, bu boşluğu Küresel Güney ülkeleri ve Türkiye gibi bölgesel aktörler doldurmuş, çok taraflı iş birliği mekanizmalarının önemini artırmıştır. Bu durum, önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkilerde Batı merkezli paradigma yerine daha dengeli bir güç dağılımının mümkün olabileceğine işaret ediyor. Özellikle enerji, iklim politikası ve kalkınma finansmanı alanlarında alınan kararlar, Küresel Güney ülkelerinin yalnızca söz sahibi değil, aynı zamanda karar mekanizmalarını şekillendirebilen bir aktör konumuna yükseldiğini gösteriyor.

Sonuç olarak Johannesburg G20 Zirvesi, küresel diplomasi ve ekonomi açısından bir dönüm noktasıdır. Küresel Güney’in yükselişi, sadece Afrika, Latin Amerika ve Güney Asya ülkeleri için değil, Türkiye gibi bölgesel güçler için de stratejik fırsatlar yaratmaktadır. Enerji koridorları, kalkınma projeleri ve diplomatik girişimler üzerinden şekillenen bu yeni güç dengesi, önümüzdeki yıllarda çok taraflı diplomasinin, küresel ekonominin ve çatışma çözüm mekanizmalarının temel belirleyici unsurlarını oluşturacaktır. Zirve, G20’nin sadece ekonomik büyüme hedeflerini tartıştığı bir platform olmaktan çıkıp, aynı zamanda çok taraflı diplomasi, barış inşası ve sürdürülebilir kalkınma ekseninde stratejik bir güç merkezi hâline geldiğini göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında, Johannesburg Zirvesi, küresel sistemin yeni aktörleri ve güç dengeleri bağlamında tarihsel bir dönemeçtir.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: