ALMANYA KIBRIS MESELESİ'NE NEDEN DAHİL OLUYOR?

18 Kas 2025 - 12:12 YAYINLANMA

Kıbrıs meselesi, 50 yılı aşkın süredir Doğu Akdeniz’in en kritik sorun alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Avrupa Birliği’nin tam üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki çözülmemiş statü sorunu, Türkiye, AB, NATO ve bölge ülkeleriyle ilişkileri doğrudan etkileyen, çok katmanlı bir jeopolitik dosya halini almış durumdadır. Son haftalarda bu dosyaya Almanya gibi yeni ve dikkat çekici bir aktörün yani daha güçlü bir şekilde dahil olduğu görülüyor.

Almanya’nın Kıbrıs meselesine giderek daha görünür bir şekilde dahil olması, yalnızca adadaki çözüm arayışlarının canlanmasına yönelik bir diplomatik jestten çok daha fazlasını ifade etmektedir. Berlin’in bu süreçte oynadığı rol, hem Avrupa Birliği’nin dış politika kapasitesinin sınırlarını hem de Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini test eden bir platform haline gelmiştir.

Almanya Başbakanı’nın Lefkoşa ziyareti sırasında yaptığı açıklamalar, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in Berlin’den açıkça “yardım talep etmesi”, Türkiye’nin NATO ve Gazze diplomasisindeki rolünün övülmesi, aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinde “Kopenhag kriterleri” vurgusunun tekrarlanması gibi unsurlar bir araya geldiğinde, Almanya’nın bu meseleye neden ve nasıl dahil olduğuna dair çok boyutlu bir analiz gerekmektedir. Bugün geldiğimiz noktada Almanya, Kıbrıs meselesinde yalnızca kolaylaştırıcı değil, açık bir şekilde yönlendirici bir diplomatik ağırlık oluşturma çabasındadır. Bunun arkasında hem AB iç dinamikleri hem Doğu Akdeniz’in jeostratejik değeri hem de Almanya’nın uluslararası sistemde yeniden tanımladığı rol arayışı bulunmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristodulidis’in, Almanya Başbakanı merceğinde dile getirdiği yardım talebi, uzun zamandır tıkanmış olan Kıbrıs müzakerelerine yeni bir ivme kazandırma amacı taşımaktadır. Hristodulidis’in “somut bir öneriyi de ele aldık” ifadesi, Berlin’in bu sürece yalnızca sembolik bir destek vermediğini, aksine aktif bir diplomatik çerçeve oluşturmayı planladığını göstermektedir. Bu durum Almanya’nın, 2004 Annan Planı sonrası yeniden şekillenen Kıbrıs denkleminde daha önce görülmemiş bir düzeyde sorumluluk üstlenmeye hazır olduğunu ortaya koymaktadır. Berlin’in bu pozisyonu, özellikle Fransa’nın Doğu Akdeniz’de artan askeri ve siyasi varlığıyla birlikte değerlendirildiğinde, AB içinde yeni bir rol paylaşımı arayışının yansıması olarak da okunabilir. Güney Kıbrıs yönetimi ise Almanya’nın hem Türkiye ile olan diyalog kanallarını hem de AB içinde sahip olduğu belirleyici etkiyi bir kaldıraç olarak kullanmayı hedeflemektedir. Hristodulidis’in “Bu girişimde Almanya çok önemli bir rol üstlenecek ve karşılıklı yarar sağlayan bir duruma ulaşacağız” ifadesi, Berlin-Lefkoşa hattında daha derin bir koordinasyonun işaret fişeği niteliğindedir.

Almanya’nın Türkiye’ye yönelik açıklamaları ise bu diplomatik manevranın en dikkat çekici boyutunu oluşturmaktadır. Başbakan Merz’in basın toplantısında Türkiye’yi “önemli bir NATO müttefiki” olarak tanımlaması ve Gazze’de ateşkese yönelik katkılarını açıkça övmesi, Berlin’in Ankara ile ilişkileri tamamen normatif bir “AB kriterleri denklemine” sıkıştırmak istemediğini, aksine Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu ve güvenlik kapasitesini hesaba katarak çok katmanlı bir politika tasarladığını göstermektedir. Bununla birlikte Merz’in “Türkiye AB’ye yakınlaşmak istiyorsa bunun yolu Kopenhag kriterlerinden geçer” vurgusu, AB’nin temel müktesebatını aşındırmadan diplomatik manevra alanı yaratma çabasını yansıtmaktadır. Bu çizgi, aslında Almanya’nın hem Türkiye’yi dışlamadan hem de Kıbrıs’ın beklentilerini göz ardı etmeden yürüttüğü çok hassas bir denge diplomasisine işaret etmektedir. Avrupa Birliği’nin genişleme politikalarının merkezinde yer alan demokratikleşme ve hukuk devleti kriterlerinin yeniden vurgulanması, Kıbrıs’a verilen bir güvence niteliği taşırken, Türkiye ile diyaloğun tamamen kopmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla Almanya, Ankara-Lefkoşa-Brüksel üçgeninde giderek “dengeleyici aktör” rolüne doğru evrilmektedir.

Bu noktada Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Kasım tarihli “en gerçekçi çözüm iki devletli modeldir” açıklaması, Avrupa Birliği içinde ciddi tartışma yaratan bir çıkış olarak değerlendirilmiştir. Hristodulidis’in basın toplantısında bu konuda söylediği ‘’iki devletli çözüm ısrarı devam ederse Türkiye-AB yakınlaşmasının mümkün olmayacağı’’ Almanya’nın diplomatik girişimini doğrudan etkileyen bir unsurdur. AB’nin Kıbrıs konusundaki resmi pozisyonu olan “iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm” modeli, Almanya’nın da kırmızı çizgisi niteliğindedir. Bu nedenle Almanya’nın girişimi, Ankara’nın talepleri ile AB’nin normatif çerçevesi arasında yeni bir müzakere zeminine ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Berlin’in hedefi, tarafları aynı masa etrafında toplamak kadar, “çözüm için anlamlı bir gündem” oluşturmayı da içermektedir.

Almanya’nın Enerji Hesabı: Güvenlik Mimarisi ve Doğu Akdeniz’in Jeopolitik Değeri 

Kıbrıs meselesinin Almanya açısından önem kazandığı bir diğer boyut, Avrupa güvenlik ve savunma projeleriyle ilgilidir. Hristodulidis’in SAFE programına ilişkin yaptığı açıklamalar, AB’nin Türkiye ile savunma iş birliği mekanizmalarını yeniden ele aldığına işaret etmektedir. Türkiye’nin SAFE’e dahil olması, AB'nin savunma projelerinde üçüncü ülkelerin rolünü tartışmaya açmak anlamına gelir ki bu, Berlin için hem bir fırsat hem de yüksek risk içeren bir stratejik alandır. Bu konuda Hristodulidis’in hatırlattığı “AB üyesi olmayan bir ülkenin SAFE’e katılmak için ikili savunma anlaşması imzalaması gerektiği” yönündeki vurgu, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir pazarlık alanının doğduğunu göstermektedir. Almanya’nın Kıbrıs meselesine müdahalesi, bu savunma mimarisinin şekillenmesinde belirleyici olabilir.

Berlin’in Kıbrıs’a yaklaşımının bir diğer boyutu ise enerji güvenliğidir. Almanya’nın Rus gazına bağımlılığını azaltma politikası çerçevesinde Doğu Akdeniz’in jeoenerjik değeri her geçen yıl artmaktadır. Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınması, Türkiye-Kıbrıs-Yunanistan üçgenindeki gerilimler nedeniyle uzun zamandır atıl bir proje olarak durmaktadır. Almanya, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sunarak bölgedeki enerji projelerini yeniden gündeme getirmeyi, böylece Avrupa’nın enerji tedarik yollarını çeşitlendirmeyi hedeflemektedir. Almanya’nın bu konudaki diplomatik angajmanı, sadece siyasi değil ekonomik bir stratejik yatırım olarak da görülmelidir. Almanya’nın Kıbrıs meselesine dahil olması, enerji güvenliği ile Türkiye-AB ilişkileri arasındaki kesişim noktasını yeniden tanımlayan bir girişimdir.

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde Almanya’nın Kıbrıs meselesine dahil olmasının ardında çok boyutlu bir stratejik çerçeve bulunduğu görülmektedir. Berlin’in diplomatik yaklaşımı, yumuşak arabuluculuk, AB iç bütünlüğünün korunması, Türkiye ile kontrollü yakınlaşma, Doğu Akdeniz’de enerji güvenliğinin sağlanması ve Almanya’nın uluslararası alanda yeni bir liderlik profili oluşturması gibi birden fazla hedefi eş zamanlı olarak kapsamaktadır. Almanya, Kıbrıs meselesini yalnızca bölgesel bir ihtilaf olarak değil, Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğini belirleyecek bir sınama alanı olarak görmektedir.

Sonuç olarak Almanya’nın Kıbrıs meselesine giderek artan katılımı hem AB’nin stratejik kapasitesini hem de Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini yakından ilgilendiren kritik bir gelişmedir. Berlin’in bu süreçte atacağı adımlar, sadece Kıbrıs müzakerelerinin seyrini değil, Doğu Akdeniz enerji projelerinin kaderini, AB’nin savunma entegrasyonunu ve Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerindeki yönelimleri de etkileyecektir. Almanya’nın diplomatik girişiminin başarıya ulaşması, tarafların asgari müştereklerde uzlaşmayı kabul etmelerine bağlıdır, ancak mevcut konjonktür, Berlin’in en azından yeni bir diyalog platformu oluşturabilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir. Önümüzdeki dönem, Almanya’nın bu diplomatik manevrasının Avrupa’nın genel jeopolitik dengelerinde nasıl bir karşılık bulacağını belirleyecek kritik bir süreç olacaktır.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: