BEYAZ RENK SÂDECE ÇOCUKLARIN DÜŞLERİNDE GÜZEL...
10 Ağu 2026 - 01:40
YAYINLANMA
Hulâsa çocuk ve gelin, iki kavram birbirine ne kadar tezat iken bir arada cümle içinde kullanmaya dahi hayâ ediyorum. Fakat ne yazık ki tarih bunun örnekleri ile dolu.
İnsanın zihni bir an duruyor burada. Çocuk dediğimiz kimdir? Henüz dünyayı tanımaya başlayan, hayatın ağırlığını omuzlarına almamış, yarınına dair kurduğu hayallerin bile değişebileceği bir yaşta olan kişi. Gelin dediğimiz ise bir evin eşiğinden başka bir evin eşiğine geçen, beraberinde sorumluluklar taşıyan, bir hayatın içerisine dâhil olan kadın.
Bu iki kelime nasıl olup da yan yana geldi?
Daha doğrusu, biz ne zaman çocukluğun üzerine yetişkinliğin sorumluluklarını giydirmeyi normal kabul ettik?
Bunun cevabı yalnızca bugünün meselesi değil. Yüzyıllar boyunca farklı toplumlarda, farklı gerekçelerle çocukların evlendirildiğini biliyoruz. Kimi zaman yoksulluk, kimi zaman aile baskısı, kimi zaman gelenek, kimi zaman da toplumun kendi doğruları buna kılıf olmuş. Çocuğun yaşı küçüldükçe gerekçelerin büyümesi ise meselenin en düşündürücü taraflarından biri.
Bugün hâlâ “çocuk gelin” dediğimizde birçoğumuzun zihninde belli bir görüntü oluşuyor. Gelinlik giydirilmiş küçük bir kız çocuğu... Fakat o görüntünün ardında yalnızca bir gelinlik yok. Yarım kalmış bir okul, ertelenmiş bir çocukluk, belki hiç kurulmamış hayaller ve kendisine sorulmadan verilmiş kararlar var.
Çünkü çocukluk, insanın hayatında sonradan telafi edilebilecek bir zaman dilimi değil.
On üç yaşında okula gitmesi gereken bir çocuğa evin sorumluluğunu yüklediğinizde, ona birkaç yıl sonra eğitimine devam etme fırsatı sunmanız her şeyi eski hâline getirmiyor. Arkadaşlarıyla geçireceği yaşları bir evliliğin içerisinde tükettiğinde, yıllar sonra “sen de gençmişsin” demenin bir karşılığı olmuyor.
Bazı yaşların telafisi yok.
İşin bir başka tarafı da şu: Biz çocukların büyümesini çoğu zaman yaşlarıyla değil, üzerlerine yüklediğimiz sorumluluklarla ölçüyoruz. Ev işlerini biliyorsa, usluysa, söz dinliyorsa, “aklı başında” ise büyümüş sayıyoruz. Oysa bir çocuğun sessiz olması, onun hayat hakkında yeterince fikir sahibi olduğu anlamına gelmiyor.
Hatta bazen tam tersine, çocukların sesini çıkarmamasını olgunluk zannediyoruz.
“İtiraz etmedi.”
“Razı oldu.”
“Ailesini üzmek istemedi.”