GECEYE BIRAKILAN NOTLAR
"Ruha sirayet etmiş hangi duygudan müsterih olduk ki... Kaçımız zaaflarını gölgeye teslim edip, doğacak ışığa geceyi gebe bırakabildi?"
Dağınık bir yatak, yarım açık bir pencere... Gecenin üçü, belki dördü... Yataktan daha dağınık bir uyku düzeni ve başucu kitabında kendini âdeta seyrettiğin cümleler...
İnsan en çok böyle saatlerde susuyor. Günün telaşı çekilip gidince geriye yalnızca insanın kendisi kalıyor. Gürültü bitiyor, bahaneler bitiyor, roller bitiyor. Bir tek insanın kendinden kaçamadığı o ince vakitler başlıyor.
Her yorgun gecenin bir sabahı olmak zorundadır ya hani... Öyle böyle gün doğar bunu bilerek belki de korkularımızı gecenin karanlığına teslim edip uyuyabilir, geceye bir sevgili gibi sarılırız âdeta. Çünkü bazı geceler uyumak, vazgeçmek değil; yarına biraz daha dayanabilmektir.
Öyle yalnızlığımla hemhâl olmuş, yalnız ama tek başına olmayan bir seyyah misali geceye notlar bırakıyorum. Başucu kitabım ise Jurnal... Hal böyle olunca her hâl de geçici oluyor. Cemil Meriç'in satırları bazen bir aynaya dönüşüyor. Okudukça kitap beni okumaya başlıyor sanki. Altını çizdiğim her cümlede kendimden eksilmiş bir parçayı buluyorum.
Gözlerimin hakkını vermek için mi yazıyorum, sözlerimi duyacak bir kulak olmadığı için mi, yoksa bu kulaklara göre bir ağız olmadığım için mi bilinmez... Kim okur bilmiyorum ama kendimden hâllice yazıyorum.
Belki de yazmak, insanın kendine verdiği en sessiz cevaptır. Söylenemeyenler satırlara sığınır. İnsan bazen bir kelimenin içinde dinlenir, bazen bir cümlenin sonunda yorulur. Yazdıkça eksilmez; yükünü harflere pay eder.
Geceyi hep karanlıkla anıyoruz. Oysa gecenin de bir rahmi vardır. İnsan en çok gece büyür. En çok gece düşünür. En çok gece kendini affetmeyi öğrenir. Belki de bu yüzden sabahlar, yalnızca güneşin değil; geceden sağ çıkan insanların ödülüdür.
Kendime bıraktığım her satır, yarınki bana yazılmış küçük bir mektup gibi... Belki hiçbir zaman kusursuz olmayacağım. Belki korkularım hep benimle yürüyecek. Ama biliyorum ki korkularını inkâr eden değil, onları gecenin karanlığına emanet edip sabahın ışığına yürüyen insan iyileşir.
Ve dönüp yine aynı sorunun eşiğinde duruyorum:
"Ruha sirayet etmiş hangi duygudan müsterih olduk ki... Kaçımız zaaflarını gölgeye teslim edip, doğacak ışığa geceyi gebe bırakabildi?"