TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNDE KARŞILIKLI HASSASİYET, KAMUOYU SORUMLULUĞU VE STRATEJİK DAYANIŞMA

21 Eki 2026 - 22:20 YAYINLANMA

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri değerlendirirken iki ülkenin tarihî bağlarını, ortak değerlerini ve stratejik iş birliğinin taşıdığı önemi esas almak gerekir. Türkiye’nin Azerbaycan’a yönelik yaklaşımında herhangi bir karşıtlık veya gerilim oluşturma amacı söz konusu değildir. Bununla birlikte, iki ülkenin siyasal ve toplumsal yapılarının kendine özgü dinamikleri bulunduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

Türkiye’de kamuoyu, devletin resmî tutumundan bağımsız olarak farklı görüşlerini ifade edebilmekte, devlet adamları, siyasi şahsiyetler ve diğer devlet kurumları dâhil olmak üzere çeşitli aktörlere yönelik eleştirilerini dile getirebilmektedir. Bu durum, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal hayatının doğal bir özelliğidir. Dolayısıyla kamuoyunda dile getirilen her görüşün doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî politikasını yansıttığı düşünülmemelidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğünün beraberinde getirdiği sorumluluk da göz ardı edilmemelidir.

Özellikle İsrail’in politikaları ve Filistin meselesi, Türkiye toplumunun son derece hassas olduğu konular arasında yer almaktadır. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Bakü’deki CICA Zirvesi sırasında yaptığı konuşma esnasında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülke temsilcisinin salonu terk etmesi, bu hassasiyetin diplomatik düzeydeki yansımalarından biridir. Türkiye’nin Azerbaycan’dan beklentisi, bu tür meselelerde karşılıklı hassasiyetlerin anlayış ve saygı çerçevesinde ele alınmasıdır. Türkiye’nin Azerbaycan’ın tarihî tecrübelerine ve millî meselelerine gösterdiği hassasiyet ne kadar önemliyse, Azerbaycan’ın da Türkiye toplumunun İsrail ve Filistin meselesine ilişkin duyarlılıklarını dikkate alması aynı ölçüde önemlidir. Bu beklenti, başka bir devletin iç işlerine müdahale anlamına gelmez elbette. Bu beklenti yakın ilişkilerin ve stratejik ortaklığın gerektirdiği karşılıklı anlayışın bir ifadesidir.

Aynı şekilde, Türkiye kamuoyunun da Azerbaycan’a yönelik değerlendirme ve eleştirilerinde daha hassas, ölçülü ve yapıcı bir dil kullanması gerekmektedir. Azerbaycan’ın toplumsal ve siyasi hassasiyetlerini dikkate almayan, genelleyici veya incitici ifadeler, iki halk arasındaki güven ilişkisine zarar verebilir. Eleştiri hakkı korunurken tarihî kardeşlik bağlarının ve karşılıklı saygının gözetilmesi, tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülmesine katkı sağlayacaktır. Bu bakımdan sorumluluk iki taraf için de geçerlidir: Her iki ülkenin kamuoyları, farklı görüşlerini ifade ederken diğer tarafın hassasiyetlerini gözetmeli; siyasi aktörler ise kamuoyundaki tartışmaların ilişkileri yıpratacak bir boyuta ulaşmasını önlemek için yapıcı bir dil benimsemelidir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin temelinde ekonomik çıkarların ötesine geçen tarihî bağlar, karşılıklı dayanışma ve ortak gelecek anlayışı bulunmaktadır. Türkiye’nin Karabağ meselesinde Azerbaycan’a verdiği destek, bu dayanışmanın önemli örneklerinden biridir. Söz konusu dönemde Türkiye, Azerbaycan’la savunma iş birliği nedeniyle çeşitli uluslararası kısıtlamalarla karşı karşıya kalmış ve ekonomik maliyetler üstlenmiştir. Benzer şekilde Azerbaycan’ın da farklı dönemlerde Türkiye’ye sağladığı destek, ilişkinin karşılıklı niteliğini ortaya koymaktadır. Bu katkıları parasal değerler üzerinden karşılaştırmak veya kamuoyu önünde bir hesaplaşma konusu hâline getirmek doğru değildir. İki ülke arasındaki kardeşlik ve dayanışma, ekonomik hesapların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Geçmişte yapılan fedakârlıkların tartışma konusu hâline getirilmesi yerine, bunların gelecekteki iş birliğinin dayanağı olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır.

Mevcut görüş ayrılıklarının çözümünde de bu anlayış esas alınmalıdır. Medya ve sosyal medya üzerinden karşılıklı açıklamalarla tartışmaların derinleştirilmesi yerine, doğrudan diplomatik temasların ve liderler düzeyindeki yapıcı diyaloğun öncelik kazanması daha isabetli bir yaklaşımdır. Türkiye ile Azerbaycan arasında ortaya çıkabilecek sorunların zamanında, açık ve samimi iletişim yoluyla ele alınması, yanlış anlamaların giderilmesini ve karşılıklı güvenin korunmasını sağlayacaktır.

Bölgesel gelişmelerin karmaşıklaştığı mevcut dönemde, Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkilerini zayıflatabilecek gelişmelere karşı dikkatli hareket etmeleri de büyük önem taşımaktadır. Her iki ülkenin bölgesel aktörlerle ilişkileri farklı dinamiklere sahip olsa da Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığının korunması, bölgesel istikrar ve ortak çıkarlar bakımından önemlidir. Bu nedenle, tarafların birbirlerini yanlış değerlendirmelerine veya karşı karşıya gelmelerine yol açabilecek söylem ve yaklaşımlardan kaçınmaları gerekmektedir.

Sonuç olarak Türkiye ve Azerbaycan, tarihî ve kültürel bağlarıyla birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki kardeş ülkedir. İlişkilerin gücü, görüş ayrılıklarının hiç yaşanmamasından ziyade, ortaya çıkan sorunların karşılıklı saygı, sağduyu ve samimi diyalogla çözülebilmesinden kaynaklanmaktadır. Türk halkı ile Azerbaycan halkı arasındaki gönül bağı, dönemsel siyasi tartışmaların ötesinde bir değere sahiptir. Bu bağın korunması, her iki ülkenin siyasi aktörleri kadar kamuoylarının da sorumluluğundadır.

Bu çerçevede, mevcut görüş ayrılıklarının iki ülkenin köklü ilişkilerine zarar vermeden çözüme kavuşturulabileceğine inanıyorum. 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nin de Türk dünyasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi ve karşılıklı hassasiyetlerin daha iyi anlaşılması bakımından önemli bir fırsat sunabileceğini değerlendiriyorum. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin ve stratejik ortaklığın korunması, yalnızca iki ülkenin ikili ilişkileri açısından değil, Türk dünyasının ortak geleceği ve bölgesel istikrar bakımından da vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: