ÇAĞIMIZIN KUTSAL EMANETLERİ: ÇOCUKLAR

04 Oca 2026 - 21:12 YAYINLANMA

Modern dünyada çocuk, İslam düşüncesinin “emanet” kavramıyla ifade ettiği ahlaki yükle, modern sosyolojinin “kutsal” kavramıyla tarif ettiği toplumsal merkeziliğin kesişim noktasında durur. Bu kesişim, çocuğu yalnızca korunması gereken bir varlık değil, anlamın, sorumluluğun ve iktidarın yoğunlaştığı bir alan hâline getirir. Çocuk üzerine bu denli çok konuşulmasının sebebi, onun zayıflığı ya da masumiyeti kadar, yetişkin dünyanın kendisini çocuk üzerinden yeniden kurma arzusudur. Bu yüzden çocuk, hem ilahî bir bağış hem de toplumsal bir projedir; hem Allah’a karşı bir sorumluluk hem de toplumun kendi sürekliliğini garanti altına alma çabasıdır.

İslam düşüncesinde emanet, insanın mutlak sahip olmadığı; kendisine geçici olarak tevdi edilen ve hesabı sorulacak olan şeydir. Kur’an’da emanet, dağların ve göklerin yüklenmekten çekindiği ağır bir sorumluluk olarak tasvir edilir. Çocuk bu bağlamda “sahip olunan” değil, “taşınan” bir varlıktır. Bu bakış, çocuğu ebeveynin iradesine mutlak biçimde tabi kılan mülkiyet anlayışını kırar. Çocuk, anne-babanın arzularının uzantısı, başarısının vitrini ya da ideallerinin aracı değil; Allah’ın kullarından biridir. Bu nedenle çocuğa yönelik her tasarruf, yalnız pedagojik ya da psikolojik değil, aynı zamanda ahlaki ve uhrevi bir anlam taşır. Emanet fikri, çocuğu kutsallaştırırken onu dokunulmaz bir nesneye dönüştürmez; aksine yetişkini sınırlayan bir etik üretir.

Bu noktada “fıtrat” kavramı belirleyici bir çerçeve sunar. İslam düşüncesinde çocuk, boş bir levha değil; doğuştan bir yönelime, bir kabiliyete ve bir açıklığa sahiptir. Fıtrat, masumiyet kadar potansiyeli de içerir. Çocuğun eğitimi, bu potansiyelin zorla biçimlendirilmesi değil; hikmetle yönlendirilmesidir. Klasik ahlak ve terbiye literatüründe amaç, itaatkâr bir beden değil; adalet duygusu gelişmiş, merhametle hareket edebilen, iradesi incitilmemiş bir insan yetiştirmektir. Bu nedenle İslamî terbiye anlayışı, salt disipline değil, örnekliğe ve adalete dayanır. Zulüm yalnız büyük politik eylemlerde değil, çocuğun haysiyetini kıran her küçük pratikte de ortaya çıkar.

Ancak bu dinî çerçeve, sosyolojik bağlamdan koparıldığında romantik bir ahlak anlatısına dönüşme riski taşır. Çünkü çocuk, yalnız aile içinde değil, toplumsal yapının tamamı içinde şekillenir. Burada Émile Durkheim’ın kutsal anlayışı, emanet fikriyle beklenmedik bir paralellik kurar. Durkheim’a göre kutsal, toplumun kendisini yoğunlaştırdığı ve dokunulmaz ilan ettiği alandır. Modern toplumda çocuk, bu kutsal alanın merkezine yerleşmiştir. “Çocuklar için” söylemi, eğitimi, hukuku, sağlığı ve ahlakı meşrulaştıran güçlü bir formüldür. Bu söylem, seküler bir iman biçimi üretir: Geleceğe iman. Çocuk, bu geleceğin taşıyıcısı olarak kutsallaştırılır.

İslam düşüncesi ile modern toplumun bu noktada benzeştiği yer şudur: İkisi de çocuğu sıradan bir birey olarak değil, ağır bir anlamın taşıyıcısı olarak görür. Fakat ayrıştıkları yer daha kritiktir. Modern kutsallık, çocuğu toplum adına yüceltirken, onu toplumun projelerine tabi kılar. İslamî emanet anlayışı ise çocuğu yüceltirken, yetişkini sınırlar; çocuğu değil, yetişkin iradesini denetim altına alır. Bu fark, pratikte belirleyici olur. Çünkü modern dünyada çocuk, çoğu zaman “gelecek” adına bugünden feda edilir: performansa zorlanır, başarıya koşullandırılır, rekabetin içine çekilir. Dini dil de bu noktada seküler dilin yanına eklemlenebilir; “ümmetin geleceği”, “davanın nesli”, “ahlaklı kuşak” gibi ifadeler, çocuğu yine bir sembol taşıyıcısına dönüştürebilir. Böylece emanet dili, çocuğu korumak yerine onun omzuna yetişkinlerin ideallerini yükler.

Bu yükleme mekanizmasını anlamak için modern iktidar biçimlerine bakmak gerekir. Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, çocuğun nasıl bir yönetim nesnesi hâline geldiğini gösterir. Çocuk bedeni, doğumdan itibaren izlenir, ölçülür, sınıflandırılır. Sağlık çizelgeleri, gelişim normları, eğitim müfredatları ve psikolojik ölçekler; çocuğu “iyi” ve “yeterli” olana doğru iter. Bu itme çoğu zaman şefkat diliyle yapılır, ama sonuçta çocuğun hayatı sürekli bir değerlendirme sürecine sokulur. İslamî bağlamda da benzer bir risk vardır: İbadetin, ahlakın ve itaatin ölçüye dönüşmesi; çocuğun imanının puanlanması, davranışlarının sürekli murakabe edilmesi… Murakabe, nefsin terbiyesi için yetişkine önerilen bir bilinç hâliyken, çocuğa uygulandığında bir gözetim rejimine dönüşebilir.

Burada kritik mesele, “emanet” ile “kontrol” arasındaki farktır. Emanet, sorumluluk üretir; kontrol ise tahakküm. Emanet, çocuğun hakkını gözetir; kontrol, çocuğu şekillendirilecek bir nesneye indirger. İslam ahlakında adalet, yalnız sonuçla değil yöntemle ilgilidir. Çocuğu “iyi” yapmak adına onun iradesini kırmak, onu korkuyla hizaya sokmak ya da sevgiyi koşula bağlamak; ahlaki olarak meşru değildir. Çünkü amaç, Allah’a kulluk eden özgür bir insan yetiştirmektir; korkuyla itaat eden bir beden değil.

Sosyolojik açıdan bakıldığında bu nokta, modern toplumun çocuklukla yaşadığı temel çelişkiyi de açığa çıkarır. Çocuk kutsallaştırıldıkça, onun üzerinde söz söyleme hakkı yetişkinlere geçer. Çocuk adına konuşan uzmanlar, pedagoglar, siyasetçiler; çocuğun sesini çoğu zaman bastırır. Hannah Arendt’in natalite kavramı burada önemli bir karşı ağırlık sunar. Çocuk, yalnız geleceğin taşıyıcısı değil; dünyaya her doğuşta gelen bir yeniliktir. Bu yenilik, yetişkinlerin projelerine hammadde yapılmamalıdır. Eğitim ve terbiye, dünyayı çocuğa teslim etme sorumluluğunu taşır; ama bu teslim, çocuğu dünyanın yükü altında ezmek anlamına gelmez.

Sonuçta çocuk, çağımızda hem İslam düşüncesinin ahlaki merkezlerinden biri hem de modern toplumun sembolik odağıdır. “Kutsal emanet” ifadesi, ancak şu şartla sahici bir anlam kazanır: Çocuğu yüceltirken onu araçsallaştırmamak. Emaneti taşımak, onu süslemek değil; yükünü adaletle omuzlamaktır. Çocuğun hakkını, yetişkinin ideallerinden, toplumun kaygılarından ve piyasanın taleplerinden öncelemek; kutsallığın gerçek ölçüsüdür. Aksi hâlde kutsallık, çocuğu koruyan bir zırh değil, onun hareket alanını daraltan ağır bir zırha dönüşür.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: