GÖRÜNMEDEN GEÇEN BİR ÖMÜR: BÜLENT AKYÜREK'E VEDA..
Bülent Akyürek, bu dünyadan sessizce çekildi. Gariban gitti; ama ömrü boyunca hakikat derdiyle yaşadı. Kimse görmedi, kimse duymadı belki; fakat karşı çıktığı ne varsa onlara boyun eğmeden, savrulmadan, eğilip bükülmeden imtihanını tamamladı. Büyük iddiaların, yüksek seslerin, kalabalık alkışların uzağında; fakat düşüncenin haysiyetini koruyarak yürüdü. Allah rahmet eylesin.
Onun ardından bize düşen, sadece iyi dileklerde bulunmak değil; eserlerine sahip çıkmaktır. Okumak, okutmak, konuşmak ve taşıyabildiğimiz kadar taşımak… Çünkü fikir ancak dolaşımda kaldıkça yaşar, ancak bir başkasının zihninde yankı buldukça diri kalır.
Benim için bu vefat, aynı zamanda özel bir hatıranın da yeniden belirginleşmesi demek. Öğrencilik yıllarımda, Akyürek’in Felsefeden Acil Çıkış adlı kitabı elime geçmişti. Alışıldık bir kitap değildi; yalnızca bir giriş metni vardı ve içerisi bilerek boş bırakılmıştı. Bu boşluk bir eksiklik değil, tam tersine güçlü bir çağrıydı. Okuru felsefenin güvenli ve konforlu alanlarından dışarı davet eden, düşünme alışkanlıklarını kırmayı hedefleyen, sarsıcı bir mesaj taşıyordu.
Kitabın başındaki ithaf ise hayatım boyunca unutamayacağım bir tevafuku barındırıyordu: “Beni felsefeden çıkardığı için N. Kapan’a…” Ne bir tanışıklığımız vardı ne de herhangi bir temasımız. Buna rağmen ismin orada durması, hem benim hem de arkadaşlarım için büyük bir şaşkınlık olmuştu. Bu garip karşılaşmanın ardından gidip kendisiyle görüştüm, durumu anlattım. Tevafuku birlikte konuştuk. O da bu beklenmedik kesişmeden en az benim kadar memnun olmuştu. Bu hadise, aramızda adı konmamış ama sahici bir bağa dönüştü; sessiz, gösterişsiz ve yalnızca bize ait bir hatıra olarak kaldı.
Bülent Akyürek’in düşünce dünyası, popüler olanla mesafeli; hızlı tüketilenle ise neredeyse kavgalıydı. Hayatının son döneminde yayımlanan ve ömrünü verdiği iki önemli eseri, bu fikrî yürüyüşün en yoğun ve en damıtılmış hâllerini temsil eder. Satılık Adam, uzun yıllara yayılan bir emeğin ürünü olarak, modern insanın iç çatışmalarını, özgürlük arayışını ve varoluşsal kırılmalarını roman formunda derinleştirir. Kurmacayı bir kaçış alanı olarak değil, insanın kendisiyle yüzleştiği bir imtihan sahası olarak kurar. Geriye Doğru İleri ise deneme formunda, çağın düşünme kalıplarını, sahte ilerleme anlatılarını ve yüzeysel mutluluk vaatlerini sorgulayan sert ama berrak bir muhasebe metnidir. Bu iki eser birlikte okunduğunda, Akyürek’in hem estetik hem de fikrî meselesinin bir “son söz” değil, tutarlı bir yürüyüşün doğal menzili olduğu görülür.
Bunların yanı sıra daha önce yayımlanan diğer eserleriyle birlikte düşünüldüğünde, Bülent Akyürek’in derdinin bir entelektüel vitrin kurmak değil; fikrin haysiyetini korumak olduğu açıkça anlaşılır. O, kalabalıklar peşinde koşmadı; ama ardında eğilip bükülmemiş, temiz ve sahici bir iz bıraktı.
Bugün yapılabilecek en doğru şey, bu izi silikleşmeye terk etmemektir. Okuyarak, konuşarak ve başkalarına ulaştırarak…
Allah rahmet eylesin. Mekânı geniş, sözü baki olsun.