DİJİTAL MEDYA VE TOPLUMSAL TEHDİT: AKIŞIN İÇİNDE KAYBOLAN İNSAN

24 Oca 2026 - 00:39 YAYINLANMA

Dijital dünya artık hayatımızın bir bölümü değil; hayatın kendisiyle iç içe geçmiş, adeta yeni bir “mekân”dır. Bu mekânın sokakları sosyal medya akışlarından, meydanları gündemlerden, vitrinleri ise görünür olma arzusundan oluşur. Her gün biraz daha fazla bu “dijital şehrin” sakinleri haline gelirken, dijitalin bize sadece kolaylıklar sunmadığını; aynı zamanda davranışlarımızı biçimlendirdiğini, değer yargılarımızı yeniden kodladığını ve toplumsal ilişkilerimizi dönüştürdüğünü çoğu zaman fark etmeyiz.

Yeni Dünya Vakfı Bursa Şubesi’nin düzenlediği programda Prof. Dr. Bengül Güngörmez Akosman’ın gerçekleştirdiği “Dijital Medya ve Toplumsal Tehdit” başlıklı konuşma, tam da bu farkındalığı inşa eden bir çerçeve sundu. Konuşma, dijital medyayı “tarafsız bir araç” gibi ele almak yerine; onu güç, iktidar, denetim ve yönlendirme eksenlerinde değerlendiren kritik bir perspektif kazandırdı. Zira bugün dijital medya yalnızca iletişim kanalı değil; toplumu dönüştüren bir düzenek, insanı yeniden şekillendiren bir mekanizma olarak karşımızda duruyor.

Modern dünyada gözetim, artık yalnızca devletin güvenlik refleksiyle ilişkilendirilebilecek bir mesele değil; dijital platformların ekonomik çıkarlarıyla birleşen, bireyin gündelik hayatını belirleyen görünmez bir düzene dönüşmüş durumda. Panoptikon kavramı, insanın gözetlendiğini bilmesiyle davranışlarını kendiliğinden düzenlemesini anlatır. Dijital çağ ise bunu çok daha sofistike bir biçimde yeniden üretmektedir: Biz artık kamerayla değil; algoritmalarla, veri izleriyle, beğeni ve görünürlük mekanizmalarıyla çevreleniyoruz. İnsan, farkında olmadan bir “izlenebilirlik” düzenine rıza göstermekte; hatta çoğu zaman buna gönüllü bir biçimde katılmaktadır. Çünkü dijital medyada gözetim, baskı ile değil; haz, konfor ve bağımlılık ile ilerlemektedir. Asıl kırılma burada yaşanır: Dijital çağ, denetimi bir zorunluluk olmaktan çıkarıp bir alışkanlık ve zevk düzeni haline getirir. Böylece birey, gözetimi tehdit gibi değil; gündelik hayatın doğal bir parçası gibi kabul etmeye başlar.

Konuşmada vurgulanan bir diğer kritik nokta, sosyal medyanın ürettiği beğeni ekonomisiydi. Dijital platformlarda “beğeni”, basit bir etkileşim göstergesi olmaktan çıkıp insanın kendisini anlamlandırma biçimine dönüştü. Beğenilen içerik, beğenilen fikir, beğenilen fotoğraf… Ve nihayetinde beğenilen insan. Bu durum bireysel bir psikoloji meselesi gibi görülse de esasında toplumsal bir kırılmaya işaret eder: Toplum, hakikatin ve anlamın ölçüsünü popülerlik üzerinden belirlemeye başladığında, değerler yer değiştirir. Doğru olan değil, “tutan” doğru kabul edilir. Derin olan değil, “çarpıcı” olan kıymetli görülür. Böyle bir zeminde düşüncenin yerini slogan, tartışmanın yerini linç, tefekkürün yerini reaksiyon alır. İnsan bir süre sonra kendi hayatını bile “paylaşılabilir içerik” formatında yaşamaya başlar: kısa, hızlı, dikkat çekici…

Dijital çağın en karakteristik unsurlarından biri hiç şüphesiz akışta kalmaktır. Sürekli yenilenen gündem, kesintisiz içerik tüketimi ve “sonraki video” mantığı, dijital platformların bize durmaksızın devam etmeyi telkin ettiği bir düzen üretir. Bu durum çağımızın en büyük kayıplarından birini doğurur: dikkat. Dikkat kaybı sadece bireysel verimlilik problemi değildir; bir medeniyet meselesidir. Çünkü dikkat, insanın düşünme kapasitesinin ve iradesinin temel taşıdır. Dikkat dağılırsa insan derinleşemez; derinleşemezse anlam üretemez; anlam üretemezse hayatı tüketir ama yaşayamaz. Akış kültürü, insanı bir “an”ın içine hapseder. Gündem gündemi kovalar; olaylar birbirini siler; hiçbir şey tam olarak idrak edilmeden yenisi gelir. Böyle bir hız içinde birey olaylara hakim olamaz; sadece maruz kalır. Toplum ise ortak hafızasını ve ortak muhakemesini kaybeder. Çünkü hafıza, yavaşlık ister; muhakeme ise derinlik.

Konuşmanın merkezindeki kavramlardan biri de gözetim kapitalizmiydi. Dijital platformlar, kullanıcıların davranışlarını yalnızca takip etmez; bu davranışları analiz eder, sınıflandırır ve bir sonraki davranışı tahmin etmeye çalışır. Böylece insanın verileri ekonomik değere dönüşür; insanın tercihleri bir pazarlama nesnesi haline gelir. Bu durum, basit bir mahremiyet ihlali değil; daha büyük bir yapı problemidir. İnsanın iradesi, tercihi ve yönelişi dış etkenlerle belirlenebilir hale gelir. Reklamlar, içerik önerileri, gündem seçimi… Bütün bunlar bir kişinin dünyaya nasıl bakacağını, neye öfkeleneceğini, neyi seveceğini hatta neyi “önemli” göreceğini belirleyen bir etki alanı üretir. Dolayısıyla dijital medya, sadece bilgi taşıyan bir araç değil; insanı yeniden inşa eden bir güç olarak görülmelidir.

Konuşmanın belki de en ufuk açıcı ve özgün önerisi, “dijital oruç” kavramıydı. Dijital oruç, yalnızca telefonun kapatılması ya da sosyal medyadan uzak durulması değildir. Bu; çağın en büyük krizine, yani irade krizine karşı geliştirilen bir bilinç ve disiplin teklifidir. Oruç, insanın helal olanı bile belli bir süre sınırlayarak nefsini terbiye etmesi, iradesini güçlendirmesi ve özüne dönmesi demektir. Dijital oruç da buna benzer şekilde, hayatın “normal” parçası haline gelmiş dijital alışkanlıkları sınırlandırarak zihni ve kalbi yeniden inşa etmeyi amaçlar. Dijital oruç, insana şunu hatırlatır: Akışın içinde kaybolmak zorunda değilsin. Gündem seni yönetmek zorunda değil. Görünür olmak var olmak demek değildir. Beğeni almak değerli olmak demek değildir. Tüketmek yaşamak demek değildir.

Bugün en büyük devrim, daha iyi bir uygulama ya da daha hızlı bir teknoloji üretmek değildir. Asıl devrim, dikkatini koruyan, iradesini ayakta tutan, hakikate sadakat gösteren insanı yeniden yetiştirmektir. Çünkü dijital çağda özgürlük, seçeneklerin çokluğu değil; seçebilme kabiliyetidir. Ve bu kabiliyet ancak irade ile mümkündür. Yeni Dünya Vakfı Bursa Şubesi’nin gerçekleştirdiği bu program, dijital çağın karmaşası içinde insanın yeniden kendisine dönmesine vesile olacak kıymetli bir hatırlatma sundu. Bugün belki de hepimize düşen şudur: Akışın içinde değil, istikametin içinde kalabilmek. Bunun ilk adımı da dijital dünyaya karşı savaşmak değil; onunla ilişkimizi yeniden tanımlamaktır. Ve belki en sahici başlangıç, hocanın işaret ettiği o güçlü kavramdır: dijital oruç

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: