CEMİYET AYNASINDA KENDİNİ ARAMAK
Muhit olmadan yoldaş olunmaz. İnsan tek başına dirayet gösterebilir, bireysel bir çaba ortaya koyabilir; fakat bu çaba istikamet kazanmadıkça ve imtihandan geçmedikçe hakiki bir kıymet kesbetmez. Ringe çıkmadan şampiyon ilan edilen boksörler gibiyiz bazen. Kaybetmediğimiz için güçlü olduğumuzu zannediyoruz; oysa hiç sınanmadığımız için zayıflığımızı bilmiyoruz. İçimizde kazandığımız nice kavga var; fakat asıl hakikatte nerede durduğumuzu ancak mücadele gösterir. Belki de havlu bile tutturmazlar bize; çünkü yerimizi tayin etmeden iddiamızı büyütüyoruz.
Bireysel çalışma, eğer bir muhitin içinde yoğrulmuyorsa, çoğu zaman zihinsel bir konfor alanına dönüşür. Orada itiraz yoktur, eleştiri yoktur, meydan okuma yoktur. Oysa insanın hakikate yaklaşması biraz da sürtünmeyle mümkündür. Cemiyet, fikrin terazisidir. Muhit, insanın aynasıdır. Yoldaşlık ise dirayetin imtihanıdır. İnsan, ancak başkalarıyla yürürken hem kendini hem de iddiasını ölçebilir.
Kemmiyetin artması, tek başına bir yere götürmez. Üretimin çoğalması, görünürlüğün artması, kalabalığın büyümesi; eğer keyfiyetle beslenmiyorsa, insanı sağlam bir zemine taşımaz. Sayı büyür ama derinlik oluşmazsa, çoğalan şey sadece kalabalık olur. Hakikat arayışı yoksa, artan sadece görüntüdür.
Bu yüzden yerini tayin etmek, cemiyet içinde bir karşılık bulmak önemlidir. Yerini bilmek küçülmek değildir; bilakis sağlam basmaktır. İnsan ya güçlenir ya da zaafını görür; ama her hâlükârda gerçeğe yaklaşır. Dirayet ve şevk, tek başına üretilen duygular değil; paylaşıldıkça kök salan hâllerdir. İnsanı ayakta tutan yalnızca inancı değil, o inancı taşıyan omuzların varlığıdır.
Asıl soru belki de şudur: Hakikate mi talibiz, yoksa hakikat fikrine mi? Eğer hakikate talipsek, ringe çıkmak, cemiyete karışmak ve yerimizi tayin etmek zorundayız. Aksi halde kaybetmediğimiz kavgalarla avunur, fakat hiç kazanılmamış bir hakikatin etrafında dolaşıp dururuz.