KIRMIZI BİLANÇO
Gözyaşı, insan bedeninde üretilen biyolojik bir sıvıdır. Fakat, kaçımız biyolojik formuyla ilgileniriz ki? Daha çok, bu sıvıya yüklediğimiz anlamlarla adapte oluyoruz bu biyolojik forma. Kimimiz acının, kimimiz sevginin, kimimiz kaybın, kimimizde bineva duruşun temsiliyetini yüklüyoruz ona.
Peki hadi diyelim ki anlamımızı bulduk, yükledik, şimdi iki damla gözyaşını akıtmaya geldi sıra. Peki ya sonra?
İnsan ağladığında kendinden bir şey mi eksiltir, yoksa içindeki yükleri dışarıya mı bırakır? Daha da önemlisi, döktüğü gözyaşının kime ait olduğuna kim karar verir mesela?
Bir aidiyet sorusu yöneltmişken önce bir de içeriğine bakmak gerekiyor aslında. Neyi nereye harcadığını tastamam bilmeli hani insan. Kaçımız gözyaşının sadece sudan ibaret olmadığını biliyor ve buna göre tasarruf ediyoruz ki. Ya da insan bedeninin en hassas işlevlerinden birini duygusal bir zayıflık olarak tanımlarken neye dayanıyoruz?
Bilmeliyiz,biliyoruz ya da bilmek istemiyoruz ama beden, gözyaşını yalnızca üzüntü duyduğunda üretmez. Öyleyse neden gözyaşını yalnızca üzüntü ile özdeşleştirir ki?
Buna verilebilecek çok farklı cevaplar olduğunu düşünmüyorum aslında, ya üzüntü yahut neşe. Elbette insan olduğumuzun kanıtı minvalinde düşüncelerde olacak, haksız cevaplarda değil üstelik. Fakat ben bambaşka bir bakış açısı ile ele almak istiyorum. İnsan kendi bedeninin her işleyişini bilinçli olarak yönetemez. Bazı tepkiler insan kendini açıklayamadan ortaya çıkar. Buna rağmen insan belirli tepkileri ise toplumsal ölçütler nezdinde yargılar. Gözyaşı, biyolojik bir işlev olmaktan çıkıp karakterin, gücün ve yetersizliğin ölçütü haline gelir. İşte buradaki esas çelişki şu;
Bedenin doğal tepkisi, insanın toplumsal değerini belirleyebilir mi?
Bir diğer doğru bilinen yanlışlar silsilesi:
“Erkekler ağlamaz” biyolojik bir gerçek olabilir mi, toplumsal bir hüküm mü yoksa? Gelgelelim bu ifade erkeklerin gözyaşı üretmediğini mi söylüyor, yoksa “Üret ama gösterme” ya da “yan ama tütme”mi diyor?
Neresinden ele alırsak alalım cinsiyetçilik kokuyor.Ağlamanın uygun görülüp görülmemesi kültürel ve toplumsal normlara göre şekilleniyor…
Peki erkek gözyaşı üreten sistemden yoksun değilse bu ifade hangi biyolojik temele dayanıyor?
Aynı gözyaşı kadın da hassasiyet, erkekte güçsüzlük olarak yorumlanıyorsa değişen gözyaşının kimyası mı, bakan kişinin yargısı mı?
Bütün bu kalıplaşmış yargıları, bilimsel algıları ve her ne kadar cinsiyet eşitliğine öncüyüz desek de yaptığımız ayrımları bir kenara bırakırsak:
Sahi nedir bu gözyaşının mahiyeti? Arındırır mı bizi?
Arındırmanın da bir maliyeti varsa, insanlık bu işin vergisini ne zaman ödemeye başladı peki?
Kimileri duygularını açık piyasaya sürüyor, kimileri tüm hisseleri gizliyor, bazıları da var ki piyasayı manipüle etmek uğruna elindeki tek damlayı stratejik kullanıyor. Hal böyle olunca şu soru tezahür ediyor akıllarda; insanlar gözyaşlarını hangi bankada saklıyor? Faiz getirisi yüksek ilişkilerde mi yoksa ana parasını bile alamayacağı hesaplarda mı? Eee günümüzde taktire şayan bir tartışma konusu tabii..
Ama asıl ironi şurada; bazı hesaplar ortak açılıyor, zararı tek kişi ödüyor her damlasıyla.
Yatırım tavsiyesi vermeden bir konuya daha değinmek gerekiyor. Kendi duygularının hem yatırımcısı hem de denetimcisi olmaya çalışmanın piyasa değeri ile örtüşmediği de aşikar.
Öte yandan dışarıda bütün göstergeler olumlu, piyasa sakin, yatırımcı yüksek güvenilirlikli olunca herhangi bir sorun görünmüyor. Gel gelelim akşam oluyor, özel hayat borsası açılıyor dev ekranlarda. Duygusal rezervler yerinde görünüyor belki de fakat açıklanamayan zararlar birikiyor olabilir mi? Pek tabii olabilir insanlığın duygusal bilançosunu henüz çıkarmadık neticede.
Yıllardır insanlar duygularını kayıt altına alıyor; kim ne kadar özledi, kim ilk vazgeçti, son sözü kim söyledi…
Tutulan kayıtlar ,yapılan lüks yatırımlar, hepsi kayıtlı iyi hoş da atladığımız hiçbir kayıtta nedense yazılmayan başka bir dip nokta: iletişim hacmi bu kadar rekor kırıyorken, duygusal temasın işlem hacmi nerede tutuluyor? Belki de sevgili yatırımcılar dev ekrandan borsayı takip ederek zarar ve kârı hesaplamaya o kadar endekslidir ki bütün duygusal işlemleri askıya almıştır kim bilir.
Peki ya sonra, sonrası basit bir düşüş değil mi.?
Zararlar erteleniyor, riskler taşınıyor, beklentiler yeniden değerlendiriliyor, iflas ihtimali iyimser bir şekilde gelecek döneme devrediliyor.
Yani sözün özü ;evdeki hesap bir türlü tutmuyor…
Duygusal kredi notunuz yüksek, bilançonuz hafif, yatırım tercihleriniz isabetli olsun. Zira bazı piyasalarda zarar henüz açıklanmadı, insanlık borsası da henüz kapanmadı.
Sevgili yatırımcılar duygusal kazancınız bol, gözyaşınız doğru yatırımda olsun.