BAKÜ’DE TÜRK DEVLETLERİ ZİRVESİ: BÖLGESEL KOORDİNASYONDAN STRATEJİK UFKA

06 Nis 2026 - 00:25 YAYINLANMA

2 Nisan 2026 tarihinde Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov’un ev sahipliğinde Bakü’de gerçekleşen TDT Üye Devletleri Hükümet Başkanları / Cumhurbaşkanı Yardımcıları 2. Toplantısı’na, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Özbekistan Başbakanı Abdulla Aripov, Kazakistan Başbakanı Oljas Bektenov, Kırgızistan Başbakanı Adılbek Kasımaliyev, KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Türkmenistan Başbakan Yardımcısı Nökerguli Ataguliyev ve Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev katıldı.

Türk dünyasının son yıllarda giderek artan kurumsallaşma ve koordinasyon arayışı, gerçekleştirilen üst düzey toplantılarla somut bir görünüm kazanmaktadır. TDT çerçevesinde düzenlenen bu tür zirveler, sadece sembolik buluşmalar değil, aynı zamanda bölgesel strateji üretiminin, jeopolitik denge arayışının ve ortak gelecek vizyonunun şekillendiği kritik platformlar olarak görmek gerekir. Bu bağlamda Bakü’de gerçekleştirilen devlet başkanları ve üst düzey temsilciler toplantısı, Türk dünyasının mevcut konumunu değerlendirmek ve geleceğe yönelik yönelimlerini belirlemek açısından önemli bir zirve niteliğindedir.

Bakü’nün bu tür toplantılar için tercih edilmesi de elbette tesadüfi değildir. Azerbaycan hem coğrafi hem de jeopolitik konumu itibarıyla Türk dünyasının kesişim noktalarından birinde yer almaktadır. Kafkasya ile Türkistan arasında bir köprü işlevi gören Azerbaycan, enerji hatları, ulaştırma koridorları ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından stratejik bir merkez niteliğindedir.  Bu nedenle Bakü’de düzenlenen zirveler, sadece diplomatik değil aynı zamanda ekonomik ve jeostratejik anlamlar da taşımaktadır.

Zirvenin en dikkat çekici yönlerinden biri, Türk devletleri arasında artan kurumsal koordinasyon ihtiyacının açık bir şekilde ortaya konulmasıdır. Bağımsızlıklarının üzerinden geçen otuz beş yıl sürede Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Azerbaycan öncellikle kendi ulusal devlet yapılarını inşa etme sürecine odaklandıklarını söylemek mümkündür. Ancak günümüzde, bu ülkelerin karşı karşıya olduğu küresel ve bölgesel dinamikler, daha fazla işbirliği ve koordinasyonu zorunlu kılmaktadır. Bakü toplantısı, bu dönüşümün bir yansıması olarak, ulusal önceliklerden bölgesel stratejiye doğru bir geçişin işaretlerini taşımaktadır.

Zirvenin bir diğer önemli boyutu ise ekonomik ve lojistik işbirliğidir. Özellikle “Orta Koridor” olarak adlandırılan ve Çin’den Avrupa’ya uzanan alternatif ticaret güzergâhı, Türk dünyasının küresel ticaretteki rolünü yeniden tanımlama potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda Bakü toplantısında ulaştırma altyapıları, gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması ve enerji hatlarının entegrasyonu gibi konuların öne çıkmıştır. Türk devletleri, coğrafi avantajlarını ekonomik değere dönüştürme noktasında henüz tam kapasiteye ulaşamamış olsa da bu tür zirveler söz konusu potansiyelin farkında olunduğunu göstermektedir.

Jeopolitik açıdan bakıldığında ise zirve, Türk devletlerinin çok yönlü dış politika anlayışını yansıtmaktadır. Bölge, Rusya, Çin ve Batılı aktörler arasında şekillenen karmaşık bir güç dengesi içerisinde yer almaktadır. Bu durum, Türk devletlerini tek yönlü bir dış politika izlemekten ziyade denge siyaseti benimsemeye yöneltmektedir. Bakü’de gerçekleştirilen toplantı, bu denge arayışının kolektif bir çerçevede ele alınmaya başlandığını göstermesi bakımından önemlidir. Ortak hareket etme kapasitesi henüz sınırlı olsa da bu yönde artan bir irade dikkat çekmektedir.

Zirvede öne çıkan bir diğer husus da kimlik ve ortaklık vurgusudur. Türk dünyası, tarihsel, kültürel ve dilsel bağlara sahip olmasına rağmen, bu bağların siyasi ve kurumsal düzeyde yeterince yapılandırılamadığı uzun süredir dile getirilmektedir. Ancak son dönemde bu durum değişmeye başlamış ve özellikle Türk Devletleri Teşkilatı gibi yapılar aracılığıyla ortak kimlik algısı daha görünür hale gelmiştir. Bakü toplantısı, bu kimliğin yalnızca kültürel bir referans olmaktan çıkarak stratejik bir çerçeveye dönüşme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmek gerekir.

Özet olarak, toplantıda, Türk devletleri arasındaki bağlantısallığın güçlendirilmesi, ticaret ve yatırım ilişkilerinin artırılması ile ulaştırma altyapılarının geliştirilmesi temel öncelikler olarak öne çıktığını söylemek mümkündür. Hali hazırda TDT’ye üye ülkelerin işbirliğinin olumlu ilerlemekle birlikte mevcut durum hala potansiyelin çok altında olduğunu söylemek mümkündür. Belirlenen hedeflere ulaşmada özellikle Orta Koridor’un geliştirilmesi, gümrük süreçlerinin sadeleştirilmesi, dijitalleşme ve tarifelerin uyumlaştırılması büyük önem arz etmektedir. Burada önemli bir husus da Zengezur Koridorunun sadece Azerbaycan için değil, tüm Türk dünyasının entegrasyonu açısından stratejik bir proje olduğunu belirtmekte fayda bulunmaktadır.

Bununla birlikte, zirvenin sınırlılıklarını da göz ardı etmemek gerekir. Türk devletleri arasında ekonomik gelişmişlik düzeyleri, siyasi sistemler ve dış politika öncelikleri bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle bazı ülkelerin daha kapalı ekonomik yapıları ya da farklı jeopolitik yönelimleri, entegrasyon sürecini yavaşlatan faktörler arasında yer almaktadır. Bu nedenle Bakü’de ortaya konulan hedeflerin ne ölçüde somut politikalara dönüşeceği, sürecin başarısı açısından belirleyici olacaktır.

Bu zirveye damga vuran bir konuda Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in TDT Hükümet Başkanları/Başkan Yardımcıları Toplantısı’na katılan yetkilileri kabulünde yaptığı konuşma olmuştur. Aliyev, yaptığı konuşmada, Azerbaycan’ın TDT’nin gelişimine büyük katkı sağladığını ve sağlamaya devam edeceğini, TDT çerçevesindeki işbirliklerinin geliştirilmesinin Azerbaycan'ın dış politikasında öncelikli konulardan biri olduğunu belirterek, “…Defalarca çeşitli platformlardan açıklamıştık ki, Türk dünyası bizim ailemizdir, başka bir ailemiz yoktur. Bu aileyi geleceğe taşımak için ortak çabaların gösterilmesi elbette çok önemlidir.” şeklindeki değerlendirmesi önem arz etmektedir.

Sonuç olarak, Bakü’de gerçekleştirilen Türk Devletleri zirvesi, Türk dünyasının geçirdiği dönüşümün önemli bir göstergesidir. Bu zirve, geçmişte daha çok sembolik düzeyde kalan işbirliği arayışlarının, günümüzde daha stratejik ve kurumsal bir zemine taşındığını ortaya koymaktadır. Ancak bu sürecin sürdürülebilir ve etkili olabilmesi için, söylem düzeyinde kalan hedeflerin somut politika araçlarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Türk dünyasının önünde önemli fırsatlar bulunduğu kadar, aşılması gereken yapısal zorlukların da bulunduğu hatırlatmakta fayda bulunmaktadır.. Bakü zirvesi, bu fırsat ve zorlukların farkında olunduğunu gösteren önemli bir adım olarak tarihe geçmiştir.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: