HOCALI: UNUTULMAYAN TRAJEDİ, YENİDEN KAZANILAN VATAN
Kadim Türk yurdu Karabağ’ın dağlık ve yeşilliklerle çevrili coğrafyasında yer alan küçücük bir kasaba Hocalı, tarih boyunca bölgenin sosyo-kültürel dokusu içinde mütevazı fakat köklü bir yerleşim yeri olarak varlık göstermiştir. Ancak 20. yüzyılın son on yılında yaşanan gelişmeler, bu küçük kasabayı yalnızca yerel bir mekân olmaktan çıkararak, Azerbaycan’ın kolektif hafızasında derin bir kırılma noktası hâline getirmiştir. Hocalı, bugün hem trajedinin hem de yeniden ayağa kalkışın sembolü olarak çok yönlü bir anlam taşıyan sembol bir kavrama dönüşmüştür. Başka bir ifadeyle, Hocalı, bir coğrafi yerin adı olmaktan öte, yakın dönemde yaşanmış kin, acı, vahşet ve trajediyi içinde barındıran, kolektif hafızaya kazınmış tarihsel bir kırılma noktası ve ulusal bilinçte derin izler bırakan sembolik bir mekân hâline gelmiştir.
Çatışmanın Arka Planı ve 1992 Olayları
Sovyetler Birliği’nin çözülme süreci, Güney Kafkasya’da bastırılmış etno-siyasal gerilimlerin açığa çıkmasına yol açmıştır. Dağlık Karabağ’ın statüsü etrafında yoğunlaşan ihtilaf, 1988’den itibaren sistematik çatışmalara dönüşmüş, bölgedeki birçok yerleşim yeri kuşatma ve zorla yerinden edilme süreçlerine sahne olmuştur. Hocalı, stratejik konumu ve bölgedeki tek havaalanına sahip olması nedeniyle askerî açıdan kritik bir noktadaydı. Bu özellik, kasabayı doğrudan çatışmanın merkezine yerleştirmiştir.
25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece Rus destekli Ermeni Çeteleri tarafından Hocalı ağır silahlarla hedef alınmış, sivil nüfusun önemli bir kısmı hayatını kaybetmiş, ölümden kurtulanların ekseriyeti esir düşmüştür. Azerbaycan kaynaklarına göre 613 sivil yaşamını yitirmiştir. Şehit düşenlerin arasında çok sayıda kadınlar, çocuklar ve yaşlılar bulunmaktadır. Uluslararası insan hakları örgütleri de sivillerin ciddi ihlallere maruz kaldığını rapor etmiştir.
Burada bir hususa da değinmek gerekir ki, esir düşenlerin maruz kaldıkları muamele insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiş olmasıdır. Tanıklıklar ve çeşitli raporlar, sivillerin yalnızca yerinden edilmekle kalmadığını, ağır şiddet, kötü muamele ve insan onurunu zedeleyen uygulamalara maruz bırakıldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, çatışma hukukunun en temel ilkeleri olan sivillerin korunması, esirlere insani muamele edilmesi ve ayrım gözetme yükümlülüğünün açık biçimde ihlali anlamına gelmektedir.
Savaşın dahi bir hukuku ve sınırı olduğu gerçeği düşünüldüğünde, savunmasız insanların maruz kaldığı bu tür uygulamalar, yalnızca bölgesel bir trajedinin değil; insanlığın ortak vicdanında derin bir yarılmanın göstergesidir. Bu nedenle yaşananlar, yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun etkin uygulanmasının zorunluluğunu hatırlatan acı bir örnek olarak değerlendirilmelidir.
Olayların hukuki niteliği uluslararası literatürde tartışmalı olmakla birlikte, Azerbaycan devleti ve kamuoyu bu hadiseyi “soykırım” olarak tanımlamakta ve bu çerçevede diplomatik tanınma girişimlerini sürdürmektedir. Bizim de görüşümüz bu yöndedir. Kavramsal düzeyde tartışmalar devam etse de sivillerin hedef alınması ve yaşanan insani dramın boyutu konusunda geniş bir mutabakat bulunmaktadır.
Travmanın Toplumsal Yansımaları
Hocalı, Azerbaycan toplumunda yalnızca askeri bir kayıp ya da savaş olayı olarak değil, ulusal hafızada açılmış derin bir yara olarak yer edinmiştir. Bu olay, kolektif kimliğin yeniden tanımlanmasında ve devlet-toplum ilişkisinin duygusal zemininde belirleyici olmuştur. Bilindiği üzere travmatik deneyimler, ulusların tarih anlatısında güçlü bir mobilizasyon unsuru işlevi görmektedir. Hocalı da bu anlamda Azerbaycan’ın siyasal bilincinde adalet talebinin ve uluslararası tanınma arayışının merkezinde yer almıştır.
Her yıl 26 Şubat’ta düzenlenen anma törenleri, sadece bir yas pratiği değil, aynı zamanda tarihsel bilinç üretme ve kolektif hafızayı kurumsallaştırma süreci olarak görmek gerekir”. Bakü başta olmak üzere ülkenin tüm şehirlerinde gerçekleştirilen yürüyüşler, sergiler, akademik toplantılar ve resmî törenler, Hocalı’nın ulusal hafızadaki yerini canlı tutmaktadır. Bu anmalar, toplumsal dayanışma duygusunu pekiştirdiği gibi, uluslararası kamuoyuna yönelik bir mesaj niteliği de taşımaktadır.
Karabağ Zaferi ve Hocalı’nın Kurtuluşu
2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı, bölgesel güç dengelerinde önemli bir değişim yaratmıştır. Azerbaycan’ın askeri ve diplomatik başarıyla sonuçlandırdığı bu süreç, kamuoyunda”44 günlük Vatan Muharebesi” ya da “Karabağ Zaferi” olarak adlandırılmaktadır. Bu gelişme, yaklaşık otuz yıl boyunca işgal altında kalan birçok yerleşim yerinin işgalden kurtarılarak ya da “azad edilerek” yeniden Azerbaycan idaresine geçmesiyle sonuçlanmıştır. Hocalı’nın da bu kapsamda işgalden kurtarılması, sembolik ve psikolojik açıdan son derece önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Bu kurtuluş, Azerbaycan halkı için kuşkusuz güçlü bir teselli kaynağı olmuştur. Uzun yıllar boyunca erişilemeyen topraklara yeniden kavuşmak, ulusal moral ve özgüveni artırmış olmanın ötesinde ülkede toprak bütünlüğü sağlanmış ve egemenlik tahkim edilmiştir. Ancak bu gelişme, 1992’de yaşanan trajedinin unutulması anlamına gelmemektedir. Aksine, zafer ile hafıza birlikte var olmaktadır. Hocalı artık yalnızca bir trajedinin değil, aynı zamanda direnişin ve yeniden inşanın sembolüdür.
Azerbaycan siyasi literatüründe “yeniden” kavramı, sıradan bir tekrar anlamından ziyade tarihsel süreklilik ve egemenliğin kesintisizliği fikrine dayanmaktadır. 1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla birlikte ilan edilen bağımsızlık, “yeni bir devletin kuruluşu” olarak değil, 1918–1920 yıllarında varlık göstermiş Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin devamı ve devlet bağımsızlığının yeniden tesisi şeklinde yorumlanmıştır. Bu söylem, hukuki ve siyasal meşruiyeti tarihsel köklere dayandırma stratejisinin bir yansımasıdır; yani egemenlik hakkının kesintiye uğramış olsa dahi ortadan kalkmadığı vurgulanmaktadır.
Benzer biçimde Hocalı’nın azad edilmesi de siyasi söylemde yalnızca askeri bir başarı değil, egemenliğin ve tarihsel adaletin yeniden sağlanması olarak anlamlandırılmaktadır. Buradaki “yeniden” vurgusu, yeni bir hak iddiasından ziyade mevcut ve meşru kabul edilen bir egemenliğin geri kazanılması anlamına gelir. Dolayısıyla Hocalı’nın kurtuluşu, toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi kadar, kolektif hafızada kesintiye uğramış tarihsel sürekliliğin ve ulusal onurun yeniden tahkim edilmesi şeklinde değerlendirilmektedir.
Hafıza ile Yeniden İnşa Arasındaki Denge
Karabağ Zaferi sonrasında tüm Karabağ bölgesinde olduğu gibi Hocalı ve çevresinde yoğun bir şekilde yeniden inşa faaliyetleri başlatılmıştır. Bu girişim sadece fiziki altyapının onarılması şeklinden yorumlanmaktan öte, sosyal ve ekonomik hayatın yeniden canlandırılmasını da hedeflemektedir. Yol, konut, kamu hizmetleri ve eğitim altyapısının kurulması, yerinden edilmiş nüfusun geri dönüş süreciyle birlikte planlanmaktadır. Bu süreç, travmatik geçmiş ile geleceğe yönelik umut arasında hassas bir denge kurma çabasını yansıtmaktadır.
Kolektif Hafızada Süreklilik
Azerbaycan halkı için Hocalı, unutulması mümkün olmayan bir tarihsel eşiktir. Her yıl ülkenin tüm yerleşim yerlerinde halkın yoğun katılımıyla gerçekleştirilen anma programları, bu sürekliliğin göstergesidir. Genç kuşaklara yönelik eğitim faaliyetleri, belgesel çalışmaları ve akademik araştırmalar, hafızanın nesiller arası aktarımını sağlamaktadır.
Karabağ Zaferi sonrasında yapılan anmalar, artık iki katmanlı bir anlam taşımaktadır: Hem trajedinin yasını hem de kurtuluşun onurunu birlikte taşımaktadır. Bu durum, toplumsal psikolojide “travma sonrası güçlenme” olarak tanımlanabilecek bir süreci işaret etmektedir. Acı, ulusal direncin ve dayanışmanın kaynağına dönüşmüştür.
Sonuç
Hocalı’nın hikâyesi, trajediden kurtuluşa uzanan çok boyutlu bir dönüşümün ifade eden tarihi ve siyasi bir gerçektir. 1992’de yaşanan olaylar, Azerbaycan toplumunun kolektif hafızasında silinmez bir iz bırakmıştır. 2020 sonrası gelişmeler ise bu hafızaya yeniden ayağa kalkış ve egemenliğin tesisi boyutunu eklemiştir.
Bugün Hocalı hem yasın hem de dirilişin mekânı olmuştur. Karabağ Zaferi, halk için güçlü bir teselli ve tarihsel adalet duygusu yaratmıştır. Ancak bu başarı bile Hocalı trajedisi asla unutturmamıştır ve unutturmayacaktır. Her yıl yinelenen anma törenleri, geçmişin hatırlanmasının yanı sıra, gelecekte benzer acıların yaşanmaması için tarihsel bilinç üretme işlevi görmektedir. Bu çerçevede Hocalı, yalnızca Karabağ’ın küçük bir kasabası değil, hafıza, adalet ve yeniden inşa arasındaki karmaşık ilişkiyi somutlaştıran tarihsel bir sembol olarak varlığını sürdürmektedir.