BAKÜ’DEN BRÜKSEL’E SERT MESAJ: NOTA KRİZİ VE YENİ DENGE ARAYIŞI
Avrupa’nın üsten bakan, sorunları çözmek yerine sorunların daha da derinleşmesine yol açan bir tavır takınması ve çifte standartlı yaklaşımı, dünya barışına zarar vermekte ve uluslararası güven ortamını zayıflatmaktadır. Özellikle Doğu toplumlarına, başta Türk-İslam ülkeleri olmak üzere, sergilediği taraflı yaklaşım ise Avrupa Birliği’nin itibarını ve güvenirliğini aşındırmakta; normatif değerler üzerine inşa edildiği iddia edilen dış politika söylemini inandırıcılıktan uzaklaştırmaktadır. Bu çerçevede AB’nin mevcut tutumu, kapsayıcı ve çözüm odaklı bir vizyon üretmekten ziyade, dar ve seçici bir perspektife sıkıştığını göstermekte; küresel ölçekte yapıcı bir aktör olma iddiasını zayıflatan vizyonsuz bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.
Enerji temini ve arz güvenliği konusunda Azerbaycan’ı güvenilir bir ortak olarak gören Avrupa, maalesef söz konusu ülkenin haklı davası, milli egemenliği ve toprak bütünlüğü meselelerine gelince aynı tutarlılığı ve ilkeli yaklaşımı sergilemeyerek yine çifte standart bir yaklaşım sergilemektedir. Azerbaycan’a ihtiyaç duyduğunda nefesi Bakü’de alan (Rusya-Ukrayna Savaşı’nın enerji arzı üzerindeki olumsuz etkileri sonrasında Ursula von der Leyen’in Bakü’yü ziyaret ederek enerji iş birliği kapsamında bir protokol imzalaması bu durumu açıkça göstermiştir), ancak buna rağmen her fırsatta Azerbaycan aleyhine karar almayı marifet sayan bu yaklaşım Avrupa Birliği’nin güvenilir bir ortak olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Avrupa Parlamentosu yine yakın zamanda Azerbaycan aleyhine tarih ve hukuk ve bölgesel gerçeklere aykırı bir karara imza attı. Avrupa Parlamentosu yakın dönemde Azerbaycan’a ilişkin aldığı kararda, mesele büyük ölçüde Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve Karabağ bağlamında ele alınmaktadır. Karar metninde, Karabağ sonrası süreçte ortaya çıkan gelişmeler çerçevesinde özellikle bölgedeki insani durum, yerinden edilme iddiaları ve sivil nüfusun durumu öne çıkarılmakta; bu konular çoğunlukla Ermeni nüfus perspektifinden değerlendirilmektedir. Bu kapsamda Avrupa Parlamentosu, uluslararası gözlem mekanizmalarının devreye sokulması ve sürecin daha şeffaf şekilde yürütülmesi yönünde çağrıda bulunmaktadır.
Her ne kadar bu karar bağlayıcı bir hukuki nitelik taşımıyor olsa da Avrupa siyasetinin normatif yönünü yansıtan güçlü bir siyasi mesaj olarak değerlendirilmektedir. Ancak Bakü yönetimi açısından bu mesaj, “tarafsız bir değerlendirme”den ziyade “önyargılı ve tek taraflı bir yaklaşım” olarak görülmektedir. O nedenle Azerbaycan’ın, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen söz konusu karar nedeniyle Avrupa Birliği’ne nota vermesi, Bakü-Brüksel hattında tansiyonun yükselmesine neden oldu. Bu gelişme, yalnızca diplomatik bir tepki olarak da yorumlamamak gerekir. Bu tepki aynı zamanda taraflar arasında şekillenmekte olan yeni güç ve denge arayışının da güçlü bir göstergesi niteliğindedir.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmî açıklamada kullanılan diplomatik dil, Bakü’nün söz konusu karara yönelik rahatsızlığını açık biçimde yansıtmaktadır. Açıklamada, Avrupa Parlamentosu kararının “gerçek durumu yansıtmadığı”, “önyargılı ve tek taraflı bir yaklaşım sergilediği” ve “Azerbaycan’ın egemenlik hakları ile iç işlerine müdahale niteliği taşıdığı” ifade edilmektedir. Bakanlık ayrıca, Karabağ’da oluşan mevcut durumun Azerbaycan’ın uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamakta, bu bağlamda Avrupa Parlamentosu’nun kararının bölgedeki hukuki ve siyasi gerçekliklerle örtüşmediğini dile getirmektedir. Bu çerçevede Bakü, kararın barış ve normalleşme sürecine katkı sunmak yerine yanlış algılar oluşturma riski taşıdığına dikkat çekmektedir.
Azerbaycan medyasında da benzer bir ton hâkim olduğunu söylemek mümkündür. Ana akım yayın organları, kararı yalnızca bir siyasi eleştiri olarak değil, aynı zamanda Avrupa’nın bölgeye yönelik stratejik hesaplarının bir parçası olarak yorumlanmaktadır. Enerji güvenliği, ulaşım koridorları ve Güney Kafkasya’daki jeopolitik rekabet, bu yorumların merkezinde yer almaktadır. Özellikle Avrupa’nın enerji arzında Azerbaycan’a artan bağımlılığına rağmen siyasi eleştirilerini sürdürmesi, “çelişkili bir tutum” olarak nitelendirilmektedir.
Öte yandan Azerbaycan’ın verdiği nota, ilişkileri koparmaya yönelik bir adım olarak okunmaması gerekir. Aksine bu hamle, ilişkileri yeniden dengelemeye yönelik bir uyarı olarak değerlendiril. Zira enerji iş birliği, ticaret ve ulaştırma projeleri gibi alanlarda taraflar arasındaki karşılıklı bağımlılık güçlü bir şekilde devam etmektedir. Güney Gaz Koridoru gibi stratejik projeler, bu ilişkinin sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir zorunluluk olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
Avrupa Birliği açısından bakıldığında, Avrupa Parlamentosu kararlarının bağlayıcı olmaktan ziyade yönlendirici nitelik taşıdığı bilinmektedir. Bununla birlikte, bu kararlar kamuoyu oluşturma ve siyasi baskı üretme açısından oldukça etkili araçlar olarak öne çıkmaktadır. AB’nin insan hakları ve demokrasi odaklı dış politika anlayışı da bu tür kararların temel arka planını oluşturduğunu söylenebilir. Ancak bu yaklaşımın çoğu zaman tek yönlü ve seçici biçimde uygulanması, eleştirilerin odağına yerleşmektedir. Nitekim bazı krizlerde normatif hassasiyetlerin güçlü biçimde dile getirilmesine karşın, İsrail-Filistin çatışması gibi uzun soluklu ve yüksek insani maliyet doğuran meselelerde aynı tutarlılığın sergilenmemesi dikkat çekmektedir. Benzer şekilde, Birinci Karabağ Savaşı sonrasında insan hakları ihlali, gerçekleştirdiği katliam, insanları göçe zorlamaları yanında Azerbaycan topraklarının yaklaşık otuz yıl boyunca işgal altında kalmasına ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen bu durumun yeterince güçlü ve tutarlı bir şekilde ele alınmaması, AB’nin normatif söylemi ile pratikteki uygulamaları arasındaki uyumsuzluk tartışmalarını derinleştirmektedir. Bu çerçevede, AB’nin dış politika yaklaşımının daha dengeli, kapsayıcı ve tutarlı bir zemine oturtulması gerektiği yönündeki değerlendirmeler güç kazanmaktadır.
Gelinen aşamada, Azerbaycan’ın diplomatik nota ile ortaya koyduğu tutum, yalnızca teknik bir itirazdan öte, Avrupa tarafına yönelik açık ve güçlü bir siyasi mesaj niteliği taşımaktadır. Bu çerçevede söz konusu adım, Bakü’nün dış ilişkilerinde tek taraflı beklentilere dayalı bir yaklaşımı kabul etmeyeceğini ve ilişkilerin karşılıklılık ile egemen eşitlik ilkeleri temelinde yürütülmesi gerektiğini vurgulayan stratejik bir uyarı olarak okunmalıdır.
Bu gelişme aynı zamanda, taraflar arasında yeni bir müzakere zeminine işaret etmekte, Azerbaycan’ın kendi öncelik ve hassasiyetlerinin dikkate alınmasını beklediğini net biçimde ortaya koymaktadır. Bakü’nün daha özerk ve iddialı dış politika çizgisi ile Avrupa’nın normatif çerçevesi arasındaki yaklaşım farklılıklarının, önümüzdeki dönemde ilişkilerin yönünü belirleyen temel unsur olmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, Bakü-Brüksel hattında yaşanan bu “nota krizi”, sadece iki taraf arasındaki diplomatik bir anlaşmazlık olarak okumamak gerekir. Bu durum aynı zamanda değişen küresel dengelerin, enerji politikalarının ve bölgesel rekabetin kesişim noktasında şekillenen çok katmanlı bir sürecin yansımasıdır. Bu sürecin nasıl evrileceği ise tarafların diyalog kanallarını ne ölçüde açık tutacağına bağlı olacaktır.