TÜRKİYE-ÖZBEKİSTAN İLİŞKİLERİ: STRATEJİK ORTAKLIKTAN KARDEŞLİK MEDENİYETİNE

02 Şub 2026 - 00:22 YAYINLANMA

Orta Asya’nın daha doğru bir ifadeyle Türkistan’ın kalbinde yer alan Özbekistan, tarihsel derinliği, genç ve dinamik nüfusu, artan ekonomik kapasitesi ve jeopolitik konumuyla bugün sadece bölgesel değil, küresel dengeler açısından da giderek daha belirleyici bir aktör hâline gelmektedir. Türkiye ile Özbekistan arasında son yıllarda ivme kazanan stratejik yakınlaşma, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin ötesinde, Orta Asya-Kafkasya-Anadolu hattında istikrar, entegrasyon ve çok yönlü iş birliği perspektifini güçlendiren bir etki alanı yaratmaktadır. Bu ilişki; ticaretten enerjiye, ulaştırmadan savunma sanayine, eğitimden kültürel diplomasiye kadar geniş bir yelpazede bölgesel kalkınmayı teşvik ederken, Türk dünyasında ortak hareket kapasitesini artırmakta ve Orta Asya’nın küresel sistemle daha dengeli, daha özerk bir biçimde bütünleşmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye-Özbekistan ekseninde derinleşen bu iş birliği, aynı zamanda bölge ülkeleri için kapsayıcı, barışçıl ve sürdürülebilir bir kalkınma modelinin de somut örneğini teşkil etmektedir. 

Aynı Kökten Doğan Yollar

Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkiler, sıradan bir diplomatik temasın çok ötesinde; aynı kökten filizlenmiş, tarih boyunca farklı iklimlerde büyümüş iki dalın yeniden birbirine kavuşması olarak okunmalıdır. Bu yakınlaşma, yalnızca imzalanan anlaşmaların, artan ticaret hacminin ya da kurumsallaşan iş birliği mekanizmalarının toplamından ibaret değildir. Daha derinde, ortak bir tarih bilincinin, müşterek bir hafızanın ve asırlardır kesintiye uğratılmaya çalışılan kader ortaklığının bugünün dünyasında yeniden anlam kazanmasının ifadesidir. Ankara’da gerçekleştirilen Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin dördüncü toplantısı ise bu uzun ve sabırlı yürüyüşte yalnızca teknik bir eşik değil, Türk dünyasının parçalı hafızasını bütünleştiren, geleceğe dönük müşterek bir iradenin somutlaşmış menzil taşıdır. Bu buluşma, geçmişten devralınan mirasın bugünün stratejik aklıyla birleştiği ve bölgesel dengeleri etkileyecek yeni bir ortaklık ufkunun belirginleştiği bir dönüm noktası olarak değerlendirilmelidir.

Stratejik Dilin Ardındaki Duygu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadelerinde sıkça vurgulanan “kardeşlik”, “ikinci vatan”, “dilde, fikirde, işte birlik” kavramları, diplomatik retoriğin ötesinde bir medeniyet diline işaret etmektedir. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Türkiye’ye yönelik sözleri ise bu dilin karşılıksız olmadığını, aynı samimiyetle yankı bulduğunu göstermektedir. Bu karşılıklı söylem, iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca çıkarların kesiştiği bir hat üzerinde değil, gönüllerin buluştuğu bir zeminde ilerlediğini ortaya koymaktadır.

Deprem Konutları: Taşla İnşa Edilen Kardeşlik

Hatay’ın Arsuz ilçesinde yükselen ve Özbekistan’ın üstlendiği 308 konutluk Özbek Mahallesi, beton ve çelikten çok daha fazlasıdır. Bu yerleşim, acı günlerde kurulan kardeşliğin somutlaşmış hâli, felaket anlarında birbirine uzanan ellerin kalıcı bir hatırasıdır. Deprem sonrası yıkıntılar arasından yükselen bu evler, Türk ve Özbek halklarının acıda da sevinçte de ortak olduğunu sessiz ama güçlü bir dille anlatmaktadır. Bu mahalle, gelecekte sadece bir yerleşim alanı değil, ortak hafızanın yaşayan bir sembolü olarak anılacaktır.

 

 

Eğitimle Kurulan Gelecek: İstanbul’da Özbekistan Okulu

İstanbul’da temeli atılan Özbekistan Okulu ise bu kardeşliğin geleceğe uzanan yüzüdür. Bir ülkenin yurt dışında bir okul inşa etmesi, sadece bir eğitim yatırımı değil, gelecek nesillere bırakılan bir medeniyet vasiyetidir. Bu okulda yetişecek çocuklar, yalnızca matematik ya da dil öğrenmeyecek; aynı zamanda Türk dünyasının müşterek hikâyesini, ortak değerlerini ve kader birliğini içselleştireceklerdir. Böylece kardeşlik, geçici siyasi konjonktürlerin ötesine taşınarak nesiller arası bir bağ hâline gelecektir.

Bilindiği üzere, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in talimatıyla Azerbaycan’ın işgalden azat edilen Karabağ bölgesinin Fuzuli kentinde “Mirza Uluğ Bey adına Özbekistan Ortaokulu” inşa edilmiş ve bu okul 2023 yılında hizmete açılmıştır. Özbekistan’ın Karabağ’da okul açması, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne verilen güçlü siyasi desteğin yanı sıra, bölgenin sosyal dokusunun yeniden inşasına yönelik uzun vadeli bir vizyonun parçası olarak değerlendirilmiştir. Bu yönüyle Fuzuli’deki Özbek okulu ile Hatay’daki Özbek Mahallesi ve İstanbul’da temeli atılan Özbekistan Okulu arasında açık bir süreklilik bulunmaktadır ki: Özbekistan, kriz ve yeniden yapılanma coğrafyalarında “taş üstüne taş koyarak” kardeşliğini gösteren bir devlet profili çizmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin yalnızca diplomatik ve ekonomik değil, insani, ahlaki ve medeniyet temelli bir zeminde derinleştiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır.

Ticaretin Ruhu: Rakamların Ardındaki Hikâye

2024 yılı verileri, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ekonomik ilişkinin sağlam bir zemine oturduğunu göstermektedir. Türkiye’nin Özbekistan’a 2,2 milyar dolarlık ihracatı ve yaklaşık 1 milyar dolarlık ithalatı, rakamların ötesinde bir tamamlayıcılık hikâyesi anlatmaktadır. Türkiye’nin sanayi ve makine gücü ile Özbekistan’ın hammadde ve üretim potansiyeli, doğru yönlendirildiğinde sadece iki ülkeye değil, bütün Orta Asya coğrafyasına refah taşıyabilecek bir sinerji üretmektedir. Bu ticari fazla, bir üstünlük göstergesi olmaktan ziyade, ortak üretim ve ortak kalkınma için bir imkân penceresi olarak görülmelidir.

Ortak Vicdan: Gazze’den Hatay’a

Özbekistan’ın Gazze ve Filistin meselesinde sergilediği ilkeli duruş, Türkiye ile paylaşılan ortak vicdanın bir yansımasıdır. Mazlumdan yana olma iradesi, iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca menfaat temelli değil, ahlaki bir duruş üzerine inşa edildiğini göstermektedir. Bu yönüyle Türkiye-Özbekistan hattı, günümüz uluslararası ilişkilerinde nadir görülen bir biçimde, gücü vicdanla, siyaseti değerlerle buluşturmaktadır.

Aynı Gök Kubbenin Altında

Sonuç olarak Türkiye-Özbekistan ilişkileri bugün, stratejik ortaklığın ötesine geçerek kardeşlik medeniyetinin yeniden inşası sürecine girmiştir. Deprem konutlarından eğitim projelerine, ticaretten ortak diplomatik duruşlara kadar uzanan bu geniş yelpaze, iki ülkenin geleceğini aynı gök kubbe altında düşündüğünü göstermektedir. Bu ilişki, geçmişin hatıralarıyla beslenen, bugünün ihtiyaçlarıyla şekillenen ve yarının dünyasına umut taşıyan bir yürüyüştür. Ve belki de en anlamlı olan şudur: Bu yürüyüşte atılan her adım, yalnızca iki devletin değil, aynı kökten gelen iki halkın kalbinin birlikte attığını dünyaya bir kez daha hatırlatmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Zafer yürüyüşümüz bin yıldır kesintisiz devam etmektedir, inşallah ebediyen de devam edecektir. Gayemiz ecdattan tevarüs ettiğimiz emsalsiz mirası daha da zenginleştirip gelecek kuşaklara aktarmak, sonraki nesillere güçlü bir Türkiye emanet etmek. İçinde bulunduğumuz asrı Türkiye Yüzyılı yapana kadar çalışacağız” hepimizin temennisidir. 

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: