İKİ BEDENDE BİR CAN: TÜRKİYE-AZERBAYCAN

09 Mar 2026 - 00:28 YAYINLANMA

Birçok yazımızda dile getirdiğimiz üzere Türkiye-Azerbaycan ilişkileri klasik anlamda iki egemen devlet arasındaki diplomatik ilişkiler çerçevesinde değerlendirilemeyecek kadar köklü ve emsalsiz bir tarihsel zemin üzerine kurulmuştur. Bu ilişkilerin temelini oluşturan unsur, modern uluslararası sistemin ürettiği geçici çıkar birliklerinden ziyade, yüzyıllar boyunca oluşmuş ortak dil, kültür, tarih ve kolektif hafızadır. Türk dünyasının tarihsel sürekliliği içerisinde Anadolu ile Azerbaycan coğrafyası, aynı medeniyet havzasının iki ana damarı olarak hep varlık göstermiştir. Bu nedenle Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini yalnızca jeopolitik veya ekonomik çıkarlar üzerinden açıklamak eksik bir yaklaşım olacaktır. Zira bu ilişkiler aynı zamanda güçlü bir kimliksel ve kültürel bağın kurumsallaşmış biçimini temsil etmektedir.

Bu tarihsel ve kültürel arka planın modern siyasal formu ise özellikle 20. yüzyılın başlarında belirginleşmiştir. 1918 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde Osmanlı Devleti’nin verdiği destek ve Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’nün kurtuluşunda oynadığı rol, iki halk arasındaki dayanışmanın yalnızca sembolik değil aynı zamanda somut bir tarihsel gerçeklik olduğunu göstermektedir. Bu dönem, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin sadece ortak kimlik söylemine dayalı değil, aynı zamanda stratejik dayanışma ve ortak kader bilinci temelinde geliştiğini ortaya koymuştur 

Azerbaycan, Türkiye’den sonra en fazla Türk şehidine ev sahipliği yapan Türk yurdudur. Özellikle 1918 yılında Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Bakü’nün kurtuluşu için yürüttüğü mücadele sırasında resmi verilere göre 1130 Osmanlı askeri Azerbaycan topraklarında şehit düşmüş ve bu topraklara emanet edilmiştir. Bakü başta olmak üzere Şamahı, Göyçay, Gence ve diğer birçok şehirde bulunan Türk şehitlikleri, iki halk arasındaki kardeşliğin yalnızca sözde değil, kanla ve fedakârlıkla yazılmış tarihsel bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Çanakkale savaşında Türklük, Müslümanlık ve vatan uğurda şehit olan 253 bin Mehmetçikle birlikte aynı kaderi paylaşan 3 bin Azerbaycanlı Türkünün de şehit olduğu bilinmektedir. Merak edenler gidip Çanakkale’de Azerbaycan şehitliğine bakabilir. Yani iki ülke her sevinçte olduğu gibi kederde de ortaktır.

O nedenledir ki, iki ülke halkı birbirinin acısını kendi acısı, sevincini de kendi sevinci olarak görmektedir. Tarihin farklı dönemlerinde yaşanan sınamalar, savaşlar ve zorluklar karşısında ortaya çıkan bu dayanışma ruhu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin sadece devletler arası bir ittifak değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal ve kültürel kardeşlik bağı olduğunu göstermektedir. Rahmetli Ganire Paşayeva’nın ifadesiyle “Türkiye, Azerbaycan Türklerinin ikinci vatanı değil, Öz vatanıdır!” ifadesi bu durumu özetler niteliktedir. Dolayısıyla iki ülke halkı arasındaki yakınlık, siyasi konjonktürlerin ötesine geçen, tarihsel hafızaya ve ortak kimlik bilincine dayanan kalıcı bir birliktelik niteliği taşımaktadır. Tüm bu bağlar sonucu Türkiye-Azerbaycan ilişkileri çoğu zaman “iki devlet, bir millet” ifadesiyle tanımlanmaktadır. Bu ifade yalnızca duygusal bir slogan değil; tarihsel deneyim, kültürel süreklilik ve stratejik çıkarların kesiştiği çok katmanlı bir gerçekliği yansıtmaktadır. Nitekim Şuşa Beyannamesi ile iki ülke arasındaki ilişkiler müttefiklik düzeyine taşınmış ve siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda kurumsal bir çerçeveye kavuşturulmuştur.

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, bir yazının sınırları içinde tüm boyutlarıyla ele alınamayacak kadar geniş ve derin bir mahiyet taşımaktadır. İşin özü, iki ülke ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan birbirleriyle yoğun bağlara sahip kardeş ülkelerdir; öyle ki birbirinden ayrılma gibi bir lüksleri dahi yoktur. İki ülke birbirini tamamlayan bir yapı arz etmektedir. İki ülke arasında enerji projelerinden ulaştırma koridorlarına, ticaretten savunma iş birliğine kadar birçok alanda gelişen ortaklık bu yakınlığı kurumsal bir zemine taşırken, iki halk arasındaki güçlü dayanışma duygusu da bu ilişkinin en sağlam dayanağını oluşturmaktadır. Bu bakımdan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, çoğu zaman ifade edildiği gibi, yalnızca iki devlet arasındaki bir iş birliği değil; dünyada emsali olmayan “iki devlet, bir millet” anlayışıyla şekillenen tarihsel ve stratejik bir kardeşlik modelidir. 

Bununla birlikte milli egemenlik ilkesi gereğince her ülkenin kendine özgü politikaları bulunabilir. Azerbaycan ilke olarak Türk dış politikasını büyük ölçüde desteklemesine rağmen, kimi zaman kendi iç dinamikleri, bölgesel dengeleri ve ulusal çıkarları doğrultusunda farklı diplomatik yaklaşımlar geliştirebilmektedir. Bu durum iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın zayıflığı olarak değil, aksine egemen devletler arasındaki ilişkilerin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Nitekim güçlü müttefiklik ilişkileri, tarafların kendi ulusal önceliklerini korurken ortak çıkar alanlarında iş birliğini sürdürmelerine dayanır. Bu bağlamda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, zaman zaman farklı taktiksel yaklaşımlar ortaya çıksa da stratejik düzeyde ortak hedefler ve karşılıklı güven temelinde ilerleyen sağlam bir ortaklık niteliğini korumaktadır.

Bu çerçevede ilgili ülkelerin izledikleri politikalar eleştiriye konu olabilir. Ancak bu eleştirilerin etik sınırları aşmaması ve iki ülke ilişkilerine zarar vermemesine özen gösterilmesi şarttır. Hele hele işi hakaret boyutuna taşımak kimsenin haddi değildir. Böyle bir yaklaşım, iki ülkenin iş birliğinden rahatsız olan üçüncü tarafların elini güçlendirmekten ve aralarındaki kardeşlik bağlarını zedelemeye yönelik manipülasyonlara zemin hazırlamaktan başka bir sonuç doğurmaz. Oysa Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler yalnızca siyasi bir ortaklık değil, aynı zamanda tarihsel hafızaya, kültürel yakınlığa ve ortak kader bilincine dayanan güçlü bir kardeşlik ilişkisidir. Bu nedenle farklı görüş ve eleştiriler dile getirilirken dahi, bu stratejik ve tarihsel bağın hassasiyetinin gözetilmesi; kullanılan dilin sorumlu, yapıcı ve saygı sınırları içinde kalması büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde ölçüsüz ve kırıcı söylemler, eleştiriden ziyade iki ülke arasındaki güven ortamını zedeleyen ve ortak çıkarlara zarar veren bir tutuma dönüşebilir.

Son günlerde İran ve İran’la ilişkiler konusunda sosyal medyada yapılan bazı yorumların, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerini zedeleyebilecek bir üsluba büründüğü görülmektedir. Oysa iki ülkenin dış politika tercihleri zaman zaman farklı diplomatik hassasiyetler içerebilse de bu durum, stratejik ortaklığın ve tarihsel kardeşliğin sorgulanmasını gerektiren bir mesele değildir. Türkiye ve Azerbaycan, bulundukları coğrafyanın jeopolitik gerçekleri, bölgesel dengeleri ve ulusal çıkarları doğrultusunda farklı taktiksel yaklaşımlar geliştirebilir; bu, egemen devletlerin doğal bir davranış biçimidir. Ancak bu farklılıkları abartarak iki ülke arasında bir ayrışma varmış gibi göstermek, çoğu zaman iyi niyetli bir eleştiriden ziyade, iki ülkenin yakınlığından rahatsız olan çevrelerin söylemleriyle örtüşen bir yaklaşım hâline gelmektedir. Bu nedenle kamuoyunda yapılan değerlendirmelerde daha dikkatli, sorumlu ve yapıcı bir dil kullanılması; Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihsel kardeşlik ve stratejik ortaklık gerçeğinin göz ardı edilmemesi büyük önem taşımaktadır.

Bu konunun hassasiyetini dikkate alan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, söz konusu sosyal medya paylaşımlarına ilişkin yerinde bir müdahalede bulunarak kamuoyunu bilgilendiren şöyle bir açıklama yapmıştır:

“Son günlerde bölgemizde yaşanan gelişmelerle ilişkili olarak, sosyal medya başta olmak üzere bazı mecralarda Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerine ve Azerbaycan’a yönelik maksadını aşan eleştiri, dezenformasyon ve provokasyon içeren paylaşımlar yapıldığı görülmektedir. 

Sarsılmaz tarihi ve müşterek değerlerle birbirine sıkı sıkıya bağlı olan Türkiye ve Azerbaycan, sadece bugün değil geçmişte de birçok kez karşı karşıya kaldığı sınamalardan başarıyla çıkmıştır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderler seviyesinde öncülük ettiği ikili ilişkiler, her düzeyde “Tek Millet, İki Devlet” şiarıyla yürütülmektedir. 

Kamuoyunun bu kardeşliğe zarar verebilecek maksadını aşan söylemlere, dezenformasyonlara ve kara propaganda faaliyetlerine karşı daha hassas olması; kritik konularda Türkiye ve Azerbaycan makamlarınca yapılan açıklamaları dikkate alması önemle rica olunur.”

Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri sarsılmaz temeller üzerinde inşa edilmiştir. Buna zarar verme riskini taşıyan bilinçli ya da bilinçsiz tüm girişimler, her şeyden önce iki ülkenin ortak tarihine, kardeşlik hukukuna ve stratejik çıkarlarına zarar verme potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle kamuoyunda yapılan değerlendirmelerin, kullanılan dilin ve ortaya konulan eleştirilerin bu hassasiyet gözetilerek dile getirilmesi büyük önem arz etmektedir. Zira Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler sadece siyasi bir yakınlık değil, ortak tarih, kültür ve kader bilinciyle güçlenen köklü bir kardeşlik bağının ürünüdür. Bu bağın zedelenmesine yol açabilecek sorumsuz söylemler ise çoğu zaman iki ülkenin iş birliğinden rahatsız olan çevrelerin amaçlarına hizmet etmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Bu nedenle her iki ülkenin kamuoyunda da sağduyulu, yapıcı ve sorumluluk sahibi bir yaklaşımın hâkim olması, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin korunması ve daha da güçlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: