İNSANI BASTIRAN DÜZENİN İFLASI
Okullarda ardı ardına gerçekleşen katliamlar, derin bir çöküş ve çürüme durumunu göstermektedir. Okul saldırıları, eğitim dahil her şeyin radikal bir şekilde sorgulanmasını gerektirmektedir. Eğitimi bilgiyi aktaran yapı, sistem ve kurum olarak tanımlamanın ve anlamanın günümüzde hiçbir geçerlilliği ve gerçekliği kalmamıştır. Eğitim, insanı insan olarak tanıma, anlama, geliştirme ve ogunlaştırma deneyimidir ve sürecidir. Eğitim, teknik ve bürokratik bir sorun değildir. Eğitimin başında, ortasında ve sonunda insan vardır. Eğitim, her yerinde insanın olduğu insan merkezli bir tecrübedir. İnsanı merkeze almayan bir eğitim sisteminde olan sadece disiplindir, bürokrasidir, ezberdir, itaattir, sınavdır, notlardır. İnsan merkezli eğitimden kastettiğimiz şey, varoluşsal anlamda insanın onurunu, aklını, duygusunu, özgürlüğünü ve düşünü aynı zeminde biraraya getiren, bireyin bütün farklı boyutlarından yaratıcı felsefi, bilimsel, sanatsal, ahlaki, manevi, sosyal ve kültürel pratikler ve stiller ortaya koyan deneyimdir.
Eğitim, insana özgü bir tecrübedir. İnsanın insanlaşması eğitimle mümkündür. Eğitim, kuru, katı ve kapalı bir öğretim faaliyeti değildir. Eğitim, insanın sürekli olarak kendini gerçekleştirme sürecidir.İnsan merkezli olmayan eğitim, insanın kendini gerçekleştirmesine ve geliştirmesine izin vermez ve imkan tanımaz. İnsan merkezli olmayan eğitim, uysallaştırır, standartlaştırır, vasatlaştırır, sıradanlaştırır, anormalleştirir. İnsani eğitimin öznesi ve merkezi, bireydir. Bireyin duyguları, idealleri, düşünceleri, ihtiyaçları, kırılganlıkları, korkuları, yetenekleri ve kapasitesi, insani eğitimin dayandığı asli kaynaktır.
Birey, bilginin yanında sevgiye, güvene, ilgiye, ilişkiye, tutkuya, anlama ve üretmeye dayalı bir hayatı kurmaya ihtiyaç duyar. İnsanın doğal yönelimlerini ve ihtiyaçlarını devlet, toplum, aile, din gibi kurumlar bozduğunda ve yozlaştırdığında birey, kendine, topluma ve dünyaya yabancılaşır ve kendi içine kapanır. Okulun en büyük yanılgısı, çocuğu birey olarak değil, not merkezli bir performans nesnesi olarak görmesidir. Çocuklar için kullanılan yarış atı tabiri bu bağlamda çok yerinde bir nitelemedir.Not, başarı, rekabet, disiplin, testler, insanın önüne geçirilmektedir.Notları, sınavları, testleri, rekabeti insanın ölçüsü ve önceliği haline getiren otoriter eğitim süreçleri, insanın iç dünyasını ihmal ve imha etmekte, onu ruhsuz, duygusuz, düşüncesiz ve düşsüz bir nesneye indirgemektedir.İnsani eğitim, insanın iç dünyasını esas alan ve önceleyen eğitimdir.
İnsani eğitim, bireyin aklını, düşüncesini, düşünü ve duygusunu büyüten ve geliştiren eğitimdir. Birey, büyüyen ve gelişen bir akılla kendini sabit doğmalara, kalıblara, kurumlara ve kaynaklara karşı savunabilir. Birey, büyüyen bir okulla korkularını anlayabilir ve kendini korkularından, kaygılarından özgürleştirebilir.İnsan, gelişen bir akılla kendine yön oluşturablir ve değişimler gerçekleştirebilir. İnsani eğitim, bireyin aklını geliştirmek suretiyle onun kırılganlıklarını, dayanıklılığını ve korkularını da tanımasına ve tartmasına imkan sağlamaktadır.
Eğitim, bireyi hayata hazırlamanın ötesinde hayat tarzının kendisini oluşturan tecrübedir. Eğitim, bireyi ezerek, sindirerek ve silikleştirerek hayata hazırlayamaz. Bireyi güçlendirmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan bir eğitim, bireyin kendi tarzını oluşturmasına katkı sunabilir.Bireyi sürekli olarak yarışa, baskıya, sınava, rekabete, kaygıya ve korkuya sürükleyen bir eğitim pratiği, gerilimin, çatışmanın ve krizin oluşmasına kaynaklık eder. Otoriter eğitimin sonunda bireyde içe kapanma, kararma, yabancılaşma, uzaklaşma ve şiddet yönelimleri ortaya çıkabilir.Kendini inkar eden, baskılayan ve önemsemeyen bir düzende insan, kendini gerçekleştiremez ve geliştiremez.
Bireyi baskılayan, duymayan, görünmez kılan bir düzende okul ve üniversite, bir şiddet mekanına dönüşebilir. Öğrenci-öğretmen ilişkisi, akran zorbalığı, okul içi saldırılar ve ani öfke patlamaları, yalnızca bireysel bozukluklar değil, insan merkezli olmayan eğitim düzeninin sonuçlarıdır. Okul şiddeti, toplumsal ve pedagojik çürümenin göstergesidir. Kendini ifade edemeyen, sözlerini söyleyemeyen insanlar, saldırganlıkla, bağırmayla, gürültüyle ve şiddetle kendilerini ifade ederler, kendilerini şiddetle görünür kılmaya çalışırlar.
Eğitim, hayatı üretimle, sanatla, felsefeyle, bilimle, düşünmeyle, düşle, duyguyla, duyarlılıkla kurma deneyimidir. İnsani eğitimde birey, pasif alıcı değil, yaratıcı öznedir. Eğitim, insanın kapasitesine ve yeteneklerine karşı değil, onlara uygun olmalıdır.İnsan, bilgi yığınıyla doldurulacak boş bir çuval ve çöplük değildir. Eğitim süreçlerinde birey, düşünme, hissetme, arzu etme, gelişme, düş kurma ve anlamlar kurma imkanlarına sahip olmalıdır.Eğitim, bireyi kendi insani bütünlüğüne yakınlaştırmalıdır.
İnsan merkezli eğitimin eleştirel derinliği olmalıdır.Eğitim, dogmatik bağımlılıklardan kurtuluşun alanıdır. İnsan merkezli eğitim, bireyin aklını özgürleştirirken onu ruhsal ve zihinsel tahakkümden de korumalıdır.İnsanın merkezde olmadığı bir düzen, kolayca otorite merkezli bir yapıya dönüşmektedir. Eğitim dahil her alanda insanın iç özgürlüğü savunulmalıdır ve korunmalıdır. Birey, bir ideolojinin, bir gelenek kalıbının ya da bir kutsallaştırılmış otoritenin içinde eriyip gitmemelidir. Eğitim, insanı çoğaltmalı, daraltmamalıdır.
İnsan merkezli olmayan eğitim, bireyin duygu dünyasını baskılamaktadır. Bastırılan şey, ortadan kalkmamaktadır. Baskılanan şey, başka bir biçimde geri dönmektedir. Bu geri dönüş, bazen sessiz bir iç çöküş, bazen öfke, bazen de şiddet şeklinde olmaktadır. Okul saldırıları, yalnızca güvenlik sorunu değildir. Okul saldırıları, insanı merkeze almayan eğitim anlayışının en sert sonucudur. Eğitim, insanın duygusunu, kırılganlığını, öfkesini ve umutlarını tanımadığı zaman, şiddeti üreten bir kaynağa dönüşmektedir.
Sahici eğitim, insanı merkeze alan eğitimdir. İnsanı merkeze almayan hiçbir sistem, uzun süre ayakta kalamaz. İnsan, sadece öğrenen bir varlık değildir. İnsan, hisseden, düşünen, yaralanan, kırılan, iyileşen, arzu eden, bağ kuran ve anlam oluşturan bir varlıktır. İnsani gerçeklikleri ve derinlikleri ihmal ettiğinde eğitim, eğitim olarak nitelenmeyi hak etmemektedir. İnsan merkezli eğitim, bilgi aktarımından ve beceri öğretiminden daha fazlasını ifade etmektedir. İnsan merkezli eğitim, insanın onurunu koruyan, aklını geliştiren, duygusunu tanıyan ve özgürlüğünü büyüten bir varoluş tecrübesidir.
Okulda ortaya çıkan şiddeti, bireyin ahlaki ve psikolojik zayıflığına indirgeyemeyiz. Okuldaki şiddet, insanı merkeze almayan düzenin iflasıdır. Eğitim, insanı anlamla, güvenle ve özgürlükle buluşturamadığında okul, bilginin değil, gerilimin ve şiddetin mekânına dönüşmektedirr. Okuldaki şiddet, bir sapma olmanın ötesinde boyutlar kazanmaktadır. Okuldaki şiddet, ihmal ve imha edilmiş insanlığın çarpık ve yıkıcı bir ifadesidir.