OTORİTER VE TOTALİTER ALGI SİYASETİNDEN DEMOKRATİK OLUŞ SİYASETİNE

06 Nis 2026 - 00:27 YAYINLANMA

Siyaset ve yalan içiçe olan süreçlerdir. Siyaset, kolaylıkla hakikati  ve hukuku kurban vermektedir. Siyaset, yalanı  kendisine  kaçınılmaz yol arkadaşı ve  zemini yapmaktadır.Siyaset ve yalanın içiçe geçmişliği, yönetenler ve yönetilenler arasındaki çarpık ilişkiyi ortaya koyduğu gibi, insanın hakikatle kurduğu  kırılgan ve  kurgusal  bağın da doğasını ortaya koymaktadır. Siyaseti, sadece yönetim tekniği ve tecrübesi olarak anlamak yeterli değildir. Siyaset, dili, algıyı, korkuyu, umudu, itaati, dini ve  kini örgütleyen bir alandır. Siyaset, kendisini hakikat olarak sunmaktadır.  Siyasetin hakikat olma  iddiasının aksine, siyasetin sunduğu ve söylediği hakikat değildir. Siyaset, hakikat adına hakikate rağmen  hakikatin yerine etmek   yerleştirmek istediği kendi kurgusunu, yalanını ve yanılsamasını üretmektedir.

Siyaset ve yalan arasındaki ilişkinin yalan söyleyen siyasetçilerden kaynaklandığı şeklinde  yüzeysel bir algı vardır. Siyaset ve yalan arasındaki ilişki, siyasetçilerin kişisel  yalancılıklarının ötesindedir. Siyaset, hakikati olduğu gibi ifade etmeyi amaçlamaz. Siyaset, hakikati yönetilebilir, kullanılabilir ve etkili  olacak şekilde  ifade etme yoluna gider. Siyaset,  gerçeklikle çıplak hakikat olarak ilgilenmez.  Siyaset, gerçekliğe hep istediği şekli ve içeriği vermeye çalışır. Başka bir ifadeyle siyaset, insanlara kral çıplak dedirtmeme ve göstertmeme çabasıdır.Siyaset, gerçekliği eğip büktüğü, ayıkladığı, kurguladığı, ambalajladığı ve satabildiği ölçüde  başarılı  ve sonuç alan  bir alan olarak düşünülmektedir.

Siyasette ahlaki, manevi, bilimsel, felsefi doğruluk yoktur. Siyaset için asıl olan iktidarın sürekliliğinin sağlanmasıdır. İktidarı sürekli hale getirmenin yolu olarak gerçeği gizlemek, algı üretmek ve sürekli  yalan söylemek, siyasal zorunluluk  olarak görülmektedir. Siyasetçi, yalan söylemeyi, yolsuzluk yapmayı, günah işlemeyi, rüşvet almayı,  şehvetini  her türlü yolla tatmin etmeyi ahlaki sapma ve sapkınlık olarak değil, kendisinin doğal olarak sahip olduğu   ayrıcalıklar olarak görmektedir. Siyasetçi, ahlaksız ve günahkar olma hakkının kendisine bir ayrıcalık olarak kabul edilmesi  gerektiğini sanmaktadır.

Günlük hayatta yalanı, yanlış bilgi olarak anlayabiliriz. Siyasetteki yalan ise, farklıdır. Siyasetteki yalan, sukunluktur, susturmadır,  tahakkümdür,  soygundur,  manipülasyondur.Siyaset, hakikat değildir. Siyaset,  hakikatin nasıl görüneceğini belirleyen sahtekarlıklar ve aldatmacalar sürecidir. Siyaset, aldatmak ister.Siyasetin  yalanı şekillendirmesi, insan ve siyaset arasında  varoluşsal  düzeyde  bir kriz ve kerizlik  ilişkisinin doğmasına yol açmaktadır.

Dünyada siyaset, artık demokratik, sivil ve çoğulcu niteliklerini büyük ölçüde  kaybetmiştir. Dünyanın birçok yerinde siyaset, otoriterleşmekte, totaliterleşmekte, fanatikleşmekte ve  teokratikleşmektedir.Otoriter, totaliter ve teokratik siyasetleri güçlü yapan şey, din, milliyet, tarih, ahlak ve onur adına   hakikati ortadan  ortadan  kaldıran yalanlar söyleyerek toplumları kandırmaları, kerizleştirmeleri ve aldatmalarıdır.Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset, din, ahlak, felsefe, bilim, hukuk ve sanat dahil insana  ve doğaya dair hakikat adına   varolan her şeye çökmekte ve hakikati bir bütün  olarak ortadan kaldırmaktadır.Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset, hakikati çarpıtmakla yetinmemekte, hakikati bir bütün olarak  ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.Otoriter, totaliter ve teokratik siyasetin yalanları ve algıları sonucu, insanlar ve toplumlar, gerçeklik duygusunu ve düşüncesini kaybetmişlerdir. Gerçeklikle bağı kopartılmış insanlar, ekonomik, hukuki, sosyal, siyasal, kültürel alanlarda tam bir fantazi aleminde yaşamaktadırlar. Gerçeklik sonrası dönem olarak adlandırılan mevcut insanlık durumunun  yaratıcısı, otoriter, totaliter ve teokratik siyasettir.

İnsan için tehlikeli olan, yanılmak veya yanıltılmak değildir. Yanılan ve yanıltılan insan, bu durumu sonradan fark edebilir. İnsan için  derin tehlike, gerçeklik duygusundan ve düşüncesinden kopartılmaktır.Gerçeklik duygusu ve düşüncesi köreltilen ve kaybettirilen insan,  kendisine, tecrübesine, düşüncesine ve ayırım yapma yeteneğine güvenemez. Gerçeklikten kopartılan insan, aklını, güvenini ve özgürlüğünü yitirmiş insandır.Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset, insanı gerçeklikten  kopartmak suretiyle hakikat ötesi bir dönem icat etmektedir. İnsanlar, bugün   siyasetin kendileri için uydurduğu gerçek dışı ve ötesi bir dünyada yaşamaktadırlar.

Hakikat ötesi çağda siyaset, artık yalan söyleyerek kendini yormamaktadır. Siyaset,  hakikat yerine hakikatimsi  kurgular üreterek insanları ve toplumları aldatmaktadır ve kandırmaktadır. Siyasetin uydurduğu hakikat ötesi dönemde, hakikat yoktur, hakikatimsilikler vardır. Gerçeklikle bağı kopan insanların ve toplumların anlamadığı gerçek şudur: Hakikat, hakikatimsilik değildir.İnsanlar,  artık bir şeyin doğru  ve yanlış olduğuyla ilgilenmemektedirler.  Siyasetin uydurduğu  hakikat ötesi çağda insanlar, bir şeyin etkili olması, inandırıcı olması ve  yaygınlık kazanmasıyla ilgilenmektedirler.Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset, algının dolaşımıyla, algıyı dolaşıma sokacak temsillerle, gösterilerle ve  performanslarla ilgilenmektedir. Siyaset ve algı, bir bütün haline gelmiştir. Günümüz dünyasında algı ve siyaset, birbirini besleyen tek alan haline  gelmiştir.

Gerçeklikten bağı kopartılan günümüz insanı,  otoriter ve totaliter  siyasal güçler tarafıından  kandırılmayı ve aldatılmayı arzulamaktadır.Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset, baskıyla birlikte rızayı, zorla birlikte hazzı, itaat ve aidiyeti birlikte kullanarak insanlara ve toplumlara  musallat olmakta ve tahakküm kurmaktadır.Otoriter ve totaliter siyasetin ekonomi,  kültür, din, ahlak, savunma, sağlık, ekonomi, altyapı, aile, enerji ve  çalışma alanlarında  söylediği yalanları kolaylıkla içselleştiren ve  yalanlarla dolu bir alanda yaşayan kitleler, rahatlamakta ve teselli  bulmaktadır.

Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset, yalanlar üzerine  sabit kimlikler kurgulamakta, keskin ayırımlar  uydurmakta, sadakat ve  korku  etrafında insanı felç etmektedir.Otoriter, totaliter ve teokratik siyaset uydurduğu yalanlarla, insanı ve toplumu tekrar eden, taklit eden, şartlandırılmış,  düşüncesiz ve akılsız bir makinaya dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

Otoriter, totaliter, popülist, nasyonalist ve teokratik siyasetin ürettiği gerçeklik ötesi dönemin yalanlarına karşı hakikatin dirilişini ve direnişini  sağlayacak yeni bir oluş  maneviyatına ve felsefesine ihtiyaç vardır. Oluş maneviyatı ve felsefesi,  otoriter ve totaliter siyasetin uydurduğu bütün değişmez kimlikleri  reddetmekte, donmuş anlamları  anlamsızlaştırmakta, kesin  ve mutlak hakikat olduğunu dayatan bütün  kurguları kabul etmemektedir. Oluş maneviyatı şunları söylemektedir: Hiçbir sabit kimlik  yoktur. Bütün kimlikler, değişkendir ve akışkandırlar. Donmuş ve durdurulmuş anlamların hiçbiri anlam değil, yalandırlar.Hiçbir hakikatin kesin bir sonucu yoktur. Hakikat,  yenilenen ve yaşanılan süreçlerle sürekli olarak inşa edilen deneyimlerdir.Hakikat, insanı harekete geçiren, yapan ve yaptıran açık bir bilinç ve duygu durumudur.

Oluş maneviyatı ve felsefesi,  otoriter, totaliter ve teokratik siyasetin  milliyet, ahlak, din, medeniyet, aile, devlet adına söylediği  bütün doğmaları reddetmektedir. Bütün doğmalar, yalandır ve yanılsamadır. Hakikat, dönüşüm, değişim ve  diriliş tecrübesidir. Hakikat denilen şey, hiçbir siyasal, kültürel ve  doğmatik kalıbın içine hapsedilemez. Hakikat, insanın sürekli olarak  diğer insanlarla ilişki içinde doğa içinde  kendisini oluşturma tecrübesidir.

Otoriter, totaliter, nasyonalist ve teokratik siyasetin  yalanlarına ve algı operasyonlarına karşı oluş içinde  yaşayan özgür birey,  inançlarını sorgulama, arzularını çözümleme ve korkularını aşma sorumluluğla ve meydan okumasıyla karşı karşıyadır. Otoriter  ve totaliter siyaset,  insanı içeriden ve dışarıdan yönetmek için  insanın korkularını, umutlarını, değerlerini, inançlarını ve anlamlarını üreten bir endüstridir.Otoriter ve totaliter siyaset endüstrisi,   hakikatin gereksizliğine  kişileri  ikna etmeye çalışmaktadır.Gerçeği silikleştirmek, sindirmek ve silmek için   yalanı ve algıyı gerçeğimisi hale getirmeye çalışan otoriter ve totaliter siyaset,  insanların, hakikate, hürriyete ve adalete ihtiyaç duymayan şartlandırılmış makinelere  indirgenmesini istemektedir.Otoriter ve totaliter siyasetin  stratejik hedefi, bireyleri gerçekliğe ihtiyaç duymayan  nesneler haline getirmektir.  Otoriter ve totaliter siyaset, hakikati ve adaleti ihtiyaç olmaktan çıkardıkları takdirde politikalarının ve pratiklerinin   doğruluğunun test edilmesi imkanlarının ortadan kalkacağınıı ve politikaların etki gücünü koruyacağını,  bunun da  gücü elde  tutmak için yeterli olacağının çok iyi farkındadır.

Otoriter ve totaliter siyasetin icat ettiği gerçeklik ötesi mevcut durumda etki, doğrunun yerine geçmiştir, ikna hakikate baskın olmuştur ve algı gerçekliği karartmıştır. Gerçek ötesi ve üstü olarak nitelenen  mevcut insanlık durumunda insanın  gerçeklikle, kendisiyle, doğayla ve insanlıkla bağı ve bağlantısı köreltilmiş ve kopartılmıştır.Demokrasiyi, hukuku, özgürlüğü ve barışı  var etmek için kişinin,  hakikati  yaşantısıyla oluşturmasına imkan sağlayan oluş felsefesine ve maneviyatına dayalı  demokratik oluş siyaseti tecrübesine ihtiyacı vardır. Demokratik oluş siyaseti, otoriter ve totaliter siyasetin yalan, yanılgı ve  algı saplantısından çıkmak için verimli bir imkandır.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: