KOMPLO ONTOLOJİSİNDEN AÇIK ELEŞTİREL ONTOLOJİYE
Yalçın Küçük ismi, Türkiye’de komplocu ontolojinin en problemli biçimlerinden birini ifade etmektedir.Yazdığı hacimli kitaplarda, yüzeyi parçaladığını, görünene saldırdığını, yerleşik kabulleri dağıttığını iddia eden Küçük, kitaplarını bomba olarak gören ve onlarla her şeyi patlattığını iddia eden patolojik bir kişiliktir.Sınırların ötesine geçmek isteyen Küçük, aslında kendini sınırlılığa, karalamaya ve kapalılığa mahkum etmktedir. Dünyanın arkasındaki sırları ve güçleri ifşa ettiğini sanan Küçük, aslında dünyayı açmamakta, dünyayı kapalılığa ve katılığa haps etmektedir. Dünyanın derin sırlarını ifşa etmeye kalkan Küçük, özgürleştirmemektedir. Şüphe üretmekte başarılı olan Küçük, insana, hakikati kuracak tecrübeleri deneyimlemesinin önünü açmamaktadır.Küçük’ün görüşlerini tek tek konuşmak ve tartışmak verimli olmadığı gibi, böyle bir şey acil bir ihtiyaç da değildir. Burada konuşulması ve tartışılması gereken, iki farklı ontoloji biçimidir. Küçük, komplo ontolojisi dediğimiz zihniyeti temsil etmektedir. Küçük’ün komplo ontolojisine karşı açık eleştirel ontoloji dediğimiz zihniyet biçimini kavramsallaştırıyoruz.
Okuyan ve yazan herkes, belirli bir ontolojik zemin içinde hareket etmektedir. Farklı zamanlarda, mekanlarda ve şartlarda birbirinden farklı iddialarda bulunan bir kişinin, tezviratlarını tek tek sorgulamak çok zor olabilir. Kişinin iddialarının kaynağını oluşturan ontolojik anlayışı sorgulamak daha verimli olabilir. Komplo ontolojisi olarak ifade ettiğimiz varlık anlayışı, dünyayı gizli yapıların, görünmeyen güçlerin ve örtük ilişkilerin ürünü olarak algılamakta ve kurgulamaktadır. Komplo ontolojisi, dünyaya yönelik eleştirel bir bakışın başlangıcı olabilir. Komplo ontolojisinde eleştirellik olduğu kadar mutlaklaştırma tehlikesi vardır. Komplo teorisi mutlaklaştırıldığı zaman komplo ontolojisi totaliteryanizmi diyebileceğimiz bir durum ortaya çıkmaktadır. Yalçın Küçük, totaliter bir komplo ontolojistiydi. Düşünceyi mutlaklaştıran komplo ontolojisi, kaçınılmaz olarak dünyayı ve hayatı katı ve kapalı bir sisteme mahkum etmektedir.Komplo ontolojisti olarak Yalçın Küçük, çocuksu komplo zihniyetini aşamamış ve olgunlaşamamış, yıkıcı ve yaralayıcı olmayı devrimci yaşam zanneden birisiydi.
Komplo ontolojisi, olayları açıklama biçimi değildir. Komplo ontolojisi, insanı, hayatı ve dünyayı açıklamakla ve anlamakla ilgilenmemektedir. Komplo, varlığı otoriter, akıldışı ve şiddetle kurma tarzıdır. Komplo ontolojisti, görünen her şeyden şüphe eder. Komplo ontolojisine göre gerçek olan, perde arkasındadir. Komplo ontolojisinin çekicliği, insanın her gördüğüne ilk bakışta kanacak kadar safdil olmaması gerektiğini hissettirmesinden ve perde gerisine yöneldikçe insana gerçeğin kendisine ulaşma zannını vermesinden kaynaklanmaktadır. Komplocu zihniyet, perdenin gerisine doğru derinleştikçe her şeyin kendisini doğruladığını sanmakta ve kendi dünyasının içine kapanmaktadır. Komplocu zihniyet, perde arkasında olup bitenleri aydınlatmamaktadır. Komplocu zihniyet, perde gerisinde yeni karanlık ve kapalı dünyalar ve katmanlar oluşturmaktadır.Hiçbir şeyin göründüğü gibi gerçekleşmediğini sanan komplocu ontoloji, her şeyi bir başka şeyin işareti olarak okumaktadır. Soy isimler, akrabalıklar, mezarlar, hep karanlık ilişkilerin ve yapıların arka planını gösteren veriler olarak kurgulanmaktadır. Yalçın Küçük’ün hacimli kitaplarında, hakikat tecrübesine dair bir şey yoktur. Yalçın Küçük’ün yazıları, hakikati ulaşılabilir ve tecrübe edilebilir bir deneyim olmaktan çıkarmakta, gerçekliği hep ertelenen olmayan bir şeye dönüştürmektedir. Yalçın Küçük örneğinde komplo ontolojisi, insanın gerçekle olan bağını kopardığı gibi, gerçeği anlaşılabilir, araştırılabilir ve açıklanabilir bir olgu olmaktan da çıkarmaktadır. Toplumsal ve tarihsel olayları, hayali bir kaç gizli güçle açıklamaya kalkmak, bilimsel ve rasyonel değildir. Bilimsel ve rasyonel bir zihniyete sahip olmayan Yalçın Küçük’le rasyonel bir iletişim kurmak imkansızlık düzeyinde zordur. Hacimli kitaplar yazmış olmasına rağmen Yalçın Küçük’ün kamusal aklın oluşumuna hiçbir katkısı olmamıştır. Komplo ontolojisti olarak Yalçın Küçük, kamusal akıldışılığın oluşmasına etkin olarak katkıda bulunmuştur.
Komplocu ontoloji, insani ve sosyal gerçekliği açıklamamaktadır veya açıklanmasına yardımcı olmamaktadır. Yalçın Küçük örneğinde görüldüğü üzere komplocu ontoloji, karmaşıklığı, çokluğu ve belirsizliği ortadan kaldırmakta, her şeyi niyetlere bağlamaktadır. Her şeyin niyetlere bağlanması, insanlarda gerçeklik duygusunu aşındırmaktadır. Gerçeklik duygusunu aşındıran komplo ontolojisini benimseyen kişiler, her döneme uygun algı manipülatörlüğü ve komplo fabrikatörlüğü yapma konusunda çok yeteneklidirler ve hırslıdırlar. Komplo ontolojisi, gerçeklikle birlikte özgürlüğün tecrübe edilme imkanını da ortadan kaldırmaktadır. Her şeyin kapalı kapılar ardında derin ve gizli ilişkiler tarafından belirlendiği kabuluyle hareket eden komplocu zihniyet, aslında insana yapılabilecek bir şey olmadığını dayatan kötümser ve karanlık bir kaderciliği dayatmaktadır.Yalçın Küçük’ün yazılarında insan kötümserliğe kapılmakta, içi kararmakta ve karanlık derin yapıların gücü karşısında kendisini aciz ve yetersiz hissetme duygusuyla derin bir çöküş hali yaşamaktadır.
Varlığa, dünyaya ve topluma komplocu bir zihniyetle yaklaşan biri, aydın değildir. Komplocu zihniyete sahip kişi, hayata, insana ve doğaya dair düşünmemekte, sorgulamamakta ve üretmemektedir. Komplocu zihniyete sahip kişi, sistemin ve statükonun işlevsel bir unsuru olarak karartıcı kurguları ve karalamaları kamusal alana taşımakta, dolaşıma sokmakta ve yönlendirmektedir.Komplocu ontoloji, statükoyu ve sistemi, örtük, merkezi ve belirleyici bir yapı olarak düşünmektedir. Kendisini örtük, merkezi ve hakim yapının güçlü bir unsuru sayan komplo ontolojisti, zamanın ve mekanın koşullarına uygun olarak kendisine durumdan vazifeler çıkartır, yazar, çizer, bağırır, kışkırtır,saldırır, yıkar ve yakar.
Komplo ontolojisi, siyaseti, edebiyatı, toplumu, tarihi, ekonomiyi eleştirdiğini iddia eder. Bu iddianın aksine komplocu zihniyet, eleştiri imkanını ortadan kaldırmaktadır.Herkesin ve her şeyin gizli ve karanlık bağlantılar tarafından belirlendiğini iddia eden komplo ontolojisi perspektifinden bakıldığı zaman, hakikati tecrübeyle oluşturma ve söyleme imkanı yoktur. Komplocu zihniyet, özgür bireyi ortadan kaldırmaktadır. Özgür birey yoktur, çünkü gizli ve güçlü yapılar, ağlar ve ilişkiler, özgür bireyi ortadan kaldırmıştır.Küçük’ün komplocu zihniyeti, onu ulusal ve uluslararası güç odaklarının ve örgütlerinin bir parçası olarak hayatının değişik dönemlerinde farklı ilişki biçimleri geliştirmesine neden olmuştur.Oluş zihniyeti açısından aydın olmak, statükonun verdiği bir işlev değil, çok tehlikeli bir risktir. Komplocu zihniyete sahip kişi, kendisine verilen belirlenmiş rolü oynamaktadır. Yalçın Küçük, hayatı boyunca kendisi için belirlenmiş birçok rolü başarıyla oynamıştır.
Yalçın Küçük, komplocu ontolojinin en tipik temsilcisidir.Onun Türkiye okuması, komplocu ontolojinin en çarpıcı örneğidir. O, Türkiye’yi Sabatayistler gibi görünmeyen güçlerin belrlediği bir yapı olarak kurgulamaktadır. Ona göre, siyaset sahnedir, sahnedeki aktörler figürandır, gerçek oyuncular perde gerisindeki ailelerdir, ağlardır ve ilişkilerdir. Küçük’ün bu kurgusu, ilk bakışta buz dağının görünmeyen derin yüzünü gösterdiği zannına kapılmamızı sağlamaktadır. Ancak bu komplocu yaklaşım, siyasetin, toplumun, ekonominin, güvenliğin, diplomasinin, kısacası her şeyin anlamsız ve işlevsiz olduğu bir tablo üretmektedir. Her şeyin derin ilişkiler tarafından yıllar öncesinden belirlendiği ve devam ettirildiği şeklindeki kurgu kabul edildiği takdirde, siyasete, topluma, kısacası ülkeye dair her şey, gerçek birer tecrübe ve pratik olmaktan çıkmakta, anlamsız ve etkisiz bir simülasyon oyunundan ibaret hale gelmektedir.
Komplocu ontolojiden radikal bir şekilde kopmak ve ayrılmak, olgunlaşmak ve gelişmek için gereklidir. Komplocu ontoloji çerçevesinde Türkiye’ye, aydınlara, Kürtlere, Sabatayistlere yönelik tezviratlarda bulunulabilir. Komplocu zihniyet sahipleri, kurgularını tez olarak niteleyebilirler.Yalçın Küçük’ün tezleri yoktur, tezviratları vardır. Komplocu zihniyetin, tez olarak nitelenmeyi hak edecek düşünceleri yoktur. Komplocu ontolojinin tezviratlarını tek tek eleştirmek yerine, düşünme tarzının bizzat kendisinin sorgulanmasına ve eleştirilmesine ihtiyaç vardır. Dünyayı kapalı, katı ve gizli bir sistem, ağ ve ilişkiler olarak vehmetmek yerine hayatın, insanın ve toplumun açık bir oluş süreci olarak kavramak mümkündür. Özgürlüğü mümkün görmeyen her düşünce, bütün eleştirelliğine rağmen, baskıcı, otoriter ve totaliter olmaktan kurtulamamaktadır.
Oluş zihniyeti açısından aydın, kendisini sürekli olarak kurandır. Aydın olmak, tamamlanmış ve kemale eren kişi değildir. Aydın olmak, eksiklik içinde sürekli olarak oluş halinde olan özgür bireydir. Oluş yaklaşımı, varlığın hakikatine komplocu bir ontolojiyle gizli bir kaynağın, ağın ve çekirdeğin açığa çıkarılması olarak bakmamaktadır. Oluş anlayışı, hakikate varlık içinde inşa edilen gerçekliklerin açılması olarak yaklaşmaktadır. Özgürce varlığın açığa çıkarılması ve oluşturulması, açık ve eleştirel ontolojinin gereğidir.
Komplocu ontoloji, ilk bakışta siyasete, hayata, insana, edebiyata, aydına ve iktisada yapılan eleştirel bir yaklaşım olarak gözükebilir. Eleştirel gibi gözüken komplocu ontolojinin, felsefi ve entelektüel derinliği yoktur. Yalçın Küçük örneğinde görüldüğü üzere komplocu ontoloji, hakikati gizlenmiş bir şey, insanı ve toplumu gizli güçler ve ağlar tarafından belirlenen, kontrol edilen ve yönetilen şeyler olarak vehmetmektedir.Yalçın Küçük, bir aydın değildir. O, komplo teorileriyle bireyin ve toplumun zihnini iğfal ve iğdiş etmeye kalkan bir manipülatör ve fabrikatördür.Komplocu ontoloji, hayatı, toplumu ve siyaseti, kapalı ağlar ve ilişkiler olarak kurgulamaktadır. Açık ve eleştirel oluş yaklaşımı açısından insan, bütün imkanların kaynağı ve dünya açık bir oluş alanı olarak tasavvur edilmektedir.
Komplocu ontoloji, aşılması gereken bir durumdur. Komplocu ontoloji, her şeyden şüphe etmektedir. Yalçın Küçük, radikal nitelikte şüphe eden biriydi. Şüphe, düşüncenin doğmalaşmasını önleyen en önemli insani niteliktir. Ancak Yalçın Küçük, şüpheciliğini komplocu ontolojiye dönüştüren bir yazardı. Oluş yaklaşımı açısından şüphe, ontolojiye dönüşmeden araç ve metod olarak korunmalıdır. Hakikat, gizli ve gizemli değildir. Hakikat, bilgi ve deneyimle bireyin ve toplumun sürekli olarak oluşturduğu tecrübedir. Her tecrübenin eleştirilmesi, özgürlüğü, oluşu ve hakikatin gelişimini birlikte korumaktadır.
Dünya göründüğü gibi değildir. Dünyanın göründüğü gibi olmadığı gerçeği, bizi komplocu ontolojiye kapılma karanlığına götürmemelidir. Dünya, hayat, insan ve toplum gizliliklere sahip olduğu gibi, açılabilecek olgulardır. Maskeleri düşürmeyi kendilerine görev bilen komplocu yazarlar, herkesin maskesini düşürdüklerini iddia ederler, ancak arkalarında, onlarca maskesi olan kişilikler bırakırlar. Yalçın Küçük’ün onlarca şapkası, maskesi ve kişilikleri vardır. Hangi Yalçın Küçük’ün gerçek Yalçın Küçük olduğunu bilmemize nerdeyse imkan yoktur. Yalçın Küçük, arkasında tek bir Yalçın Küçük bırakmamıştır. Yalçın Küçük, arkasında Yalçın Küçükler bırakmıştır. Yalçın Küçük’ün kim olduğu sorusunun hiçbir anlamı yoktur. Onun arkasından sorulması gereken soru, hangi Yalçın Küçük? sorusudur.
Hakikate hiçbir sadadakati olmayan komplocu zihniyet sahibi kişi, iktidarla epistemolojik ve ontolojik bir bütünlük içinde hareket etmekte, düşüncelerinde hiçbir ontolojik risk bulunmamakta, kendisini, devrimin, devletin, örgütün, milletin ve tarihin temsilcisi olarak en yüce otorite olarak konumlandırmaktadır, yazmaktadır ve konuşmaktadır.Siyasette, edebiyatta, akademide ve medyada her şeyin gizli ve çürümüş yüzünü teşhir ve ifşa ettiğini iddia eden Yalçın Küçük, derin bir kapanmayı ve çürümeyi içeren bir zihniyetin temsilcisidir. Küçük’ün çürütücü zihniyetinde demokrasi, hukuk, barış, özgür birey yoktur. Küçük, otoriter, totaliter, militarist, kolektivist, komplocu, nasyonalist ve devletçi bir militandı. Sadece kendisinin düşündüğünü zanneden Küçük, hiçbir farklı ve yeni yüze tahammül etmiyordu ve kendisinden farklı olan herkesi karalıyor ve karartıyordu. Yalçın Küçük’ün Türkiye, aydın ve Kürtler üzerine tezleri yoktur. Yalçın Küçük’ün Türkiye, aydın ve Kürtler üzerine karalamaları vardır.
Düşünmek, yeni yüzlerin ortaya çıkmasını mümkün kılmaktır. Hayat ve hakikat, sürekli olarak oluşturulan deneyimlerdir. Özgürlük, zincirleri görmek kadar, zincirleri kırmayı da gerektirmektedir. Gizli zincirleri gösterdiğini iddia eden komplo ontolojisi, aslında yeni karanlıklar inşa etmekte ve insanın zincirlerini kırma umudunu kırmaktadır.