KOMPLO ONTOLOJİSİNDEN AÇIK ELEŞTİREL ONTOLOJİYE

13 Nis 2026 - 01:03 YAYINLANMA

Yalçın Küçük ismi, Türkiye’de komplocu ontolojinin  en problemli biçimlerinden birini ifade etmektedir.Yazdığı hacimli kitaplarda, yüzeyi parçaladığını, görünene saldırdığını, yerleşik kabulleri dağıttığını iddia eden Küçük, kitaplarını bomba olarak gören ve onlarla her şeyi patlattığını iddia eden  patolojik bir kişiliktir.Sınırların ötesine geçmek isteyen Küçük,  aslında kendini sınırlılığa, karalamaya ve kapalılığa mahkum etmktedir. Dünyanın arkasındaki  sırları ve güçleri ifşa ettiğini sanan Küçük, aslında dünyayı açmamakta,  dünyayı kapalılığa ve katılığa  haps etmektedir. Dünyanın derin sırlarını ifşa etmeye kalkan Küçük,  özgürleştirmemektedir. Şüphe üretmekte başarılı olan Küçük,  insana,  hakikati kuracak tecrübeleri deneyimlemesinin önünü açmamaktadır.Küçük’ün  görüşlerini tek tek konuşmak ve tartışmak verimli olmadığı gibi, böyle bir şey acil bir ihtiyaç da değildir. Burada konuşulması ve tartışılması gereken,   iki farklı ontoloji biçimidir. Küçük, komplo ontolojisi dediğimiz zihniyeti temsil etmektedir. Küçük’ün komplo ontolojisine karşı açık  eleştirel ontoloji dediğimiz zihniyet biçimini  kavramsallaştırıyoruz.

Okuyan ve yazan herkes, belirli bir ontolojik zemin içinde  hareket etmektedir. Farklı zamanlarda, mekanlarda ve şartlarda  birbirinden farklı iddialarda  bulunan bir kişinin,  tezviratlarını tek tek  sorgulamak  çok zor olabilir. Kişinin  iddialarının kaynağını oluşturan ontolojik anlayışı sorgulamak daha  verimli olabilir. Komplo ontolojisi olarak ifade ettiğimiz varlık anlayışı, dünyayı  gizli yapıların, görünmeyen güçlerin ve  örtük ilişkilerin  ürünü olarak algılamakta ve kurgulamaktadır. Komplo ontolojisi, dünyaya yönelik   eleştirel  bir   bakışın başlangıcı olabilir. Komplo ontolojisinde  eleştirellik olduğu kadar mutlaklaştırma tehlikesi vardır. Komplo  teorisi mutlaklaştırıldığı zaman komplo ontolojisi totaliteryanizmi diyebileceğimiz bir durum  ortaya çıkmaktadır. Yalçın Küçük,   totaliter bir komplo ontolojistiydi. Düşünceyi mutlaklaştıran komplo ontolojisi,  kaçınılmaz olarak dünyayı ve hayatı katı ve kapalı bir sisteme mahkum etmektedir.Komplo ontolojisti olarak Yalçın Küçük, çocuksu komplo zihniyetini aşamamış  ve olgunlaşamamış,   yıkıcı ve  yaralayıcı  olmayı  devrimci yaşam zanneden birisiydi.

Komplo ontolojisi, olayları açıklama biçimi değildir. Komplo ontolojisi, insanı, hayatı ve dünyayı açıklamakla ve anlamakla ilgilenmemektedir. Komplo, varlığı otoriter, akıldışı ve şiddetle kurma tarzıdır. Komplo ontolojisti,  görünen her şeyden  şüphe eder. Komplo ontolojisine göre gerçek olan, perde  arkasındadir. Komplo ontolojisinin  çekicliği,   insanın  her gördüğüne  ilk bakışta kanacak kadar safdil olmaması gerektiğini hissettirmesinden ve  perde gerisine yöneldikçe insana  gerçeğin kendisine  ulaşma  zannını vermesinden kaynaklanmaktadır. Komplocu zihniyet,  perdenin gerisine doğru derinleştikçe  her şeyin kendisini doğruladığını sanmakta ve kendi  dünyasının içine kapanmaktadır. Komplocu zihniyet, perde arkasında olup bitenleri aydınlatmamaktadır. Komplocu zihniyet, perde gerisinde yeni  karanlık ve kapalı dünyalar ve katmanlar oluşturmaktadır.Hiçbir şeyin  göründüğü  gibi gerçekleşmediğini   sanan komplocu ontoloji, her şeyi bir başka  şeyin işareti  olarak  okumaktadır. Soy isimler, akrabalıklar,  mezarlar, hep karanlık ilişkilerin ve yapıların   arka planını  gösteren veriler olarak kurgulanmaktadır. Yalçın Küçük’ün  hacimli kitaplarında, hakikat tecrübesine  dair bir şey yoktur. Yalçın Küçük’ün yazıları, hakikati  ulaşılabilir ve  tecrübe edilebilir bir deneyim olmaktan çıkarmakta, gerçekliği  hep ertelenen olmayan bir şeye dönüştürmektedir. Yalçın Küçük örneğinde komplo ontolojisi, insanın  gerçekle  olan bağını kopardığı  gibi, gerçeği  anlaşılabilir, araştırılabilir ve açıklanabilir bir olgu olmaktan da çıkarmaktadır. Toplumsal ve tarihsel olayları,  hayali bir kaç gizli güçle açıklamaya kalkmak, bilimsel ve rasyonel  değildir. Bilimsel ve rasyonel bir zihniyete sahip olmayan Yalçın Küçük’le rasyonel bir iletişim  kurmak imkansızlık düzeyinde zordur. Hacimli kitaplar yazmış  olmasına rağmen Yalçın Küçük’ün kamusal aklın oluşumuna hiçbir katkısı olmamıştır. Komplo ontolojisti olarak Yalçın Küçük, kamusal akıldışılığın  oluşmasına etkin olarak katkıda bulunmuştur.

Komplocu ontoloji, insani ve sosyal gerçekliği açıklamamaktadır veya açıklanmasına yardımcı olmamaktadır. Yalçın Küçük örneğinde görüldüğü üzere komplocu ontoloji, karmaşıklığı, çokluğu ve belirsizliği ortadan  kaldırmakta, her şeyi niyetlere bağlamaktadır. Her şeyin niyetlere bağlanması, insanlarda gerçeklik duygusunu aşındırmaktadır. Gerçeklik duygusunu aşındıran  komplo ontolojisini benimseyen kişiler,   her döneme uygun algı manipülatörlüğü ve komplo  fabrikatörlüğü yapma konusunda  çok yeteneklidirler ve hırslıdırlar. Komplo  ontolojisi, gerçeklikle birlikte özgürlüğün  tecrübe edilme imkanını da ortadan kaldırmaktadır. Her şeyin kapalı kapılar ardında derin ve gizli ilişkiler tarafından belirlendiği kabuluyle hareket eden  komplocu zihniyet, aslında insana yapılabilecek bir şey olmadığını dayatan kötümser ve karanlık bir  kaderciliği dayatmaktadır.Yalçın Küçük’ün   yazılarında  insan kötümserliğe kapılmakta, içi kararmakta ve  karanlık derin  yapıların  gücü karşısında kendisini aciz ve yetersiz hissetme duygusuyla derin bir çöküş  hali yaşamaktadır.

Varlığa, dünyaya ve topluma komplocu bir zihniyetle yaklaşan biri, aydın değildir. Komplocu zihniyete sahip kişi,  hayata, insana ve doğaya dair düşünmemekte, sorgulamamakta ve üretmemektedir. Komplocu zihniyete sahip kişi, sistemin ve statükonun işlevsel bir unsuru olarak   karartıcı kurguları  ve karalamaları kamusal alana taşımakta, dolaşıma sokmakta ve yönlendirmektedir.Komplocu ontoloji, statükoyu ve sistemi, örtük, merkezi ve belirleyici bir yapı olarak düşünmektedir. Kendisini örtük, merkezi ve hakim yapının  güçlü bir unsuru  sayan  komplo ontolojisti,    zamanın ve mekanın koşullarına uygun olarak  kendisine durumdan vazifeler çıkartır, yazar, çizer, bağırır, kışkırtır,saldırır, yıkar ve yakar.

Komplo ontolojisi, siyaseti, edebiyatı, toplumu, tarihi, ekonomiyi eleştirdiğini iddia eder. Bu iddianın aksine komplocu zihniyet, eleştiri imkanını ortadan kaldırmaktadır.Herkesin ve her şeyin   gizli ve karanlık bağlantılar tarafından belirlendiğini iddia eden komplo ontolojisi perspektifinden bakıldığı zaman,  hakikati tecrübeyle oluşturma ve söyleme imkanı yoktur. Komplocu zihniyet,  özgür  bireyi ortadan kaldırmaktadır. Özgür birey yoktur, çünkü  gizli  ve güçlü yapılar, ağlar ve ilişkiler, özgür bireyi ortadan kaldırmıştır.Küçük’ün komplocu zihniyeti, onu ulusal ve uluslararası güç odaklarının ve örgütlerinin bir parçası olarak  hayatının değişik dönemlerinde farklı ilişki biçimleri geliştirmesine neden olmuştur.Oluş   zihniyeti açısından aydın olmak, statükonun verdiği bir işlev değil, çok tehlikeli bir risktir. Komplocu zihniyete sahip kişi, kendisine verilen belirlenmiş rolü oynamaktadır. Yalçın Küçük, hayatı boyunca   kendisi için belirlenmiş birçok rolü başarıyla oynamıştır.

Yalçın Küçük, komplocu ontolojinin  en tipik temsilcisidir.Onun Türkiye okuması, komplocu ontolojinin  en çarpıcı örneğidir. O, Türkiye’yi  Sabatayistler gibi görünmeyen güçlerin belrlediği bir yapı olarak kurgulamaktadır. Ona göre, siyaset sahnedir,  sahnedeki aktörler figürandır, gerçek oyuncular perde gerisindeki  ailelerdir,  ağlardır ve ilişkilerdir. Küçük’ün bu kurgusu, ilk bakışta  buz dağının  görünmeyen   derin yüzünü gösterdiği  zannına    kapılmamızı sağlamaktadır. Ancak bu komplocu yaklaşım, siyasetin, toplumun, ekonominin,  güvenliğin, diplomasinin, kısacası her  şeyin anlamsız ve işlevsiz  olduğu bir tablo üretmektedir. Her şeyin  derin ilişkiler tarafından  yıllar öncesinden belirlendiği ve devam ettirildiği şeklindeki kurgu kabul edildiği takdirde, siyasete, topluma, kısacası ülkeye dair her şey, gerçek birer tecrübe ve pratik olmaktan çıkmakta,   anlamsız ve etkisiz bir simülasyon oyunundan  ibaret hale gelmektedir.

Komplocu ontolojiden  radikal bir şekilde kopmak ve  ayrılmak, olgunlaşmak ve gelişmek için gereklidir.  Komplocu ontoloji çerçevesinde  Türkiye’ye, aydınlara, Kürtlere, Sabatayistlere yönelik  tezviratlarda bulunulabilir. Komplocu  zihniyet sahipleri,  kurgularını tez olarak niteleyebilirler.Yalçın Küçük’ün tezleri yoktur, tezviratları vardır. Komplocu zihniyetin, tez olarak nitelenmeyi hak edecek düşünceleri yoktur. Komplocu  ontolojinin  tezviratlarını  tek tek eleştirmek yerine, düşünme tarzının  bizzat  kendisinin  sorgulanmasına ve eleştirilmesine ihtiyaç vardır. Dünyayı kapalı, katı ve gizli bir sistem, ağ ve ilişkiler olarak vehmetmek yerine  hayatın, insanın ve toplumun açık bir oluş  süreci  olarak kavramak mümkündür. Özgürlüğü mümkün görmeyen  her düşünce, bütün eleştirelliğine rağmen, baskıcı, otoriter ve totaliter olmaktan kurtulamamaktadır.

Oluş zihniyeti açısından aydın, kendisini sürekli olarak kurandır. Aydın olmak, tamamlanmış ve kemale eren kişi değildir. Aydın olmak, eksiklik içinde  sürekli olarak oluş halinde  olan  özgür bireydir. Oluş yaklaşımı, varlığın hakikatine  komplocu bir ontolojiyle gizli  bir kaynağın,  ağın ve çekirdeğin açığa çıkarılması  olarak bakmamaktadır. Oluş anlayışı,  hakikate  varlık içinde inşa edilen gerçekliklerin açılması  olarak yaklaşmaktadır. Özgürce varlığın açığa çıkarılması ve oluşturulması,  açık ve eleştirel ontolojinin  gereğidir.

Komplocu ontoloji,    ilk bakışta siyasete, hayata, insana, edebiyata, aydına ve iktisada  yapılan eleştirel bir yaklaşım olarak gözükebilir. Eleştirel gibi gözüken komplocu ontolojinin, felsefi ve entelektüel derinliği yoktur. Yalçın Küçük örneğinde görüldüğü üzere komplocu ontoloji,  hakikati  gizlenmiş bir şey, insanı ve toplumu gizli  güçler ve ağlar tarafından belirlenen, kontrol edilen ve yönetilen şeyler olarak   vehmetmektedir.Yalçın Küçük, bir aydın değildir. O, komplo teorileriyle bireyin ve toplumun  zihnini iğfal ve iğdiş etmeye kalkan bir manipülatör ve fabrikatördür.Komplocu ontoloji, hayatı, toplumu ve siyaseti, kapalı ağlar ve ilişkiler olarak kurgulamaktadır. Açık ve eleştirel oluş yaklaşımı açısından  insan,   bütün imkanların kaynağı  ve dünya  açık bir oluş  alanı olarak tasavvur edilmektedir.

Komplocu ontoloji,  aşılması gereken bir durumdur. Komplocu ontoloji,  her şeyden şüphe etmektedir. Yalçın Küçük, radikal nitelikte şüphe eden biriydi. Şüphe,  düşüncenin doğmalaşmasını önleyen  en önemli insani niteliktir. Ancak Yalçın Küçük, şüpheciliğini   komplocu ontolojiye dönüştüren  bir yazardı. Oluş yaklaşımı  açısından şüphe, ontolojiye dönüşmeden  araç ve metod olarak korunmalıdır. Hakikat, gizli ve gizemli değildir. Hakikat, bilgi ve deneyimle  bireyin ve toplumun sürekli olarak oluşturduğu tecrübedir. Her tecrübenin  eleştirilmesi, özgürlüğü, oluşu ve hakikatin gelişimini birlikte korumaktadır.

Dünya göründüğü gibi değildir. Dünyanın göründüğü gibi  olmadığı gerçeği, bizi komplocu ontolojiye  kapılma  karanlığına götürmemelidir. Dünya, hayat, insan ve toplum gizliliklere sahip olduğu gibi, açılabilecek olgulardır. Maskeleri düşürmeyi kendilerine görev  bilen komplocu yazarlar,  herkesin maskesini düşürdüklerini iddia ederler, ancak arkalarında,   onlarca maskesi olan kişilikler bırakırlar. Yalçın Küçük’ün onlarca şapkası, maskesi ve kişilikleri vardır. Hangi Yalçın Küçük’ün gerçek Yalçın Küçük olduğunu bilmemize nerdeyse imkan yoktur. Yalçın Küçük, arkasında tek bir Yalçın Küçük bırakmamıştır. Yalçın Küçük, arkasında Yalçın Küçükler bırakmıştır. Yalçın Küçük’ün kim olduğu sorusunun hiçbir anlamı yoktur. Onun arkasından sorulması gereken soru, hangi Yalçın Küçük? sorusudur.

Hakikate hiçbir sadadakati olmayan komplocu zihniyet sahibi kişi, iktidarla epistemolojik ve ontolojik bir bütünlük içinde hareket etmekte,  düşüncelerinde hiçbir ontolojik risk bulunmamakta, kendisini, devrimin,  devletin, örgütün, milletin ve tarihin temsilcisi olarak en yüce otorite olarak konumlandırmaktadır, yazmaktadır ve konuşmaktadır.Siyasette, edebiyatta, akademide ve medyada her şeyin gizli ve  çürümüş   yüzünü teşhir ve ifşa ettiğini  iddia eden Yalçın Küçük, derin bir kapanmayı ve çürümeyi içeren bir zihniyetin  temsilcisidir. Küçük’ün çürütücü zihniyetinde demokrasi, hukuk, barış, özgür birey yoktur. Küçük, otoriter, totaliter, militarist, kolektivist, komplocu, nasyonalist ve devletçi bir militandı. Sadece kendisinin düşündüğünü zanneden Küçük, hiçbir farklı ve yeni yüze tahammül etmiyordu ve kendisinden farklı olan herkesi karalıyor ve karartıyordu. Yalçın Küçük’ün  Türkiye, aydın ve Kürtler üzerine tezleri yoktur. Yalçın Küçük’ün Türkiye, aydın ve Kürtler üzerine karalamaları vardır.

Düşünmek, yeni yüzlerin ortaya çıkmasını mümkün kılmaktır. Hayat ve hakikat,   sürekli olarak oluşturulan  deneyimlerdir. Özgürlük, zincirleri  görmek kadar, zincirleri kırmayı da gerektirmektedir. Gizli zincirleri   gösterdiğini iddia eden komplo ontolojisi, aslında  yeni karanlıklar inşa etmekte ve insanın zincirlerini kırma umudunu kırmaktadır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: