VAROLUŞUN YOLU: ÖZGÜRLÜK VE AŞK
İnsan, aşkı yitirince aklını, bilimini, sanatını, felsefesini, ahlakını kaybetti. Aşkın ve aklın yitiminden dolayı, insan doğmalara, vehimlere ve yanılsamalara teslim oldu. İnsanın en büyük kaybı, aşktır. Aşk, bütün otoritelerden, kaynaklardan ve kurumlardan daha güçlüdür. Aşkın yitimi, insanın yitimidir. Aşkı yitiren insan, bedeninden utanmakta, doğa susmakta ve insan sertleşmektedir. Bedeni coşkulandıran, doğayı konuşturan ve insanı cıvıl cıvıl hale getiren şey, aşktır.
İnsan, sevme yeteneğini ve kapasitesini kaybetti. Sevmek, hediyelere, tatillere ve yemeklere indirgendi. Sevmek için bunlar gerekli değildir. Sevmek için lazım olan şey, özgürlüktür. Özgür olmayan sevemez. Sevmeyen insan, özgür kalamaz. Özgür olmayan kişinin, aşıkr olması mümkün değildir. İnsan olmaya dair her şey, özgürlükle ilgilidir. Sevgi ve sevgiliye dair her şey, özgürlüğe dair olmalıdır.
Aşk, derin bir duygu olarak insanın varoluş tecrübesidir. İnsan, özgürlük sayesinde aşk duygusunu bir varoluşsal tecrübeye dönüştürebilir. Sevmek, varlığı paylaşmak ve güçlendirmektir. Kişilerin birbirlerine sahip olmadan bağ kurmalarını, birbirlerine tahakküm etmeden varolmalarını, korkmadan birbirlerine açılmalarını ve birbirlerine kontrol etmeden birlikte olmalarını sağlayan şey, aşk ve özgürlüktür. Aşk ve özgürlük, sürekli birlikte olmak zorundadır. Birinin varlığı diğerinin yokluğu halinde, ikiside ucube hale gelmektedir.
İnsan, aşk ve özgürlüğü birlikte varoluşsal bir tecrübe olarak yaşamak yerine onu legal, sosyal ve doğmatik sözleşmelere çevirdi, kurallarla katılaştırdı ve ahlakçılık hapishanesinde tutsaklaştırdı.İnsanın en büyük yanılsamalarından biri, aşka ve özgürlüğe evcilleştirilmesi gereken vahşi hayvanlar gibi muamele edilmesi gerektiği şeklindeki kuruntudur. İnsan, aşkı ve özgürlüğü evcilleştirdikçe onları öldürdü. Aşksız ve özgürlüksüz ucube nitelikte bir insani durumu hep birlikte yarattık.
İnsanı canlı kılan dinamik güç, tutkudur. Tutku, cinselliktir, düşünmektir, üretmektir, risk almaktır.Tutku, uygarlığı yaratan ateştir.Tutku öldüğünde, insan hayatı bir mezarlığa dönüşmektedir. Mezarlık karanlığının ve sessizliğinin olduğu toplumların en önemli özelliği, tutkudan yoksun oluşlarıdır. Tutkudan yoksun toplumlara fanatizm, şiddet, cehalet ve sefalet egemen olmaktadır.Tutkudan yoksun toplumlara tutkularından korkmaları dayatılmakta ve en büyük erdemin tutkuları kontrol etmek olduğu öğretilmektedir.Tutkunun kontrol edilmezliği gerçeği, hakimiyet, servet ve siyaset sahiplerini korkutmaktadır. Tutku, değişim ister. Statüko, tutkuyu bastırarar sürekli olarak kendini varetmenin peşindedir. İnsanlığın tutkular eğitimine ihtiyacı vardır. Tutkuları bastırmamayı veya tutkuyu pornografiye indirgememeyi öğrenmek lazımdır. Tutkuların bastırılması, yapaylık, yalancılık ve yabancılaşma üretmektedir. Tutkuları bastıran değer adı altında kurgulanan kuruntulara insanın ihtiyacı yoktur.
Aşk, özgürlük sayesinde gerçekleşen bir tecrübedir. Sevgi, zorunluluğun, zorbalığın ve zorun meyvesi değildir. Bağlılık, korku ve kontrolle gerçekleşmez. İtaat, saadet ve muhabbet üretmez. İtaat, cehalet ve esaret üretir.Özgürlüğün olmadığı yerde insanlar sevmiş gibi roller yaparlar. Sevgililer gününün pahalı hediyeler, otel tatilleri ve yemekler şeklinde kutlanmasının nedeni, erkeğin kadına seviyormuş gibi rol yapan sevgili olma zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Günümüzde herkes, sevgili olarak davranmak yerine sevgiliymiş gibi sahte bir rolün ağırlığı altında ezilmektedir.
Özgür insan, ahlaklı, sadık ve sevgili olarak davranma imkanına sahiptir. Günümüzde insanların birbirini aldatmasının ve kandırmasının nedeni, özgürlüğün yokluğudur. Özgürlüğün yokluğu, bütün ahlaksızlıkların ve aldatmaların kaynağıdır.Özgürlüğü olmayan insanlar, zorunlu bağımlılıklardan dolayı beraber oldukları kişileri aldatmakta ve kandırmaktadırlar.
Özgürlük, akıl ve aşk merkezli yeni bir hümanizm, günümüz dünyasının acil ihtiyacıdır.Hümanizm, insanın kibirli olarak kendisini tanrılaştırması değildir.Hümanizm, insanın yeniden ve sahiden kendisini insanlaştırmasıdır. İnsan, akıldır. İnsan, bedendir. İnsan, arzudur, tutkudur ve ruhtur.İnsan, bilimdir, felsefedir, edebiyattır, ilişkidir.Bütün bunlar insanı güçlü yaptığı gibi, bunlar aynı zamanda insanı çok kırılgan bir varlık haline getirmektedir. İnsanı güzel ve değerli yapan şey, onun tamamlamamış, eksik ve kusurlu varlık olmasıdır. İnsan, akılla, özgürlükle ve aşkla kendi eksikliklerini tamamlamaya çalışandır Hümanizm, insanın doğa içinde kendi kendini geliştirme ve güzelleştirme çabasıdır.
İnsan, doğa içinde olduğu sürece kendini var edebilir, geliştirebilir ve büyütebilir. Doğadan kopan insan, küçülen, silikleşen ve silinen insandır.Doğadan koptukça insan, katılaşmakta, kararmakta ve kapanmaktadır. Kararan, kapanan ve katılaşan insan, siddet, cehalet ve sefalet üreten iradesiz, ahlaksız, akılsız ve aşksız bir makineye dönüşmektedir.İnsan hayatı, doğa içinde bir akış halindedir. Hayat, bütün kurallardan, kaynaklardan, kurumlardan ve kimliklerden daha büyüktür. Hayat, hiçbir metne sığdırılamaz. Aşk, hayatın ve doğanın hiçbir şeye sığdırılamazlığının insan tarafından tecrübe edilmesidir. Aşk ve doğada, itaat yoktur, özgürlük vardır.
Erkepğin en büyük yanılgısı, kadını bastırmakla her şeyin daha iyi olacağı saplantısını tek çözüm sanmasıdır. Kadın, hayat, hakikat ve hürriyettir. Kadın, sorununu, bir haklar meselesi olmanın ötesinde bir hayat, hakikat ve hürriyet üçgeni içinde ele almak lazımdır.Kadının kadınlığı bastırıldığında hayat, merhamet, hürriyet, sanat, edebiyat, sıcaklık, temas, ilişki, hikmet, maneviyat, empati bastırılmaktadır. Kadın özgür olduğu zaman, ahlak, akıl ve adalet varolmaktadır. Erkek egemenliği, erkeğin kadınla birlikte kendini engellemesi, sevme kapasitesini zayıflatarak kendini güçsüzleştirmesi demektir. Aşk, erkek ve kadının karşılıklı olarak birbirlerini güçlendirmesidir, geliştirmesidir ve genişletmesidir.
İnsan, cinsel varlıktır. Cinselliğin kendisi kirli değildir. İnsan, cinselliği bir temizlenme ve olgunlaşma tecrübesi olarak yaşamayı beceremedi. İnsan, sürekli olarak bedeninden utandırıldı, arzularından korkutuldu, temastan ve ilişkiden uzaklaştırıldı. Bedene düşmanlık, doğmalaştırıldı. Bedenden utanmak, ahlak ve erdem olarak dayatıldı.Bedeni ve arzuyu bastırmak, onların yokluğu anlamına gelmemektedir.Sevme yeteneğini yitirmiş insan, yönetmek saplantısı içinde olmaktadır.Sevmek, dokunmaktır. Dokunamayan ve sevişemeyen insan da sadistçe diğer insanlara tahakküm etmenin peşinde olmaktadır. Psikanaliz ve Freud, bastırılan arzuların, şiddet, tasallut ve tahakküm olarak bize geri döndüğünü göstermektedir.
Hümanizm, yasak ahlakı yerine hayat ahlakını geliştirmeye ihtiyacımız olduğunun bize fark ettirmektedir.Hayat ahlakı, korkudan ve kontrolden değil, bilinçten, akıldan ve duygudan kaynaklanmaktadır. Hayat ahlakı, bedenle barışmayı, özgürlükle sorumluluğu, kadın-erkek eşitliğini, aşkla cesareti, tutkuyu ve yaratıcılığı ve doğayla uyumu esas alan insan ve yaşam yanlısı perspektiftir.
Korku ve kontrol, insani yol değildir. Korkuya ve kontrol merkezli hiçbir yaklaşım, insani medeniyetin gelişimine kaynaklık etmemektedir. İnsanlığı ve medeniyeti var eden şey, aşk, akıl, ahlaktır ve adalettir.Korku, düzen, disiplin ve itaat, cehalet üretmektedir. Korku, sanat, kültür, edebiyat, felsefe, müzik, eğitim, entellektüellik üretemez. Korkuya dayalı iktidar kurulabilir, ancak korkuya dayalı kültür oluşturulamaz. İnsan, kendisini aşkla ve özgürlükle var edebilir. Hayat, aşkın ve özgürlüğün meyvesidir. Sevmeyi ve aşkı sahiden öğrenmeden, insanın özgür ve akıllı olması mümkün değildir. Seviyormuş gibi roller oynamak, sevgi olmadığı gibi, sevgili olmak da değildir. Aşk, mış olmayı kaldırmaz.Akıllıymış gibi, ahlaklıyımış gibi ve aşıkmış gibi yapılan her şey, insan hayatının her alanını çürütür. Aşk, insanın varlığından kaynaklanan doğal ve derin bir duygu olarak onun en doğal varolma biçimidir. Aşkta varolmak ve var etmeyi öğrenmek insanın önündeki çetin bir meydan okumadır.