PUT ZİHİN, KAPALI ZİHİN
Kapalı zihin, farklı fikirlere, insanlara, yaşam stillerine tahammül etmez. Kapalı zihin, tahammülsüzlüğün ötesinde bir karanlık ve karartma durumudur. Kapalı zihin, kendi kabullerini mutlak hakikat sanan, kendini sorgulama yeteneğini kaybetmiş bir varoluş biçimidir. Kapalı zihin, dünyayı anlamaz. Kapalı zihin, dünyayı sabitlemek, katılaştırmak, kabalaştırmak, dondurmak ve daraltmak ister. Kapalı zihin, belirsizlikten korkar, çoğulculuktan rahatsız olur, farklı olanı tehdit gibi algılar. Kapalı zihnin bu sapkınlığının aksine düşüncenin canlılığı, tam da bu belirsizlik alanında ortaya çıkar. Kapalı zihin, hayatı akış halinde kavrayamaz. Kapalı zihin, hayatı dogmalar, kalıplar ve kesin hükümler içine hapsederek güvenli ama dar bir hapishane kurar.
Kapalı zihnin en temel özelliği, kendi inancını, kanaatini ya da ideolojisini eleştiriden muaf görmesidir. Kapalı zihin, hakikati arayan bir bilinç değil, hakikatin sahibi olduğunu sanan bir sapkınlık halidir. Kendisine yönelen her soruyu bir saldırı, her itirazı bir saygısızlık, her farklılığı bir bozulma olarak yorumlar. Böylece düşünme, bir keşif faaliyeti olmaktan çıkar; tekrar eden, kendini onaylayan, durağan bir iç konuşmaya dönüşür. Kapalı zihin için öğrenmek, yeni bir hakikatle karşılaşmak değil, eski ezberleri daha yüksek sesle tekrar etmektir ve dayatmaktır.
Kapalı zihin aslında düşünmeyen zihindir. Düşünmek, risk almaktır. Düşünmek, insanın kendi kesinliklerinden şüphe edebilmesidir. Şüpheyi yasaklayan her bilinç, düşünmeyi de öldürür. Bu nedenle kapalı zihinler, genellikle itaati erdem, sorgulamayı ise tehdit olarak görürler. Kapalı zihinlerin dünyasında düzen, özgürlükten daha değerlidir; uyum, hakikatten daha önemlidir. Kapalı zihinlere hakim olan putların dünyasında insan, yaşayan bir özne olmaktan çıkar, dogmaların taşıyıcısına dönüşür. Kendi adına düşünmeyen birey, zamanla kendi adına yaşamayı da bırakır.
Kapalı zihnin en tehlikeli tarafı, cehaletini bilgi gibi sunabilmesidir. Çünkü kapalı bilinç, bilmediğini bilmez. Kendi sınırlarının farkında olmadığı için kibir üretir. Bu kibir, yalnız bireysel bir karakter sorunu değil; aynı zamanda kültürel, manevi ve siyasal bir tahakküm biçimidir. Kapalı zihin, farklı olanı anlamaya çalışmaz; onu bastırmaya, susturmaya veya ahlaken mahkûm etmeye yönelir. Böylece düşünme alanı bir hakikat arayışına ve oluşuna değil, ideolojik ve doğmatik polisliğe dönüşür. İnsanlar, düşüncelerini geliştirmek için değil, ait oldukları gruba, doğmaya ve kimliğe sadakatlerini kanıtlamak için buyurmaya başlarlar.Kapalı zihin, konuşmaz, buyurur.
Kapalı zihinsel yapı, bireysel olduğu kadar toplumsal bir sorundur. Kapalı zihinler çoğaldığında toplumda diyalog zayıflar, empati azalır, kamusal alan sertleşir. İnsanlar birbirini anlamaya değil, birbirini yok etmeye yönelir. Fikirler tartışılmak yerine sloganlara indirgenir. Böyle bir ortamda hakikat geri çekilir; yerini öfke, propaganda ve sürü psikolojisi alır. Kitleler düşünce üretmez; hazır kanaatleri tüketir. Böylece toplum, düşünen bireylerden değil, reflekslerle hareket eden yığınlardan oluşmaya başlar.
Kapalı zihin, çoğu zaman kutsallık iddiasıyla kendisini korur. Din, ideoloji, gelenek, ulus, ahlak veya kültür adına konuştuğunu söyleyerek eleştirilemez bir alan yaratmaya çalışır. Oysa eleştiriden kaçan her düşünce çürümeye başlamıştır. Hakikatin korkuya ihtiyacı yoktur; yalnızca iktidarın, korkuya ihtiyacı vardır. Bu yüzden kapalı zihin, çoğu zaman hakikati değil, kendi otoritesini savunur. Çünkü sorgulanan şey yalnız fikirleri değil, aynı zamanda onun varoluş güvenliğidir.
Kapalı zihin için hayat, yaşayan bir oluş değil; kontrol edilmesi gereken bir düzendir. Bu nedenle o, spontane olanı, yaratıcı olanı, erotik olanı, taşkın olanı ve özgür olanı tehdit olarak görür. İnsan bedeninden, arzudan, bireysellikten, sanattan ve kahkahadan bile rahatsız olabilir. Çünkü bütün bunlar, katı düzenleri çözen yaşamsal güçlerdir. Kapalı bilinç, hayatı disipline ederek koruyabileceğini sanır; fakat gerçekte hayatı kurutarak onu mekanik bir itaate dönüştürür.
Kapalı zihnin karşıtı açık zihin olmakla birlikte, açık zihin sınırsız bir gevşeklik ya da ilkesizlik değildir. Açık zihin, kendi inancını bütünüyle terk eden değil; onu sorgulamaktan korkmayan zihindir. Kendi haklılığından emin olmaya değil, gerçeğe sadık kalmaya çalışır. Soru sormayı zayıflık değil, düşünsel cesaret sayar. Farklı sesleri tehdit değil, imkân olarak dinler. Çünkü insan, ancak kendi sınırlarını aşabildiği ölçüde derinleşebilir.
Gerçek düşünce, konfor alanında değil, sarsıntıda doğar. Bu yüzden kapalı zihin, yalnızca entelektüel bir eksiklik değil; aynı zamanda varoluşsal bir korkudur. Dünyanın değişmesinden, anlamların çoğalmasından, insanın özgürleşmesinden korkan bilinç, kendisine duvarlar örer. Fakat insanı koruyan şey duvarlar değil, düşünme cesaretidir. Kapalı zihin ise sonunda kendi karanlığında yankılanan bir monologtur. Kapalı zihin, çok buyuran ama hiçbir şey anlamayan putların alacakaranlığından oluşan bir aptallık ve ahmaklık hâlidir.